Gram Adam

 

Dolabımızda. Hiçbir elbise olmasa bile. Yine de hergün. Bir elbise giyer. Başlarız günümüze. Çıplak dolaşacak değiliz ya! Sonrasında da. Değiştirir dururuz gün boyunca… Değiştiririz mi dedim? Evet öyle! Elbise dedimse. Bunu bir bez parçası sanmayın. Ya da bir şövalye zırhı. Bu örtünülen bir şey değil. Bu daha çok…!

Okumaya devam et

Kutu 12 – Son çığlık

 

Hippilik. Bu bir özlemdi… Bay X’ in bedeninden kurtulan ruh. Bir beyaz kuş olmuş. Kutuda terkedilmiş olan. Bir hayali. Bir özlemi. Kutudan çıkarıyordu… Kompleksin çatısından. Bedenini boşluğa bıraktığı o an. Bay X’ in içindeki. Büyük bir çelişki de. Çözülüyordu… Ne çelişki ama! Bir yanda. Ait olmak için. Hayat boyu hazırlandığı. Kutu yaşamı. Ardından. Kutuda yaşama zorunluluğu. Ama sonrasında. Her kutu gününde. Her kutu deneyiminde. Kutu dünyasından biraz daha uzaklaşıp. İçinin derinliklerinde. Bilinçaltının kuytuluklarında. Kutu dışı bir hayatı besleme. Büyütme…

Okumaya devam et

Kutu 11 – Çiçek Çocuklar

 

Yalnız bir beden. Yerde kıvrılmış. Hareketsiz. Hemen yanıbaşında. Donakalmış bir görevli. Şaşkın… Taş kırıntıları arasında. Kan sızıntısı. Yolunu arayan. Koyu kırmızı bir sızıntı. … Bay X. Yerde yüzüstü. İçinden içinden sayıklıyor. “Neden, acı çekmiyorum? Nasıl oluyor da düşünebiliyorum? Arafta mı kaldım? O yüksek bekleme odasında! Yaşamla ölümün kıyısında. Cehennem ile cennet arasında. Oradamıyım?”…

Okumaya devam et

Marka’j

 

Zaten. Şu “marka” kavramı ile. Derdim vardı. Bir de. O söyleşiyi okuyunca. Aldım kalemi elime. Hırsımı kağıtlardan çıkardım… Sonra da buruşturup. Attım bir kenara… Sevimsiz duygularımın çoğunu paylaşmam. Ama hiçbirini de içime atmam. İçimde tutmam. Çoğu zaman yazarak. Kendime yazarak. Duygularımı dışa dökerim. Kurtulurum onlardan. Sonra da. Çöpe atarım… “Marka olmak” anlayışına. Marka kavramına karşı da değişik duygularım vardır. Oldum olası kızmışımdır bu sözcüğe. Bu beş harfin içinde. Gerçeklikten uzak. Bir “sahtecilik” duygusu taşıdığı. İzlenimi alırım. “Aldatma” ile doldurulmuş bir boşluk…

Okumaya devam et

Kutu 10 : Kon – Tiki

Yerdeydi Bay X. Kutudan. 128. kattan atlamıştı. Etrafındakileri. Selfi’cileri gözlüyordu. “Bu selfi’ cileri bilirim!” diye geçti aklından. “Daha yoldayken. Alelacele. Bu “Selfi” yi. Facebook sayfasına koyacaklar. İnstagram’ a yerleştirecekler. Ardından… “Aaaa! Yerde kan var!” “ Ne oldu? Nasıl oldu?” “ Bu bir ceset mi? İyi ki başına düşmemiş”… gibi dahiyane yorumlar alacaklar. Sevinecekler… Daha da sonra. Bunlara. Cevabi açıklamalar gelecek. “İşte. Adam yukardan düştü”. “Adam” dediği de benim. Bir insan. “Tam da önüme düştü”…. “Bennnn gördüm”. Tabii bunlar da üstün yorumlar olacak… Ardından da. “Like” sayacaklar. Yarıştıracaklar. Böyle böyle. O gün. O günün anları. Dolacak. Hay huyla! Hay huy’ lardan biri de. “Ben” olacağım. Günün menüsü. Ben. Bay X!”

Okumaya devam et

Misafir 2 – Çöl Çalıları

Sonuç olarak. Dünyanın misafirleriyiz. Gelip gidiyoruz. Kendimizi fazla büyütmeyelim. Herkes öyle. Balıklar da. Kediler de. Kuşlar da. Doğadaki tüm canlılar. Hatta cansızlar bile. Masalda söylendiği gibi. Bir varmış. Bir yokmuş. Ömür nedir ki? Hepsi hepsi. Göz açıp kapama süresi… İnsanın tüm hayatı içindeki. Bir akşam misafirliği kadar… Sakın şaşırmayın. Hesaplayın. Görürsünüz. İlk insan türleri. “Homo türü”. 2 milyon yıldır, yerküre üzerinde. Bir insanın ömrü ise. Fazla fazla 30.000 gün. Sayılı…

Okumaya devam et

Kargacık burgacık Yıl

 

Bu yıl müsvedde bir yıl oldu… Hiçbirşey yerli yerinde değil gibi! Herşey yerini arıyor gibi. Tüm dünya böyle… Müsveddeyi önemserim. Okuma yazmayı öğrendiğimden beri. Hep müsvedde yaparım. Başlangıçta kağıtlar üzerine karalardım. Sonraları. İlk okulun sonlarına doğru. Baktım ki. Kağıtlar çoğalıyor. Dağılıyor. Kayboluyor. Bir defter aldım. Sarı saman kağıtlı. Ve çizgisiz. Ve kalınca. O benim müsvedde defterim oldu.

Okumaya devam et