Yabancı 10 – Bay Trubs

“Eskiden dünyada, görünüşte dağınık ama iç dünyaları derli toplu insanlar vardı. Oysa şimdikilerin dış görünüşleri derli toplu ama iç dünyaları dağınık.” Sadi Şirazi (1210 – 1292 / Fars şair ve islam alimi)

Tabii ki, kedi olalım demiyorum! Ama kedilere bakıp. Onları izleyince. Onların davranışları üzerinde düşününce. İster istemez, insanlarla karşılaştırıyorum. Sonrasında da. Her seferinde. İnsanlar dünyasında bir şeylerin ters gittiği duygusuna kapılıyorum. İnsanlar dünyası bana bi tuhaf. Hem zalim. Hem de komik geliyor. Bu garip bir his! Ama beni düşündürüyor.

Sonra dönüp. Tekrar, evin ve benim etrafımda dolanıp duran o kediyi izliyorum. Karnı açsa verdiklerimi yiyiyor. Aç değilse. Yemediklerini, kabın içinde bırakıyor. Yani saklamıyor, sonra yerim diye. Böyle bir içgüdüsü olabilirdi!  Ama yok. Fakat biliyorsunuz ki. Bu içgüdü insanlarda var!… Eğer bir başka kedi gelip de. Ona verdiğim mamayı yerse. Buna da hiç sesini çıkarmıyor. Yani. “o benimdir, yiyemezsin!” diye, bir mücadeleye girmiyor. Böyle bir içgüdüsü de olabilirdi! Ama yok! Hiç şüphesiz biliyorsunuzdur.  İnsanlarda bu içgüdü de var!

İnsanlık hali. Böyle bir şey! İnsanlar. Böylesine basit iç güdülere kafalarını takıp oyalanınca. Birşeylerin peşine düşüp. Dışlarında olup bitenlere takılınca. Kendi içlerine. İçlerindeki derinliklere inemiyorlar. Ama, o iç dünya hep var. Herkeste herzaman var. O iç dünya. O bilinç altı. Yaşanan her olayda. Dolup dolup duruyor… Taa ki…

Taaa ki… deyince! Evet, tam da burada, Bay Trubs’ tan söz etmeliyim. Friedrich Durrenmatt’ın , Duruşma Gecesi / Die Panne oyunundaki  başkahramandan…

“Bay Trubs, iş dünyasında çalışan. Çalışarak yükselmiş olan başarılı bir yönetici. Ayrıca da, mutlu bir aile üyesi. İş ziyaretleri sırasında. Küçük bir kasabadan geçerken arabasının yolda bozulması üzerine kalacak bir yer bulamaz. Ve geceyi geçirmek için yaşlıların oturduğu bir eve sığınır.  Bu evde farklı bir oyun oynanmaktadır. Üçü de emekli olan yargıç, savcı ve avukattan oluşan bir arkadaş grubu, her akşam. Oyalanmak için mahkeme kurarak, geçmişte tanıdıkları insanları yargılamaktadır. Bay Trubs, o akşam bu evde oynanan mahkeme oyununa sanık oyuncu olarak katılır. Kendisi, gönül rahatlığıyla, hayatta hiçbir önemli suçunun olmadığını. Her şeyi emeğiyle ve hakkınca kazandığını düşünmektedir. Oysa gerçekten öyle midir?

Duruşma oyunu başlar, yaşananlar sorgulanır ve olaylar gelişir. Oyun sürerken, Trubs’ ın iç dünyası ve bilinç altı. Adım adım çözülür ve ortaya dökülmeye başlar. Trubs, kendisiyle yüzleşmeye vakit bulamadığı. Kendisinin farketmediği. Kendisinin bilmediği yönleriyle tanışmaya başlar.

Kafasında deli sorular dönüp durar. “Yaşamda bir üst seviyeye çıkarken. Bir şeyleri kazanmaya çalışırken. Üzerine bastığım, yeteneklerim ve emeklerim mi? Yoksa birilerinin çöküşü ve yıkımı mı?” diye sorgular“Mahvettiğim hayatlar var mı? Kazandıklarım, başkalarının kaybettiklerine değer mi?” diye sorar kendisine… Bu oyun boyunca..  Büyük bir bir muhasebe yapıp. Acımasız bir iç hesaplaşmadan geçer..

Sonunda, kendisine ne kadar “yabancı” olduğunu anlar. Kendisinin de içinde yer aldığı iş dünyasındaki amansız rekabetin, aslında bir cinayet suçuna dönüştüğünü kavrar…  “

Oyun biter. Ertesi gün. Emekli hukukçular. Onu kahvaltıya çağırmak için. Bay Trubs’ın odasına gidip. Kapısını açtıklarında… Ne görürler?… Dış dünyadaki olaylarla doldurulan. Oyalanmalarla bastırılan. Bay Trubs’ın o iç dünyası. O bilinç altı. Taşmış. Ortaya dökülmüştür! Ve…… Yok hayır! Bu sahneyi anlatamam. En iyisi okuyun. Eğer merak ediyorsanız….

Ama gelin o zaman. İnsanı kendisinden uzaklaştıran. İnsanları oyalayıp duran. İnsanın sorgulayıp. Yüzleşemediği. Eğer yüzleşebilirse de. Hüzünlü bir son ile yok olan. Bu insan aklının hikayesini. Bu garip aklın sebebini. Ve nasıl başladığını. Cenevreli düşünür Jean Jacques Rousseau’ dan dinleyelim.

Kim bilir! Belki de hala bir çaresi vardır!

Ne dersiniz?

Devamı gelecek >>

Önceki yazı : Yabancı 9 – Kapan

İzleyen yazı : Yabancı 11 –

Yorum bırakın