İmamın Hutbesi 5: Kelebek

Hint özdeyişi öyle demiş: “Ölecek karga, kırılacak dala konar”.

Kargalar dallarda. Bir avuç karga. Hepsi aynı ağacın üstünde. Dallar çürük mü ne! Ağaç da. Çürümüş mü artık?  Ya kargalar. Uçacaklar mı? Düşecekler mi?.. Boş sorular bunlar! Neden soruyorum ki? Bir “son“. Her zaman vardır. Gün gelir. Başlayan her şey biter. Eğer son göründü ise. Esas soru. Başkadır…

Okumaya devam et

İmamın Hutbesi 4 : U-topya

 

 

Önce sanıldı ki “O” bir ütopya… Ama değil! Şimdiden söyleyeyim. Değil! Uzunca süredir. “Hava kurşun gibi ağır” dı. Kara kargalar uçuşup uçuşup. Birer birer dallarda yer tutmuşlardı. Bir anlamda istila… Sonra. Hiç de beklenmiyorken. Ama hiç mi hiç! Kara çimenlerin arasından. Bir “lotus” çiçeği. Kirli dünyanın karanlığından kurtulup. Huzura dönüşü tanımlayan o sembol çiçek… Açmaz mı!

Okumaya devam et

O Kız 1 – Göz Bağı

Ne zamandır ortalarda görünmüyor. Merak ettim onu. Güzel bir kızdır. Güçlüdür. Cesurdur. Onu çok severim. Ama. Herkesin ondan pek hoşlandığını da söyleyemem. Seveninden fazla sevmeyeni vardır. Bir yandan da. Onu ayartmaktan geri kalmazlar. Güzel olması bir yana. Bir o kadar da tuhaftır. Diğerlerine benzemez. Değişiktir. Tam da bu sebeple. Severim onu. Hem de çok severim. Tanrının bildiğini neden kuldan saklayayım ki! Ne zaman yolum kesişse. Peşine takılırım hemen. O beni farkeder mi? Bilemiyorum. Ama. Ben onu izlerim. Yolunu gözlerim…

Okumaya devam et

İmam’ın Hutbesi 3 – Karga Kondu!

 

Kargalar. Uçtular, uç tu lar, u ç t u l a a r.. Gidip o dala kondular. Ve başladılar gülmeye… Hay Allah! Karga da nereden çıktı? Konumuz başkaydı.. Konumuz üçgenlerdi. Öyle değil mi? İstanbul derslerinin toparlandığı üçgenler. Yetenek üçgenleri. “Olmak” derken. “Yapmak” derken. Ve sıra. Şimdi sıra son üçgene gelmişti: “Düşünmek” üçgeni. Oradan devam edeyim… İlk iki üçgende. Çok şey var. Ama. Bir şey eksik!

Okumaya devam et

İmam’ın Hutbesi 2 – Alınteri

 

Evet! Olmak yetmiyor. Arkası gelmeliydi… Bu topraklar. Olmuş. Olgun insanları da gördü. Yalansız. Baskısız. Kavgasız. Günler de gördü. Ama. Olgunluğun tıkandığı. Olmuşluğun yetersiz kaldığı. Olmuşluğun şeytanlıklarla başedemediği anları da gördü… Yıllar sonra. İzlediğim o insan. İşte o! “Olmak” ta çakılıp kalmadı gibi hissettim. İkinci üçgeni de. İlkine iliştiriverdi sanki. İkinci üçgen nedir derseniz…

Okumaya devam et

İmam’ ın hutbesi 1 – Olmak

Düşünceleri izlerim. İnsanları değil. Ama. Son seçimde. Yıllar sonra ilk kez. Birisini izledim. Bir insanı. Ve izledikçe. Adım adım. Bir de ne göreyim! Zihnimde. İçi boş sandığım. Kulaktan dolma. Hergün söz edilen. Ama içleri boş boş duran. Bazı kavramların içleri hafiften dolmaya başlamaz mı? Bunu farkedince de. Hasret kaldık ya! Aman o kavramlar kaçmasın. O anlamlar. Uçmasın diye de. Onları yakalayıp. Uçlarından tutup. Birbirlerine bağladım. Sonra. Bir de baktım ki…

Okumaya devam et

Armut

Armut nereden aklıma düştü. Ağaçtan değil!

Şöyle oldu. Mazbatasız belediye başkan adayının söyledikleri çalındı kulağıma. Kulusal bir…pardon ulusal diyecektim.. Uluşak bir…Bak yine dilim sürçtü. Bilinçaltı işte! Bazan dışarı taşıyor… Şöyle diyecektim. Ulusal bir devlet kurumundan söz ederken.. Halk yuhalamaya başlamıştı ki…”susun. Yuhalamayın. Katıla katıla gülün! Kahkaha atın!” dedi.  Halk ne anladı bilemem. Ama ben bir metot gördüm. Bu yaklaşımda.

Okumaya devam et