BüyükAkıntı 15 – Ada

 

Lastiğe tutunayım derken. Kafam takaya çarptı. Denizin ortasında sarsıldım. Arkadaşların da yardımıyla. Akıntıyla yüzerek. Adaya çıktık. İyiki de varmış. O ada. Yorgunduk. Güçsüz kalmıştık. Adaya sığındık. Bu adayı oldum olası sevmişimdir zaten. Yürüyerek ilk okula giderken uzaktan görürdüm. Yedi sekiz yaşlarımda ulaşılmaz bir yer gibi gelirdi bana. Düşünsenize. Suyun ortasında bir taş yığını. O neden orada? Oraya nasıl gidilir ki? Gidilir de ne yapılır ki?

Okumaya devam et

MKA 3 – Fen

 

 

Mustafa Kemal, 57 yıllık yaşamında. En çok ne yapmıştır diye sorulsa. Cevap bellidir. “ Kitap okumuştur“. Binlerce kitap. Yüzlerce Feylesof. Düşünür. Fransız devrimini hazırlayan Rousseau’ yu okumuştur mesela. Sosyoloji biliminin kurucusu  Comte‘ u. Modern felsefenin kurucusu Descartes‘ ı. Rousseau. Daha çocukken, “matematik” ve çizim dersleri almıştır. Müzik notaları ile matematik arasında ilişki kurmuştur. Comte. “Matematik ve fen” bilimleri eğitimi almış. Sosyoloji de, fiziğin ve matematiğin yöntemlerini kullanmıştır. Descartes. Aklımızı işletmek için “matematiği” kullanmalıyız demiş. “Geometrik” yöntemi metafiziğe uygulamıştır…. Bunlar öylesine seçilmiş örnekler. Ama. Üçü de düşünür. Üçü de matematikle düşünüyor. Ve üçü de çağ açmış. Ne olur, tesadüftür demeyin!

Okumaya devam et

Mavi Kuş

 

Yeni bir yıl yeni bir mutluluk getirir mi? Belçikalı yazar Paul Maeterlinck. Mutluluk istiyorsan. Onu arayıp bulacaksın demeye getirir. Mavi Kuş isimli kitabında. Bir akşam onu aramaya çıkar. Mavi kuşu. Yani mutluluğu. Bir kervanla. Köpeği. Kedisi. Işığı. Ateşi. Suyuyla. Bir de boş kafes. Mavi kuşu bulunca. Koymak için. Hiç kaçırmamak üzere. Mavi kuş nerededir? Ormanda mı? Ay aydınlığında mı? Kart ağaçların dallarında. Kocamış meşe’ nin kovuklarında mı? Bulamaz ama yılmaz.. Boş kafesi sallayarak. Gelecek ülkesine girer. Gölgelerin dolaştığı ıssızlığa. Arar durur. Büyük kapılardan girer. Taş köprülerden geçer. Sisli tepelere tırmanır. İzine bile rastlayamaz….Belki inanmayacaksınız. Ama. Ben rastlamıştım.

Okumaya devam et

MKA 2 – Müselles-i mütesaviyul adla

 

Boyut. Uzay. Yüzey. Çap. Teğet. Üçgen. Yay. İkizkenar. Artı.… Öylesine seçtim. Geometri kitabından. Daha da sayabilirim. Düşey. Çember. Açıortay. Taban. Eşit. Türev. Yatay.… Bu liste uzar gider. Mustafa Kemal türetmiş bu sözcükleri. Başlıkta. Anlamadığınız. Okuyamadığınız harf yığını var ya. Ona da “Eşkenar üçgen” demiş. Ne kadar yalın ve anlaşılır değil mi? Hepsi, kendi yazdığı Geometri kitabında. Siz hiç, geometri kitabı yazan bir önder duydunuz mu?

Okumaya devam et

Mektep 8 – Anılar Müzesi

 

 

Mektepte. O koku araladı mutlu olmanın kapısını. Mandalina kokusu. Evet. Mandalinayı severim. Ama şimdi. Düşünüyorum da.. Mandalina bir bahaneydi. Bir vesile. Herhangi başka bir şey de olabilirdi. Sonunda çocuktuk. Bize bir sebep lazımdı. Mutlu olmak için. Ve elbet o sebep bir şekilde gelecekti. Ya da biz bir sebep yaratacaktık. Çocukluk böyle bir şey. Çocukluğum. Mutluluğumun anavatanı.

Okumaya devam et

Eylülün altısı yedisi (tekrar)

 

 

 

Ne zaman bir pastanenin önünden geçsem, başımı hafifçe vitrine doğru çevirir, yan gözle bakarım. Acaba kırık mı diye. Vitrin camı çatlamış mı? Cam kırıntıları pastaların, kurabiyelerin üzerine dökülmüş mü? Pasta kremaları ezilip yerlere yapışmış mı? Aklımdan bu sorular geçer. Ve bir resim belirir gözümün önünde. Kırık tahta parçaları. Yırtılmış perdeler, bezler. Ters dönmüş çikolata kutuları. Üzerine basılmış. Ezilmiş. Yerde yan yatmış bir tartı. Ters dönmüş bir kasa. Her yana saçılmış bozuk paralar.

Bu neyin resmi?

Okumaya devam et

Büyük Akıntı 13 – Lastiklere Hücum!

 

Biz güneşin altında uyuşmuş olurduk. Onlar, uzaktan görünürlerdi. Uflaya puflaya yaklaşırlardı. Gözleyen yoktu. Ama birimiz muhakkak farkederdik. İlk gören de haber verirdi: “taka geliyooor!” Kızgın betonun üzerine uzanmış olan çıplak vücutlarımız yavaştan hareketlenirdi. Birer birer. Ama miskin miskin. Pek de umursamadan. Biri bakardı takalara. Lastikleri var mı diye. Çoğu zaman olurdu. O zaman bir daha bağırırdı. Bu kez kuvvetlice:”..lastiklere hücuuum!”.

Okumaya devam et