İmam’ın Hutbesi 3 – Karga Kondu!

 

Kargalar. Uçtular, uç tu lar, u ç t u l a a r.. Gidip o dala kondular. Ve başladılar gülmeye… Hay Allah! Karga da nereden çıktı? Konumuz başkaydı.. Konumuz üçgenlerdi. Öyle değil mi? İstanbul derslerinin toparlandığı üçgenler. Yetenek üçgenleri. “Olmak” derken. “Yapmak” derken. Ve sıra. Şimdi sıra son üçgene gelmişti: “Düşünmek” üçgeni. Oradan devam edeyim… İlk iki üçgende. Çok şey var. Ama. Bir şey eksik!

Okumaya devam et

İmam’ın Hutbesi 2 – Alınteri

 

Evet! Olmak yetmiyor. Arkası gelmeliydi… Bu topraklar. Olmuş. Olgun insanları da gördü. Yalansız. Baskısız. Kavgasız. Günler de gördü. Ama. Olgunluğun tıkandığı. Olmuşluğun yetersiz kaldığı. Olmuşluğun şeytanlıklarla başedemediği anları da gördü… Yıllar sonra. İzlediğim o insan. İşte o! “Olmak” ta çakılıp kalmadı gibi hissettim. İkinci üçgeni de. İlkine iliştiriverdi sanki. İkinci üçgen nedir derseniz…

Okumaya devam et

İmam’ ın hutbesi 1 – Olmak

Düşünceleri izlerim. İnsanları değil. Ama. Son seçimde. Yıllar sonra ilk kez. Birisini izledim. Bir insanı. Ve izledikçe. Adım adım. Bir de ne göreyim! Zihnimde. İçi boş sandığım. Kulaktan dolma. Hergün söz edilen. Ama içleri boş boş duran. Bazı kavramların içleri hafiften dolmaya başlamaz mı? Bunu farkedince de. Hasret kaldık ya! Aman o kavramlar kaçmasın. O anlamlar. Uçmasın diye de. Onları yakalayıp. Uçlarından tutup. Birbirlerine bağladım. Sonra. Bir de baktım ki…

Okumaya devam et

Armut

Armut nereden aklıma düştü. Ağaçtan değil!

Şöyle oldu. Mazbatasız belediye başkan adayının söyledikleri çalındı kulağıma. Kulusal bir…pardon ulusal diyecektim.. Uluşak bir…Bak yine dilim sürçtü. Bilinçaltı işte! Bazan dışarı taşıyor… Şöyle diyecektim. Ulusal bir devlet kurumundan söz ederken.. Halk yuhalamaya başlamıştı ki…”susun. Yuhalamayın. Katıla katıla gülün! Kahkaha atın!” dedi.  Halk ne anladı bilemem. Ama ben bir metot gördüm. Bu yaklaşımda.

Okumaya devam et

Köle olun!

 

Seçim dendiğinde. Aklımıza ilk gelen şey. Belki de tek gelen şey. Siyasi seçimlerdir. Ama aslında. Hayatımız baştan aşağı. Bir seçimler yumağıdır. Seçimler yapıp dururuz. Ama bunun farkında bile olmayız. Mahalleden arkadaş seçeriz. Manavdan meyva seçeriz. Kiralamak için ev. Dinlemek için müzik seçeriz. Seyretmek için film. Okumak için kitap seçeriz. Otobüste, uçakta yer seçeriz. Okul seçeriz. Eş seçeriz, iş seçeriz. Seçmez miyiz? Say say bitmez. Ve bu seçimleri yeniden . Ve yeniden yapar dururuz. Seçimler yaptıkça da. Hayatımızın kendi kontrolümüz altında olduğunu düşünürüz. İşte bu da. Yanılgıların en büyüğüdür.. Bence!

Okumaya devam et

Bal Varlığı

Karıncalar açgözlü müdür? Ben karar veremedim. En iyisi ben size. Yaptığım gözlemi anlatayım da. Siz. Kendiniz bir karar verin. Konu nereden başladı derseniz. Bal çanağının içindeki. Siyah noktaları farketmem ile. Bal dediğim. Sarı turuncu karışımı bir renk. Gün ışığında parıldıyor. Sıvı denemeyecek kadar kıvamlı. Bir macun gibi. Bal işte! Balın içinde de siyah noktalar. İşte buna kızdım. Konu da bu!

Okumaya devam et

Gram Adam

 

Dolabımızda. Hiçbir elbise olmasa bile. Yine de hergün. Bir elbise giyer. Başlarız günümüze. Çıplak dolaşacak değiliz ya! Sonrasında da. Değiştirir dururuz gün boyunca… Değiştiririz mi dedim? Evet öyle! Elbise dedimse. Bunu bir bez parçası sanmayın. Ya da bir şövalye zırhı. Bu örtünülen bir şey değil. Bu daha çok…!

Okumaya devam et