Hikaye 3 – Kem Küm

Sadece şirketler için değil! Kendileri için de hikaye yazar İnsanlar. Hikayecilik mesleğinde olmayanlar bile yazar.. Bu türler daha çok.  Konuşarak yazar! Yapılmamış kariyer hikayeleri. Yaşanmamış sevda hikayeleri. Olmamış kahramanlık hikayeleri. … Anlatırlar da anlatırlar. Yazarlar da yazarlar. Susturamazsın! Durduramazsın!

Okumaya devam et

Hikaye 2 – Paha Sapa

SİO. ”.. ürünü mürünü bırakın; önce bir hikayeniz olsun!.. “ dedi ya. İşte o an. Tam da o an. Ürün ve üretim. Hakikatlerini eliyle itti. Hikayeleri tercih edip. Sonu olmayan bir yola girdi… Ama. Sakın ola üzülmesin süpürgeci CEO. Yalnız değil o! Onun gibi. Kimler var kimler! Sadece süpürgeci değil! Sakızcı. Temizlikçi. Arabacı. Dolapçı. Taşımacı. Çamaşırcı. Hepsinin bir hikayesi var!

Okumaya devam et

Hikaye 1 – Süpürge Dansı

Dedi ki:… Öyle bir şey söyledi ki!.. Gerçekten. Kulaklarıma inanamadım! Dedi ki:… Nasıl söyleyeyim. Söylemeye dilim varmıyor!…  Bunu söyleyen de. Kızıldereli SİU kabilesinin reisi değil! Hadi o söylese neyse. Söyleyen bir SİO. Bir şirketin en tepesindeki. Nasıl yazılıyordu!? CEO gibi değil mi? Evet! Söyleyen bir CEO! SİU değil SİO!

Okumaya devam et

Bir Tuhaf Mayıs Günü 2 – Parakete

Babam ısrar edince. Babamla annemin arasına. Bir yere iliştim.

Başladım dinlemeye. Radyoda konuşmalar var. Marşlar çalıyor. Alkış sesleri duyuyorum. Annemin göğsü inip inip kalkıyor. Sanki o küçük radyonun içindeymiş de. Olanları yaşıyormuş gibi bir hali var. Her ne oluyorsa. Babam da bir başka bugün. Yüzünde hafif bir gülümseme. Gözleri apaçık. Bakışları. Sanki radyoyu delip de geçiyor. Belli ki içinde bir fırtına kopuyor. Heyecanlı. Duygulu. Hiç olmadığı kadar. İkisinin de gözlerinde ince damlalar ışıldıyor. Ağlıyorlar mı acaba?

Okumaya devam et

Bir Tuhaf Mayıs Günü 1 – Hasbelkader

Babam. Buğulu bir ses ile. “… gelsene Haluk” diye çağırdı beni yan odadan.

Bu gün okul yok. Bugün tatil. Işıl ışıl bir gün. Mayıs günlerinden biri. Mayıs’ı severim. Sokak beni çağırıyor. Oyun oynamak geçiyor içimden. Ama, mutfaktaki masanın üzerine kitapları koymuş çalışıyorum. Bu hep böyle oldu. Kitabı hep. Sokağa tercih ettim. İyi mi oldu bilemem. Kitap dediğime bakmayın. İlk okul sınıflarından birindeyim. Ya üç ya dört. Belki de ikinci sınıf. Okuma maceram yeni yeni başlıyor anlayacağınız. Babam neden çağırıyor ki beni? Tuhaf!

Okumaya devam et

Kedi

Sineklik aralık kalmış. Oradan girdi kedi. Evin içine… Bahçede dolanan. Kedi sayısının çokluğuna bakınca. Yine de ucuz kurtardık. Girenler iki üç taneydi. Bir ikisi beni gördü. Ve hemen. Girdikleri yerden. Bahçeye sıçrayıp kaçtılar. Diğer biri daldı evin içine. Hem de ne dalış. Üst kata mı. Mutfak tarafına mı. Yoksa banyoya mı. Farkedemedim bile. Daha girer girmez de. Şangur şungur sesler. Bir şeyleri devirmeye. Kırmaya başladı. Korkudan her halde!.. Kayboldu. Saklandı yani..

Okumaya devam et

Arsa 2 – Tierra! Tierra!

O kitaba bir sahafta rastlamıştım. On onbeş  yıl kadar önceydi sanırım. Eski yıpranmış bir kitap. Yüz yüzelli sayfalık… Kaç el değiştirmişti kimbilir. Onu bilemem. Ama belli ki okunmuştu. Ben de. Bir solukta okudum… Büyük bir hayal. Büyük bir yüreklilik. Büyük bir mücadele. Ve. İnsanlık tarihinin. En görkemli. En etkili coğrafya buluşu… Böyle özetleyebilirim… Ama. “Bulundu da ne oldu?” derseniz.. O ayrı bir hikaye!

Okumaya devam et

Hasan ile Vakur 9 – Bir Şey

Nereden aklına geldi evlat! Proje çocuk yerine. Mal çocuk demek! Doğru valla!.. İnsanların “adam olmak” için yetişeceği yerler. Sektör olmuş. Piyasaları oluşmuş! Ehh.. Piyasada da ne alınır satılır? Mal!… Haklısın!.. Bakıyorum da. Mal gibi yetişince de. Mal gibi davranıyorlar… Uzağa gitme. Sadece ekrana bak. Politikacıya bak. Doktorlara bak. Sanatçıya bak… Haberi okuyana. Tartışmaya katılana…Hangi birine bakarsan bak!. Çoğu. Sanki. Bir meslek erbabı. Bir uzman. Bir düşünce adamı. Bir hizmet insanı. Bir görevli değil de.. Herbiri bir… Neredeyse istisnasız! Herbiri…

Okumaya devam et

Hasan ile Vakur 8 – Mal

– İnsan “tuhaf” bir yaratık. Çok tuhaf bir canlı türü. Çünkü kendisini reddediyor! Daha da garip olan. Kendisini reddettiğinin farkında bile değil.. Tarih boyunca belki de. Bunu en iyi. En açık ifade eden. Albert Camus’ olmuştur. Yıl 1950 ler. “İnsan, ‘Neyse o oImayı’ reddeden tek yaratıktır” der Camus. Anladın mı?

Okumaya devam et

Hasan ve Vakur 7 – Meyvanın Sabrı

Hasan. Kuru kuru öksürdü. Öksürürken. Kesik kesik de olsa. Konuşmayı sürdürdü. “Bugünün insanının. Oyuncakları o kadar çok ki! Onlarla oyalanmaktan. Kendi varoluşlarını bile farkedemiyorlar. Kendilerini kaybetmiş bunların hepsi.…. Baksana! Bugünün insanları. El oldu, parmak oldu. Tuşlara dokunan. Bugünün insanları. Göz oldu. Diziden diziye gezen. Haberden habere koşan. Bugünün insanı kulak oldu. Bağrış çağrışı. Müzik diye dinleyen… Gözler dışarıda. Kulaklar dışarıda..Ve sonunda da..

Okumaya devam et