Kutu 1 – Dört duvar

Karanlığa uyandı. O sesle. Paatt!!

“Pat!” diye bir ses. Ne kadar da zor! Bir sesi harflerle yazabilmek. “Paattt!” Tok bir ses. Ve sessizlik. Kimse ne olduğunu anlamadı. Kanatlanıverdiler, saçaklardaki kuşlar. Bazı camlar açıldı. Kafalar uzandı etraf binalardan. Sağa sola baktılar. Şaşkın şaşkın. Ama bir şey anlayamadılar. Göremediler. Sadece bir ses. “ Paattt!!”. Hepsi bukadar! Başlar içeri çekildi. Birer birer. Pencereler tekrar kapandı. Herkes işine döndü. Sanki. Hiç birşey olmamış gibi. Hiçbirşey! Ama. Bir tek o güvenlik görevlisi. O dönemedi işine. Donakalmıştı. Binanın önünde.

Okumaya devam et

Anlam’ın ölümü

Mesela “Kanka”. Bir sözcük işte. Öylesine söylenen. Ya da “ben yok biz var”. Bu da birkaç sözcük. Öylesine söylenen. Ne bileyim ben! Mesela. ”değişmeyen tek şey değişimdir”. Arkası kalabalık bunların. “ Farklılıklarımız zenginliğimizdir”. “Ben bitti demeden bitmez!”. Hangi birini söyleyeyim! ” Birlikte başaracağız” , “Biz bir aileyiz” Ya da “Ortak akıl”, ezber bozmak”, “Hiçbirşey aynı olmayacak ..gibisinden. Falan filan Feşmekan. Demem o ki..İnsanlar şifrelerle konuşur oldu. Etiketlerle. Beynin ürettiği düşüncelerle değil. Kulağa yapışmış sözcüklerle. Klişelerle. Oradan buradan. Derinliğini bilmedikleri sözcüklerle. Bunlardan birine bakalım isterseniz. Bakalım mı aşkım? Evet! Sözcük o: aşkım! Hadi bakalım.

Okumaya devam et

İğreti 2 – Çatlak

Tiyatro. Oyun. Kurgu.… Tehlikeli bir yoldur bu. Derinlere çeker. Her adımda. Takılmayacaksın. Bilirim ki. Eğer takılırsam. Zihnimde bir anafor başlar. Hislerimde kabarma. Kapılmayacaksın. Akıl işi değildir bu. Tertip. Tuzak derken…Varırsın. Bir bataklığa. Sonunda. Dalıverirsin. Batar gidersin. Komplo teorisi denilen garabet çukurunun içine. Kurarsın da kurarsın. Sonra da. Çırpınırsın. Çıkamazsın o çukurdan. Kara bir ipekten ağ süzülür üzerine. Dolanır ayaklarına.

Okumaya devam et

İğreti 1 : Turfanda olaylar

 

Bu yazı iğreti bir yazı. İğreti olaylarla ilgili. Herhalde. Ne söylemek istediğim. Pek de anlaşılamayacak. Ama neyse. Döküverdim işte. Hızla. Aklıma geliverenleri. En iyisi anlatayım. Konu şu: İğretilik. O da nedir diyorsunuz! Bir tür “tertip hissi“. Size de olur mu bilmem! Bana olur zaman zaman. Bir takım olayların yakınındayken. Bir şeyler hissediveririm. Farklıca. Bir hissiyat bu. Kesinlikle mantık değil! Eminim. Yani. Rasyonel bir şey sayılmaz. Akılla çözmek istesek. Olmaz. Akıl işi değil bu. Daha çok. Bir sezgi. Değişikcesinden.

Okumaya devam et

Bir Mıh

Birlikte yaşamak zorundayız. Ama beceremiyoruz. Bin yıllardan beri. Çok şeyler düşünmüşüz. Çok şeyler yapmışız. İnsanlık olarak. İnsanlık adına. Bir yandan, “Gerçek olan tek yarış, insanlık yarışıdır”. Deyip yola çıkmak. Sonrasında. Onlarca defa “İnsan hakları” belgesi hazırlamak. Ardından da. Birbirini itip kakmak. Sormadan geçemiyorum. Binlerce kural mı yazmak gerekiyordu? İnsan olmak için.

Okumaya devam et

Ne öngörü ama!

Konumuz Fil. Tamam da. Buraya nereden geldik? Nereden mi. O. Çok konuşulan. Hiç anlaşılmayan. Kelimenin tanımından. Devam edelim o zaman. Bakalım nereye varacak. … Bizim fil şaşkın. Etrafında bir takım adamlar. Kendisine dokunup duruyorlar. Şaşkın. Kendi kendine soruyor. “Ne yapmak istiyor bu adamlar?” diye. Aslında kötü bir niyetleri yok. Ama. Fil nereden bilsin? Nasıl anlasın? Bu adamlar kör. Göremiyorlar yani. Yedi kör adam. Hikayeyi bilirsiniz. Bir filin etrafındalar. Karşılarında bir şey var. Bir “şey”. Herbiri dokunarak. Bu şey’in. Ne olduğunu anlamaya çalışıyorlar. Hepsi bu!

Okumaya devam et