Yaprak 3 – Perde Arkası


“Gerçeği, insanların ölçüsü ile değil; insanları gerçeğin ölçüsü ile tanı”  Hz.Ali (Ali bin Ebu Talib / 599 – 661)

Yaprak benim en iyi arkadaşım. Ne zaman ona baksam. Bana sorular sorup. Beni düşündürüyor. “Tabiat aklı” denilen şey bu olsa gerek! Yaprak’ dan öğrendim ki. Şu hayatta. Bir gördüklerimiz var. Bir de görmediklerimiz. Bu hep böyle. Tabiat aleminde de. İnsanlar dünyasında da. Bu böyle. Ama. Evet ama. Yine öğrendim ki. Aralarında büyük bir fark var. Nedir bu önemli fark derseniz. Fark şudur: Tabiatta hiç bir oyun yoktur. Tabiat. Hiç bir şeyi saklamaz! Ve tabiat. Hiç bir zaman da saklanmaz. Ama.  İnsanlara gelince. Onlar da. Oyunun her türlüsü var! Hem de sahnede değil. Perde arkasında! Ve onların. Perde arkası oyunları. Hiç mi hiç bitmez!….

Okumaya devam et

Yaprak 2 – Düşecek!

“Az anlamak, ters anlamaktan iyidir” Anatole France ( Fransız yazar. 1844 – 1924)

Ben yaprağa takıntılıyım! Belki de. Tabiatı sevdiğimden. Çimen deyip. Ot böcek deyip. Yaprak deyip geçemem! Bir şekilde oynaşırım onlarla. Sizler de. Yaprak deyip geçmeyin!. O küçücük. Ve sevimli tabiat parçası. Yani bir yaprak. Bizlere. Neler neler anlatır . Sadece hayatın geçici olduğunu değil. Varolmanın boşu boşuna olmayıp. Bir anlam taşıdığını. Yokolmanın da. Bir son değil. Yeni bir başlangıç olduğunu gösterir bize. Ama. Yaprağı ciddiye alıp. Biraz daha dikkatle düşünürsek. Bir şeyi daha farkederiz.. Hem de çok önemli bir şeyi! Nedir o derseniz? Bunu zaten biliyorsunuz!.. Ama belki. Bildiğinizi bilmiyorsunuz!

Okumaya devam et

Tagg

Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir” / Hz. Mevlana (1207 – 1273; Tasavvufçu, ilahiyatçı ve Sufi mistik şair)

Daha yürümeye  başlamamıştı. Kaşla göz arasında. Emekleye emekleye. Camın kenarına gelmiş. Dizleri üzerinde. Hafifçe doğrulup. Her iki elini de. Cama yaslamıştı… Camın öteki yanında ise. Yine cama dayanmış. İki pati vardı. Yüzler cama yakın. Hareketsiz. Sessiz. Birbirlerine bakıyorlardı… Merakımdan. Hafifçe yaklaştım. Beni farketti. Daha konuşmaya başlamamıştı ama. Başını döndürüp. Hafifçe. Bir bebek gülümsemesiyle.. “Tagg” diye mırıldandı…

Okumaya devam et

Tüm Zamanların En İyisi (Tekrar)

Hangi dilden, Hangi dinden, Hangi topraktan olursan ol, Atatürk’ü sevmemek mümkün mü?….Atatürk bir insanlık sanatçısıdır”… Sigmund Freud (1856 -1939 / Psikanaliz Biliminin kurucusu)

Sezar. İskender. Napolyon.. Ayağa kalkın. Büyüğünüz geliyor!  İtalyan spiker. Duyuruya bu sözcüklerle başlar. Tarih. Onkasımbindokuzyüzotuzsekiz’ dir. O gün. Mustafa Kemalin naçiz vücudunun. Yani fiziksel varlığının. Son bulduğu gündür. İtalya radyosu da. Tüm dünya gibi. Mustafa Kemal’ in. Vefatını duyurmaktadır.

Okumaya devam et

Yaprak 1 – İzler

Ey insan kadere az bahane bul, buğday ektin de arpa mı biçtin!

Fuzuli (1480 ler – 1556 / Türk Divan Şairi)

Bir yaprak. Evet bir yaprak. Onu düşünün. Eğer izlerseniz. Ki ben hep izlerim. İlkbaharın erken döneminde. Karşımdaki akça ağacın bir dalına bakar. Ya da bir çınar ağacını gözüme kestirir. Kabuğu patlatmakta olan. Bir noktasına gözümü dikerim. Orada. Bir hayat. Yavaş yavaş şekillenir. Yapraklaşır. Sert rüzgarlarla. Mücadele eder. Yazın sıcaklarını atlatır. Sonbahar gelince. Hafiften sararır. Boynunu büker. Kurur gibi olur… Ve düşer. O’Henry‘ nin “Son yaprak” öyküsünü okuduğumdan beri. Zaman zaman. Bir ağacı arkadaş edinir. Ve bu oyunu oynarım…

Okumaya devam et

Seçim 11 – Cehalet kuşları

Ne kadar yüksekten uçarsak, uçamayanların gözünde o kadar küçülürüz” / Friedrich Nietzsche (1844 – 1900 / Alman filozof)

Görüyor musunuz? Kuşları görüyor musunuz?. Havada uçuşup durmaya başladılar…. Bunlar. Nietzsche’ nin. “Muhteşem Yırtıcı Kuşlar” ı değil.. Bunlar. “Şapkadan çıkan kuşlar”. Konu da “seçmek” ise . Sanırım ki.. Friedrich Nietzsche’ den söz etmenin tam da zamanı!…

Okumaya devam et

Eylül’ün altısı (tekrar)

Geçmiş hiç bir zaman ölmez. Hatta hiç bir zaman geçmiş olmaz” / William Faulkner ( 1897 – 1962 / Amerikalı yazar)

Ne zaman bir pastanenin önünden geçsem. Başımı hafifçe vitrine doğru çevirir. Yan gözle bakarım. Acaba kırık mı diye. Vitrin camı çatlamış mı? Cam kırıntıları pastaların, kurabiyelerin üzerine dökülmüş mü? Pasta kremaları ezilip yerlere yapışmış mı? Aklımdan bu sorular geçer. Ve bir resim belirir gözümün önünde. Kırık tahta parçaları. Yırtılmış perdeler, bezler. Ters dönmüş çikolata kutuları. Üzerine basılmış. Ezilmiş. Yerde yan yatmış bir tartı. Ters dönmüş bir kasa. Her yana saçılmış bozuk paralar.

Bu neyin resmi?

Okumaya devam et

Yaparsa Muhtar yapar!

“Esas trajedi bu: Bir kişinin kötü olmaya cesaret etmesi değil! Milyonlarca insanın iyi olmaya bir türlü cesaret edememesi!” (John Fowles / İngiliz roman ve deneme yazarı. 1926 -2005)

Diyelim ki. Bir muhtarsınız. Yani bir mahallede. Gücü olan bir idarecisiniz. Atanmış değil. Seçilmiş biri olduğunuzu. Kabul edelim. Yani. Mahalle arkanızda. Nasıl seçilmiş olduğunuzu ise. Şimdilik söz konusu etmeyelim!.. Mahalleye. Çocuklar için. Bir park yaptırmak istiyorsunuz. Ne güzel bir amaç değil mi? Güzel olmaz olur mu! Bir “” yapacaksınız! Yani mahallenize bir “hizmet” yapacaksınız. Hem de çocuklara. Ne güzel bir duygudur kimbilir! Mahallesine. Çocuklara hizmet etmek. Değil mi?.. Öyledir. Öyledir!

Okumaya devam et

Seçim 10 – Bitmeyen Resim

“Seçimler kaderin menteşeleridir” / Edwin Markham (1852 – 1940 / Amerikalı şair)

Emin olun. Fazla uzağa gidemezsiniz. Kısa sürede. Bir yerlerde çakılır. Bloke olursunuz. Ve hayatınız durur! Yani. Tabii ki yaşarsınız. Gözleriniz görür. Kulaklarınız da duyar. Tabii ki. Nefes alır verirsiniz. Ama. Hayatınız akmaz. İlerlemez!.. İsterseniz bir deneyin. Bir sabah kalktığınızda. Kendinize şöyle bir söz verin. “Bugün hiçbir seçim yapmayacağım!” diye. Bakalım neler olacak! Ya da olmayacak… Ben söyleyeyim.. Hazırlıklı olun! Hiç farketmemiş olduğunuz bir şeyi kavrayacaksınız.

Okumaya devam et

Abede 8 – Süt Tozu

“Hayranlık, esaret getirir.”

Henry Van Dyke (1852 – 1933. Amerikalı şair, yazar.)

Abedeye hiç gitmedim. Yalnızca bir kez. Kanada sınırında. Niagara şelalesi üzerinden. Abedeye uzaktan baktım. Hepsi bu!… Mesleğim gereği. Davetler aldım. Gidebileceğim. Kongreler toplantılar oldu. Gitmedim!.. Mesleğim gereği olmasa da. Arizona’daki Grand Canyonu. Alaskadaki Mendenhall buzul mağaralarını… Hatta. New York’daki Metropolitan sanat müzesini. Bir ihtimal. Beyaz sarayı bile. Merak edebilirdim. Ettim de. Ama gitmedim! Kısmet değilmiş. Allah nasip etmedi! Deyip geçiştirilebilir. Ama hiç de öyle değil! Sebebini biliyorum…..

Okumaya devam et