Arsa 2 – Tierra! Tierra!

O kitaba bir sahafta rastlamıştım. On onbeş  yıl kadar önceydi sanırım. Eski yıpranmış bir kitap. Yüz yüzelli sayfalık… Kaç el değiştirmişti kimbilir. Onu bilemem. Ama belli ki okunmuştu. Ben de. Bir solukta okudum… Büyük bir hayal. Büyük bir yüreklilik. Büyük bir mücadele. Ve. İnsanlık tarihinin. En görkemli. En etkili coğrafya buluşu… Böyle özetleyebilirim… Ama. “Bulundu da ne oldu?” derseniz.. O ayrı bir hikaye!

Okumaya devam et

Hasan ile Vakur 9 – Bir Şey

Nereden aklına geldi evlat! Proje çocuk yerine. Mal çocuk demek! Doğru valla!.. İnsanların “adam olmak” için yetişeceği yerler. Sektör olmuş. Piyasaları oluşmuş! Ehh.. Piyasada da ne alınır satılır? Mal!… Haklısın!.. Bakıyorum da. Mal gibi yetişince de. Mal gibi davranıyorlar… Uzağa gitme. Sadece ekrana bak. Politikacıya bak. Doktorlara bak. Sanatçıya bak… Haberi okuyana. Tartışmaya katılana…Hangi birine bakarsan bak!. Çoğu. Sanki. Bir meslek erbabı. Bir uzman. Bir düşünce adamı. Bir hizmet insanı. Bir görevli değil de.. Herbiri bir… Neredeyse istisnasız! Herbiri…

Okumaya devam et

Hasan ile Vakur 8 – Mal

– İnsan “tuhaf” bir yaratık. Çok tuhaf bir canlı türü. Çünkü kendisini reddediyor! Daha da garip olan. Kendisini reddettiğinin farkında bile değil.. Tarih boyunca belki de. Bunu en iyi. En açık ifade eden. Albert Camus’ olmuştur. Yıl 1950 ler. “İnsan, ‘Neyse o oImayı’ reddeden tek yaratıktır” der Camus. Anladın mı?

Okumaya devam et

Hasan ve Vakur 7 – Meyvanın Sabrı

Hasan. Kuru kuru öksürdü. Öksürürken. Kesik kesik de olsa. Konuşmayı sürdürdü. “Bugünün insanının. Oyuncakları o kadar çok ki! Onlarla oyalanmaktan. Kendi varoluşlarını bile farkedemiyorlar. Kendilerini kaybetmiş bunların hepsi.…. Baksana! Bugünün insanları. El oldu, parmak oldu. Tuşlara dokunan. Bugünün insanları. Göz oldu. Diziden diziye gezen. Haberden habere koşan. Bugünün insanı kulak oldu. Bağrış çağrışı. Müzik diye dinleyen… Gözler dışarıda. Kulaklar dışarıda..Ve sonunda da..

Okumaya devam et

Arsa 1 – Çocuk Kokusu

Sanki ben. O arsada doğdum. Sanki. Gözlerimi orada açtım. Gibi gelir bana. Sanki. Bir leylek. Öyle denir ya! Bir leylek. Aldı beni bir yerlerden. Uçtu uçtuuu. Gagasında. Kundak içinde taşıdı beni. Ve o arsanın ortasına bıraktı. Böyle işte!… Öncesinde neredeydim! Neler yapıyordum?…. Çok da iz bırakan bir şey yok… Bana öyle geliyor ki! Ben o arsada doğdum…

Okumaya devam et

Soruyorum 1 – Düşünce tarlası

Bu iş tabii ki bana kalmaz. Şimdi çıkıp da. Birileri. “Bu iş sana mı kaldı? Başka işin mi yok!” diye sorabilir bana. Ehh! Haksız da sayılmazlar. Biraz da öyle. Sahiden başka işim yok. Bu kapalı dönemde. Yapacak fazla bir şey yok… Konuşmayı sevmem. Hele. Kişileri konuşmak. Sevimsiz. Olayları konuşmak ise. Vakit kaybı gibi gelir bana. Konuşmanın dışında. Diğer işlere gelince. Onlar da. Bir yere kadar yapılır. Ya fiziksel ya da zihinsel becerilerdeki sınırlar. Ya da ilgideki eksiklikler nedeniyle… O zaman ne kalıyor geriye? Oturup düşünüyorsunuz. İşiniz, “düşünmek” oluyor..

Okumaya devam et

Hocam 4 – Tokat

Hocam. Muzip bir şekilde. Tebessüm edip. “Ben zaten biliyordum!” demez mi!

Bunu duyunca. Ben de. Kızmak ile sevinmek aralığında sıkıştım kaldım.. Hocaya kızılır mı? Kızılmaz tabii! Ama yine de. Kızayım mı! Sevineyim mi! Bilemedim….

Bunun bir öncesi var aslında! Anlatayım….

Okumaya devam et

Hocam 3 – Gece saat üç

Telefon çaldı. Ev telefonu. Siyah. Ahizeli bir telefon. Sabit. Kordonu ne kadar uzun tutulursa tutulsun. Yine de. Evin her köşesine gidilip konuşulamaz. Başında oturup. Konuşmak en iyisi… Gece sessizliği içinde. Çalışıyordum. Masadan kalktım. Telefonu açtım… Saat gece yarısı üç. Kim arar ki bu saatte! Ahizeyi kaldırdım…

Okumaya devam et

Hasan ile Vakur 6 – İzler

“…. Destan Mestan derken. Şunu demek istiyorum. Destan yazıyorum diyerek. Destan yazılmaz. Olaylar olur. Ve geçer. Topluluklar. Zamanla. Olup bitenleri kavrar. Ve sindirir. Sonrasında. Adım ve adım. Olaylar destanlaşır…. Kendi aklınca. Destan yazıyorum diyerek. Kendine göre. Bir iz bırakılamaz… Her canlı. İstese de. İstemese de. Zaten bir iz bırakır. Tabiata bak evlat. Tabiata bak!  Sümüklü böceğe bak mesela.

Okumaya devam et

Hocam 2 – Yedi Kelime

Hocamı anmışken. Devam edeyim….

Hocam. Sadece önemli durumlarda. Mesaj verirdi. Onu da. Şöyle bir dokundururdu. Fazlaca vurgulamaz. Abartmaz. Gösterişe kaçmaz. Sadece ve sadece. Bir kaç kelime ile. Söylerdi… Sanırdınız ki. Sıradan bir şey söylerdi. Asla değil! O sohbette. Orada. Bir mesaj olurdu. Hocayı tanıyorsanız eğer. Bunu hissederdiniz. Sohbetin arasındaki. Mesajı. Bulup çıkarmanız gerekirdi… Mesela,

Okumaya devam et