Kayıplar Teorisi 3 – Otomobil

 

Merakım şu: Bir mal, bir ürün ya da bir girişim için faydayı görmek yeterli mi? Her girişim sadece faydalarıyla mı gelir? Ve dönelim otomobile. Soralım şu hiç sorulmayan soruyu: “Otomobil, gerçek hayattan neleri alıp götürmüştür acaba?” . Faydaları anlatan çok. Biz kayıpların peşine düşelim. Yapılanı öven çok. Biz neleri yokettiğine bakalım! Malum! Yaparken yokederiz.

Okumaya devam et

Kayıplar teorisi 2 – Atlar ve arabalar

 

Diyelim ki, yeni bir fabrika kuruyoruz. Bir yol. Bir tesis yapıyoruz. Ne olduğu farketmez. Bir köprü. Bir havaalanı… Çok da hevesliyiz! Hikayemiz nasıl olurdu? Faydalarını düşünürdük önce. Anlatırdık uzun uzun. Över dururduk. Afişlerde. Panolarda. Kazandıracaklarını sıralardık. Açılış törenlerinde. Bir de fizibilite hazırlardık. Kaça malolacağına bakmak için. Evet kabaca böyle olurdu. Hepsi iyi güzel de! Ya böyle bir tesis yapmakla “kaybedeceklerimiz“? Bu hiç aklımıza gelir miydi?

Okumaya devam et

Meddah

 

Herşey başka bir şey oluyor ya! Kendisi olmaktan çıkıyor. Kimliğini kaybediyor. “Herşey” olayım derken, sonunda da hiçbirşey oluyor ! Bu bir bozulma. Kim ne derse desin! Bu bir bozulma. İtirazınız mı var? Bu değişiklikleri bir ilerleme diye mi görüyorsunuz yoksa? Olabilir! O zaman bir düşünelim. Ve şu soruların peşine düşelim. Bu değişiklikler kendiliğinden mi oluyor? Kim yapıyor bunları? Ve neden? İnelim cevapların köklerine. Bakalım ne bulacağız.

Okumaya devam et

Herşey

 

Birdenbire olmadı. Adım adım geldi şaşkınlığım. Çarşı pazar gezerken. Reklamlara bakarken. Dergileri okurken. Önceleri sadece dikkatimi çekti. Bir gariplik hissettim. Bir iki derken, baktım ki herşey böyle. İşte o noktada şaşırdım. Sahiden şaşırdım. Neye mi şaşırdım? Herşeye! Etrafımızdaki herşeye. Yediklerimize. Kullandıklarımıza. Eşyalara. Aletlere…Bugünkü herşeye.

Farkında mısınız? “Herşey başka bir şey oluyor.”

Okumaya devam et

Matah

 

Gazetelerin spor haberlerine göz atıyordum. Birden aklıma düştü. Bir isim, bir resim çağrıştırdı sanırım. Tek bir sözcük. “Matah”. Önceden, bir şekilde söylenmiş ve yazılmış olmalıydı. Aklıma gelecek başka sözcük mü yok! Demek zamanında takılmış zihnime. Matah. Biliyorum, “matah” iyi olan bir şeyi anlatır. Ama bu yazıda değil! Burada, ben matah deyince, iyi olmadığı halde, kendini iyi sananı anlıyorum. İyi olmayıp da iyiymiş gibi görüneni. Kendini iyiymiş gibi göstereni. Kendini iyi olarak sunanı. Yani “güya-matahmış” anlamında. Bunlar geldi aklıma. Matahlık oynayanlar.

Okumaya devam et

TeleSosyal

telefon

Çarpıştık. En sonunda olacağı buydu.

Bu gibi durumlarda “Mentalist” dizisindeki  “Cho” ya benzetirim kendimi. En az sözcükle idare ederim. Ya da hiç konuşmam. Hiç bir şey olmamış gibi yaparım. Geçer giderim. Neyi tartışacağım ki? Ve kiminle?

Yürüdüm gittim. Ama..

Okumaya devam et

Ondokuz

kibrit

 

Babam, “ gelsene Haluk” diye çağırdı beni yan odadan.

Bu gün okul yok. Tatil. Işıl ışıl bir gün. Mayıs günlerinden biri. Sokak beni çağırıyor. Oyun oynamak geçiyor içimden. Ama, mutfaktaki masanın üzerine kitapları koymuş çalışıyorum. Kitap dediğime bakmayın. İlkokul sınıflarından birindeyim. Ya üç ya dört. Belki de ikinci sınıf. Okuma maceram yeni yeni başlıyor anlayacağınız. Babam neden çağırıyor ki beni? Tuhaf!

Okumaya devam et