Kedi

Sineklik aralık kalmış. Oradan girdi kedi. Evin içine… Bahçede dolanan. Kedi sayısının çokluğuna bakınca. Yine de ucuz kurtardık. Girenler iki üç taneydi. Bir ikisi beni gördü. Ve hemen. Girdikleri yerden. Bahçeye sıçrayıp kaçtılar. Diğer biri daldı evin içine. Hem de ne dalış. Üst kata mı. Mutfak tarafına mı. Yoksa banyoya mı. Farkedemedim bile. Daha girer girmez de. Şangur şungur sesler. Bir şeyleri devirmeye. Kırmaya başladı. Korkudan her halde!.. Kayboldu. Saklandı yani..

Ne olacak tabii. Başladım aranmaya. Kenardaki beyzbol sopasını aldım. Gürültü yapıp. Korkutarak. Deliğinden çıkarmaya çalıştım. Oradan oraya koşuşturma. Kaçma kovalama. Derken. Sonunda baktım ki baş edemiyorum. Aşama aşama. Kapıları kapatarak iz sürmeye başladım…. Sonunda da kış bahçesinde sıkıştırdım onu…

Her tarafı kapalı. Bir cam kutunun içinde. Kaldık mı baş başa!.. Ve işte. Sonrasında. Sahiden şaşırdım kaldım.. Ama önce. Sahneyi anlatmalıyım. Kış bahçesi. On onbeş metrekare bir alan. Her tarafı cam. Dışarısı bahçe. Çimenlerden bulutlara kadar görünüyor. İki kapısı var. Biri içeri eve. Diğeri dışarı bahçeye açılıyor. O an ikisi de kapalı… Ve o alanda ben ve kedi. Başbaşayız. Saklanacağı hiç bir yer de yok!.. Yeraltı örgütü kuramazsa eğer.!

Kedi. Baktı ki saklanamıyor. Beni görünce. Hızla. Camdan cama sıçramaya başladı. Korktu herhalde. Kediler korkar mı? Bilemem!.. Dışarı çıkmak için. Her seferinde de cama çarptı. Camlar kalın. Sanırım biraz sersemlemiştir. Ve, o gördüğü dışarıya. Neden kaçamadığını. Anlayamamıştır. Sonunda o bir kedi! Şeffaflık nedir bilmiyor! Ama yılmadı. Azimli. Baktı ki olmuyor. Bu kez. Camın yükseklerine sıçramaya başladı. Bir açıklık aradı. Neredeyse üç metre yükseklik! Evet sıçradı. Ve oralara ulaştı da. Başı arşa değdi! İşte buna şaşırdım. Sen kimsin! Boyun ne! Bosun ne! Nasıl yükselirsin bu kadar?  Ama her seferinde. Yukarıda da bir çıkış bulamayıp. Tırnakları. Cama sürtünerek aşağı kaydı. Sonunda o bir kedi. Yer çekimini. Her yükselenin düşeceğini bilmiyor! Tüm köşelerde. Denedi bunu. Sonunda. Nefes nefese kaldı. Durdu. Çaresizce masanın üzerine tünedi. Tünedi diyorum. Çünkü birden. Bir serçe masumiyetine bürünüverdi. Buna da şaşırdım!…. Bana baktı. Göz göze geldik… Bakıştık bir kaç saniye. Boynunu kıstı. Başını yukarı kaldırdı. Dudaklarını büzerek. Uzun uzun. Kedilerden hiç duymadığım bir şekilde. Hiç duymadığım bir ses ile. Deriiin deriiin mırıldandı. Bu da şaşırttı beni.

Sanki çaresizliğini kabul edip. Sanki. “Bana bir şey yapma” der gibi. Benden bir çıkış yolu istedi. Ben o an. Gerçekten bunu hissettim… Gözleri. Duruşu. Yüz şekli. Çıkardığı ses…. Tüm bunları görünce. Evet. Ben bunu hissettim… Sanki konuştu da. “Beni buradan kurtar!” diye yalvardı… Acıdım haline!

Böyle bakışırken. Bir yanlışımı farkettim. Kedi gitsin istiyordum. Çıksın istiyordum. Kediden kurtulmak istiyordum. Ama Gideceği bir yol açmamıştım. Her tarafı kapatmıştım. Kedi de. Kaçmak istiyordu. Benden kurtulmak istiyordu. Ama kaçamıyordu. Çünkü. Kaçacağı bir çıkış yoktu…  Bunları düşününce. Hafifçe bahçeye açılan. Kapıya yaklaştım. Kediyi ürkütmeden. Kapıyı araladım…. Farketmedi. O hala. Çaresizce bana bakıyor. Inleyerek mırıldanıyordu…. Yavaş yavaş. Geri çekildim. Ondan uzaklaştım. Cama yaslandım. Hareketsiz bekledim.. Böylesi bir kaç dakika geçti.

Üstüne gitmediğimi… Ne diyeyim! “Sezmiş olmalı” diyeyim. Sakinledi galiba. İnlemeyi bıraktı. Etrafına bakındı.. Araladığım kapıyı farketti herhalde.. Bir sıçrayışta bahçeye fırladı… Derin bir oohhh çektim! “Nihayet kurtuldum” dedim.

O on onbeş dakika. Bana onbeş yirmi yıl gibi geldi. Basit bir olay. Ama etkilendim. Düşündüm de. Kedi bile özgür olmak istiyor. Tabii ki o kedi. Özgürlük nedir bilmiyor. Öyle bir kavramı yok. Ama özgürlük nedir. O. Bunu hissediyor. O kedinin. Sayfalarca kedi hakları beyannamesi yok. Tabiatın basit kuralları. Ona yetiyor da artıyor.

Sonradan bir şey dikkatimi çekti.  Köşeye sıkışmış da olsa. O kedi. Bana saldırmıyor. Saldırmaya. Teşebbüs bile etmiyor. Sadece serbest kalmak istiyordu. Ama bir düşünün. Ya o. Bir kedi değil de. Bir köpek olsaydı.. Köşeye sıkışmış bir köpek olsaydı. Neler olurdu acaba? Ya da. O bir çakal. O bir sırtlan olsaydı…. Köşeye sıkışmış bir domuz olsaydı. Neler yapardı acaba?

Böyle düşününce. Halime şükrettim.

Ama peki. Ya o bir. İnsan olsaydı!….. Bir hırsız mesela! Gecenin bir yarısı. Bir şekilde. Elinde bir silahla. Evin içine girip. Sırtındaki torbaya . Çaldıklarını doldurup. Bir de. Suçüstü yakalanıp. Köşeye sıkışınca. “Evinizi teftiş ediyorum. Sizin güvenliğiniz için….” Diyecek kadar. Pişkin bir Yalancı…. Olsaydı. Ben de inanmak zorunda kalmayacak mıydım ona? Yok eğer. İnanmayacak olursam da. Bağıra çağıra. Üzerime saldırmaya hazır. Çaresizlikten. Köşeye sıkışmışlıktan. Gözü dönmüş. Elindeki silaha güvenip. Güçlü haklıdır diyen. Bir zalim…  Hem yalancı. Hem de zalim bir hırsız olsaydı… Ne yapardım acaba?

Allah korudu!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s