Topa hükmetmek için

images-1

 

Spor günlük yaşanır. Sokaktaki bir taraftar kaybedilen maça bakar ve kızar: biz neden kazanamıyoruz? Salonlardaki taraftar ise kulübe bakar ve düşünür: kulüp iyi yönetiliyor mu?

Bilmezlermi ki, bu iki soru aslında birbirlerine, sıkı sıkıya bağlıdır. İyi sonuçlar, iyi yönetimle gelir. Sahadaki takım iyi sonuçlar alamıyorsa, bilin ki, yöneticiler de iyi yönetemiyordur.

İyi yönetim nedir? Bir spor kulübü nasıl yönetilir? Uzun söze gerek yok!
Okumaya devam et

Top Oyunu : Arsadan Borsaya

cocuk-oyunlari-mahalle-maclari

Adını bile bilmezdik. Top oynamaya gidiyoruz derdik. Yakındaki toprak arsaya koşar, bir kenarına iki taş, karşı yanına da iki taş koyardık. Bunlar kale olurdu. Direkler yoktu. Zaten bu nedenle de, üstten giden topların gol olup olmadığı hep tartışma konusuydu.
Bu, çift kale maç içindi. Bazan da, eğer yeterince arkadaş yoksa tek kale maç yapardık. Kimi zaman da , arsanın çevresine eşit aralıklarla sekiz on taş koyar, beyzbol oynardık. Her neyse, sonuç olarak top oynardık. Bugün “spor” yapıyorlar. Top oynarken, spor yapmış olduğumu sonradan öğrendim.

Okumaya devam et

Büyük Akıntı 3 – Dere

IMG_2533

Hayalimiz buydu. Fenerin oradan kendimizi akıntının sularına bırakmak. Ve kendimizi tabiatın akışına teslim etmek. O çocukluk günlerinde tabiatın her parçası bize bir ilham verirdi. Akan su, düşen yaprak,yağan yağmur, esen rüzgar,..Her tabiat hareketi bir çağrıydı bizim için. Bulutlar, kuşlar, çiçekler, herbiri bir davetti. Yalnızca onlar mı? Çatıları uçuran fırtınalar, kara bulutlar, gök gürültüleri. Yatağından taşan dere suları. Bunların içinde de bir heyecan bulur, oyunlar yaratırdık kendimize. Taşan dere de nerden çıktı diyeceksiniz şimdi ! Demiyecek misiniz? Bence demelisiniz! Hiç unutmam. Bir taşan dere macerası yaşamıştım. Sular evlerin arasından koşuyordu adeta. Önlerine katıp sürükledikleri ağaç dalları, yapraklar, topraklarla birlikte buldukları her yol aralığına giriveriyorlardı. Görmeliydiniz!

Okumaya devam et

Yönetim Sohbetleri 1 – Yönetime Ne Gerek Var?

amerikaya_ilk_avrupalilar_ayak_basti_h1302

 Etrafıma bakıyorum. Her yerde bir yönetici var. Müdürler, şefler, daire başkanları… Dergileri açıyorum; karşıma yine bu yöneticiler çıkıyor. Sanki önemli bir çekim için özel bir poz vermiş gibi.. TV lerin özel programlarında, gazetelerin magazin sayfalarında… Bunlar hep var mıydı?

 Vardı tabii… Ama aynı sözcüklerle olmayabilir. Aynı şekillerde olmayabilir. Ordudaki komutanlar, ülkelerdeki imparatorlar, vezirler, firavunlar… Bunlar da o dönemlerin yöneticileriydi.

 Peki, daha daha eskilerde? Hep var mıydı, her zaman var mıydı bu yöneticiler?

Okumaya devam et

Alelade Şeyler 1 – Taş

Untitled

 

Yolda ne zaman yerinden gevşemiş bir taş görsem aklıma o gelir.Kısa siyah saçları. Siyah gözleri. Durgun ve masum bakışı…Evlerinin önünde misket oynardık. Kimbilir, belki de onu görebilmek için, misketi orada oynamak isterdim. Evin önündeki yol taşlarla döşenmişti. Arnavut kaldırımı denilen türden. Gri ve siyah renkleri arasında gidip gelen, farklı boyut ve şekillerdeki, biraz da eğri büğrü denilebilecek yamuk taşlar. Aralarında da toprak. Bu taşlardan biri gevşemişti. Çıktı çıkacak. Misketi o taşın üstüne dikerdim. Orada oynardık. Neden mi?

 

Okumaya devam et

Büyük Akıntı 2 – Fener

Untitled

Anlayacağınız, o sıcak yaz gününde yine biz bizeydik, kendimizle ve sokak arkadaşlarımızla birlikte. Hayatın kendisiyle başbaşa. Hayatın içinde. Bu hayatı hergün yeniden ve yeniden şekillendirebilirdik. Istediğimiz gibi. Nasıl hoşumuza gidiyorsa öyle. Kimse bize bizim için bir hayat tasarlamıyordu. Tüm zamanlar bizimdi. İçini istediğimiz gibi doldurabilirdik. İçine istediğimiz her şeyi koyabilirdik. İşte, yazın o sıcak gününü de böyle bir macera duygusu ile doldurmak istemiştik. Rumelihisarı’ndaki fenerin oradan denize atlamak. Açılmak. Kendimizi akıntıya bırakmak. Ve bizi götürdüğü yere kadar gitmek. Neden fenerin oradan diye soracak mısınız?

Okumaya devam et

Sen Makine Değilsin !

Untitled

 

Ben bir gezginim. İnsanlar bana  “Şirket” diyor. Adım bu…

Devamlı yolculuk yaparım. Yaşamak için dolaşırım. İş dünyasının çalkantıları arasında dolanır dururum. Fırsatlar ararım; farklı coğrafyalarda, farklı kültürlerde, farklı sektörlerde.

Benim için bir yol biter diğeri başlar. Her son, her bitiş yeni bir başlangıçtır. Yeni bir yol arayışının öncesidir. Her arayış yeni bir yola çıkar. Her yol bir yolculuk davetidir. Her yolculuk da geleceğe uzanır.Şimdi soracaksınız belki de: Biryerlerde durup kök salmak varken, oradan oraya koşuşturmak niye?

 

Okumaya devam et

Büyük Akıntı 1 – Akıntıburnu

 

aknt2

 

Kızgın asfaltın üzerinde yürümeye başladık. Çıplak ayakla… Koymuştuk bir kez aklımıza, o yaz dönemi içinde yapacaktık muhakkak… Yapacaktık ki okullar açıldığında tekrar tekrar anlatacak güzel bir hikayemiz olsun. Belki her seferinde biraz da abartarak. Neden olmasın?

Eğer kendimiz bir hikaye yaratamıyorsak, anlatacak bir şeyimiz de olamazdı. TV dizileri yoktu, çünkü TV yoktu. Gündem kızıştıracak bir spor medyası da yoktu. Herkesin ortak olarak konuşacağı bir şeyleri kimse sunamazdı bize. Ne yapabilirdik ki?

Okumaya devam et

Ünvan Sığınakları

_valye

Önce yol kenarındaki böğürtlene sordum, Senin ünvanın var mı?”… Tuhaf bir şekilde bakakaldı. Sanırım anlamadı soruyu. Biraz daha ilerleyip, koruluğun ortasındaki çınar ağacının yanına gittim bu kez. Ne de olsa o heybetli bir ağaçtı, beni anlardı. Senin ünvanın ne?” diye sordum ona da. Benim ünvanım yok dedi. Biraz şaşırmadım dersem yalan olur. Koskoca çınar… Heybetli mi heybetli… Hele marifetleri saymakla bitmez. Herşeyden önce bir gölge ağacı. Kirli havaya dayanıklı. Mürekkep yapımında bile kullanılıyor. Diş ağrısına dahi iyi geliyor. Yanıkları iyileştiriyor. Kökleri, kabukları ve yemişleri ayrı ayrı faydalı… Ama ünvanı yok işte! Olmalı mıydı?

Okumaya devam et

İK ne işe yarıyor?

images-1

Organizasyonların insanlarla ilgili sorumluluk taşıyan bölümlerine uzunca bir süredir “insan kaynakları” deniliyor. İlginç bir bölümdür. Farklıdır. Diğerlerine benzemez… Her şeyden önce bilinen standart bir yapısı yoktur. Parayla, üretimle ya da satışla ilgilenen birimler, sorumluluklar açısından, şirketten şirkete temel bir farklılık göstermezken, bir şirketin İK düzeni ve uygulamaları diğer şirketlerinkinden temelde farklı olabilir. Ayrıca, her bölüm kendi sorumluluklarını kendileri yerine getirirken, İK nın işleri diğer bölümlerde yapılır. Belki de bundan dolayı, herkes İK yı bilir; bildiğini düşünür…Güzel de, gerçekten bilir mi? Okumaya devam et