İğreti 2 – Çatlak

Tiyatro. Oyun. Kurgu.… Tehlikeli bir yoldur bu. Derinlere çeker. Her adımda. Takılmayacaksın. Bilirim ki. Eğer takılırsam. Zihnimde bir anafor başlar. Hislerimde kabarma. Kapılmayacaksın. Akıl işi değildir bu. Tertip. Tuzak derken…Varırsın. Bir bataklığa. Sonunda. Dalıverirsin. Batar gidersin. Komplo teorisi denilen garabet çukurunun içine. Kurarsın da kurarsın. Sonra da. Çırpınırsın. Çıkamazsın o çukurdan. Kara bir ipekten ağ süzülür üzerine. Dolanır ayaklarına.

Okumaya devam et

İğreti 1 : Turfanda olaylar

 

Bu yazı iğreti bir yazı. İğreti olaylarla ilgili. Herhalde. Ne söylemek istediğim. Pek de anlaşılamayacak. Ama neyse. Döküverdim işte. Hızla. Aklıma geliverenleri. En iyisi anlatayım. Konu şu: İğretilik. O da nedir diyorsunuz! Bir tür “tertip hissi“. Size de olur mu bilmem! Bana olur zaman zaman. Bir takım olayların yakınındayken. Bir şeyler hissediveririm. Farklıca. Bir hissiyat bu. Kesinlikle mantık değil! Eminim. Yani. Rasyonel bir şey sayılmaz. Akılla çözmek istesek. Olmaz. Akıl işi değil bu. Daha çok. Bir sezgi. Değişikcesinden.

Okumaya devam et

Bir Mıh

Birlikte yaşamak zorundayız. Ama beceremiyoruz. Bin yıllardan beri. Çok şeyler düşünmüşüz. Çok şeyler yapmışız. İnsanlık olarak. İnsanlık adına. Bir yandan, “Gerçek olan tek yarış, insanlık yarışıdır”. Deyip yola çıkmak. Sonrasında. Onlarca defa “İnsan hakları” belgesi hazırlamak. Ardından da. Birbirini itip kakmak. Sormadan geçemiyorum. Binlerce kural mı yazmak gerekiyordu? İnsan olmak için.

Okumaya devam et

Ne öngörü ama!

Konumuz Fil. Tamam da. Buraya nereden geldik? Nereden mi. O. Çok konuşulan. Hiç anlaşılmayan. Kelimenin tanımından. Devam edelim o zaman. Bakalım nereye varacak. … Bizim fil şaşkın. Etrafında bir takım adamlar. Kendisine dokunup duruyorlar. Şaşkın. Kendi kendine soruyor. “Ne yapmak istiyor bu adamlar?” diye. Aslında kötü bir niyetleri yok. Ama. Fil nereden bilsin? Nasıl anlasın? Bu adamlar kör. Göremiyorlar yani. Yedi kör adam. Hikayeyi bilirsiniz. Bir filin etrafındalar. Karşılarında bir şey var. Bir “şey”. Herbiri dokunarak. Bu şey’in. Ne olduğunu anlamaya çalışıyorlar. Hepsi bu!

Okumaya devam et

Pes doğrusu!

İnsanlık bunu beceremiyor. Uğraşıyor. Çabalıyor. Ama. Ne yapsa olmuyor. Bir türlü işin içinden çıkamıyor. Görüntü böyle. Sadece dün bugün değil. Yüzyıllardan beri durum böyle. Aslında konu. Hiç de zor gibi görünmüyor ama. İnsanlık zorlanıyor işte. Hem de çok tecrübeli olduğu bir konuda zorlanıyor. Avcı toplum’dan beri. Yani oniki bin yıldan fazladır. Tecrübe biriktirdiği bir konuda. Alışkanlık kazandığı bir konuda. Daha da önemlisi. Mecburiyeti olan bir konuda. Zorlanıyor!

Okumaya devam et

Başkan 3 : Gönüllü Kulluk

 

Soru şu: Bu kayırma nereden çıktı? Nasıl besleniyor? Biraz geçmişe dönelim. Aslında. Adam kayırma yeni bir şey değil. Herhalde çok çok eski zamanlardan beri de vardır. Ama tarih bunu ortaçağ papazlarının başlattığını yazar. Bilirsiniz papazların çocukları yoktu. Çünkü evlenemiyorlardı. Ama yeğenleri vardı. Kardeşleri. Teyze çocukları filan. Kayırmak için. Nasıl mı kayırıyorlardı? Papaz olmanın nüfuzunu. Söz geçirme gücünü kullanarak tabii ki. Nüfuz! Büyülü sözcük bu. Nüfuz. Görünmez. Ama bilinir. Her kapıyı da açar. Öyle bir anahtar ki!

Okumaya devam et

Başkan 2 : Kendisini Kayırma

 

Doğrusu bu ya. Neyin başı olursanız olun. Hiç farketmez. Başkan olmak için. İkisi de gerekir. Kişilik ve yetenek. Biri bile yoksa. Sadece biri. Bilin ki. Birşeyler ters gider. Sonra. Dönüp de sormayın . ” Ne oldu bize böyle?” diye. Olan olacaktır. Ergeç. Yani. Bunlardan biri bile yoksa. Önce başkan aksar. Hafiften. Sonra da yönetimi. Ağırdan. Sonunda da kurum. İşler yürümez yani. Ya itibar düşer. Ya sonuç alınamaz. Ya da her ikisi birden. Baş olmak böyle bir şeydir. Başkanlık da böyle bir yer. Nasıl dersen…

Okumaya devam et