Salgın 1 – Apokaliptik

 

Alışmıştık. Adım adım alıştırılmıştık. Öylesine fazla şaşırdık da denemez. Doğal bir şeymiş gibi geldi. Neredeyse de bekliyor gibiydik. Belki de bu sebeple. Önceleri umursamadık. “Bu salgın da nedir? Bu virüs de nedir?” Dedik mi? Bence demedik. Son yirmi yıldır. Gelecek ile ilgili. O kadar çok. Karamsar filmler. Anlaşılmaz. Karanlık olaylar. Gizemli bir ifade ile söylersek de. “Apokaliptik” girişimler. Sanat diye sunuldu ki. Ve bu arada da. Bir o kadar da çok. Salgın filmi sürüldü ki piyasaya. Bunu da o filimlerden. Biri mi sandık ne! Belki. Hafiften. Bir oyunmuş gibi. Biz de sanki oyuncularmış gibi düşünmenin. Eşiğine kadar geldik sanırım. Oyun mu acaba? İşte onu bilemem! Aklımı da bulandırmak istemem! Ama..

Okumaya devam et

Çukur 5 – Çatlama

abçkr

Siz. Evet siz! Bir çatırtı. Bir çatlama sesi duyuyor musunuz? Duymadınız galiba… Bir zamandır var. Nasıl duymazsınız? Ses çukurdan geldi… Düzlükteyseniz eğer. Düzlüktekiler. Çukurdakileri. Hem duyar. Duymalıdır! Hem de görür. Görmelidir! Duymamak ve görmemek. Ne mümkün!

Okumaya devam et

Çukur 4 – Mızraklar

İlk sarı altın. Gizlice. Cebe girdiği an. Vicdanın üzerine bir örtü çekilmiş. Beyin. Sürülerle yalanı üretmeye. Hazır hale gelmiştir. Çünkü. Bak kardeşim! Burası gerçekten çok önemli! “Günah işlemenin birçok araçları vardır, fakat yalan bunların hepsine uyan bir saptır. Bundan sonrasında ise. Artık kurnazlık çalışır. Acaba bu altından daha var mı? Bu toprağın altında!.. Hırs ve açgözlülük. Uyanıklık ve cambazlık. Hepsi elele tutuşur. Enerji olur… Soysuz sopsuz. Boşgezer. Başlar toprağı eşelemeye. Bir kaç sarı toz daha bulmaya başlayınca….da.

Okumaya devam et

Çukur 3 – İlk Altın

 

Çukurda. Her kim varsa. Bilin ki “artist”  dir. Artistlik yapar. Yani rol yapar. Çünkü çukurda olanların. Gerçekle bağları kopuktur. Onların kılavuzu. “Menfaat” dir. Hep. Çıkar peşinde koşar dururlar. Menfaat’ i örtmek için de. Tiyatro kurarlar. Artistlik yaparlar. Yapmak zorunda kalırlar. Dedim ya! Kuliste. Perde arkasında yürütülen. Bir şeyleri örtbas etmek için… Gerçi. Bu artist sözcüğünün. Batı dillerindeki kökenine bakınca. Pek de çukurdakilere uymuyor ama…

Okumaya devam et

Çeşme

Toprak arsaya. Dört taş koyar. Iki kale yapar. Başlardık top oynamaya. Çim yok. Direkler yok. Ağlar yok. Yer çizgileri yok. Zaten tüm bunlara. Gerek de yok. Az biraz seyirci var. Mahalle arkadaşları. O an için oyun dışında kalanlar. Ama sonradan. Oyuna girecek olanlar… Bazan da. Seyirci diye. Civar evlerden. Pencereye çıkıp bakanlar.. Komşular.

Okumaya devam et

Büyük Buhran 1 : Felaket Ahmet

Annesi ve babası adını “Burhan” olarak koymuş. Ama biz ona “Buhran” deriz. Burhan. Dede adıymış. İlahi aydınlık demekmiş. Ve bu sözcük. Kitaplarda geçermiş. Galiba ilahi kitapların birinde. Her neyse! Bunları bize anlatır anlatır övünürdü. Bir çocuk. İsmiyle neden övünür durur ki. Bunu pek anlayamazdık… Okumaya devam et

Yeni Yıl 2 – Hiçlik

 

Bu dünyada her şey boşuna. Hayat. Uçsuz bucaksız bir sonsuzluk. Ve derin bir boşluk. Bir insan olarak. Geliyorsun ve gidiyorsun. Hepsi bu… Van Gogh’ a göre. Böyle bir hayat. Bitmeyen bir “hüzün”. Pascal’ e göre ise. Büyük bir “haksızlık”… “..bilmiyorum dünya nedir. Ben kimim bilmiyorum… Ben korkunç bir tarzda her şeyden bihaberim … “ der Pascal… Ama. Hemen yanlış düşüncelere de kapılmayın!..

Okumaya devam et