Büyük Akıntı 8 – Dayının Sineması

untitled-xpng

 

Tabii ki, akıntıburnu yalnızca arkadaşlarla buluştuğumuz bir sahil değildi. Orada yalnızca dalgalar ve rüzgar yoktu. Yalnızca bakım bekleyen sandallar, ağlarını onaran balıkçılar yoktu orada. Burunun hemen ardında , yolun karşısında, bir açık hava sineması vardı. Küçük bir sinema. Zemini topraktı. Tek tek tahta sandalyelerini hatırlarım. Oraya “dayının sineması” derdik.

Okumaya devam et

Parayla dalga geçin!

 

ucakpara

 

Evet, parasız yaşanmıyordu!

Simit almak için para gerektiğini daha çocukken anladı. Misket almak için. Bisküvit almak için. Şeker macunu, elma şekeri almak için de. Sinemaya, maça gitmek için. Defter kitap almak için. Para heryerdeydi. Hayatın her anını işgal etmişti. Hayat böyleydi.

Ama, ne zaman ki para kazanmaya başladı; Ne zaman ki, para kazanmak için çalışmaya başladı… İşte o an, başka birşeyi daha farketti.

Okumaya devam et

Büyük Akıntı 7 – Bre zavallı insan!

Untitled

Aynaların en çok göründüğü yer burunun tam da yanıbaşındaki su akıntılarıdır. Aynaların kaybolup kaybolup da yeniden ve yeniden şekillenip göründüğü yer. Karadenizden boğaza giren sular, bir o yana bir bu yana, kıyıları döve döve, Kandilli burnundan Bebek koyuna boşalırlar. Burası, yorgun suların, durup dinlenebilecekleri sakinlikte bir yerdir. Ama bir kısım su hızını alamayıp ilerler ve Akıntıburnuna çarpar. Çarpar da ne mi olur?

Okumaya devam et

Anadolu Anadoluya Benzer

38040001

 

Bu bir satranç oyunu. Bugün başlamadı. Bugün bitmeyecek. Oyun sürüyor. Ve sürecek. Burası oyunlar coğrafyası. Şu an durum nasıl dersek…Vaziyet “ şah mat “. Gibi.. Hani, iki ucuna da dokunamadığınız değnek var ya. İşte öyle bir durum.

Ama burası Anadolu. Yani?

Okumaya devam et

Tüketimi tüketmek

tüketim

 

Gelinen yer belli artık. Oraya geldik. Hem de çok zaman önce. Gizlisi saklısı kalmadı bu dünyanın.

Bir yanda açgözlüler var. Doymak bilmeyenler. Hiç bir zaman da doymayacak olanlar. Ayrıntıya girmeden, yaşayanların %5 i kadar denebilir. Öte yanda da açlar var. Asla doyamayacak olanlar. Doymasına müsade edilmeyenler. Bunlar da yaşayanların % 25 i kadar. Hergün, yaklaşık 100.000 kişinin açlıktan öldüğünü düşününce, insan sormadan edemiyor. Bu nasıl bir dünya?

Okumaya devam et

Bir avuç toprak

 

toprak

 

Bir avuç toprak aldı çocuk. Bahçeden. Kara kuru bir toprak. İçinde küçük taş parçaları, tahta kıymıkları olan. Herhangi bir toprak. Bir avuç.

Küçük bir teneke kutunun içine koydu. Eğri büğrü, ezilmiş büzülmüş, küçük bir konserve kutusu. Yol kenarında bulduğu.

Evde, pencerenin dışına yerleştirdi. Güneş alan bir yere. Küçük bir çay bardağı dolusu suyu da döktü toprağın üzerine. Böyle yaptı. Bir yerlerden duymuş olmalıydı. Merak. Çocuk merakı işte. Bırak da meraklansın! Ne olacaktı acaba? Birşeyler değişecek miydi?

Okumaya devam et

TeleSosyal

telefon

Çarpıştık. En sonunda olacağı buydu.

Bu gibi durumlarda “Mentalist” dizisindeki  “Cho” ya benzetirim kendimi. En az sözcükle idare ederim. Ya da hiç konuşmam. Hiç bir şey olmamış gibi yaparım. Geçer giderim. Neyi tartışacağım ki? Ve kiminle?

Yürüdüm gittim. Ama..

Okumaya devam et

Ondokuz

kibrit

 

Babam, “ gelsene Haluk” diye çağırdı beni yan odadan.

Bu gün okul yok. Tatil. Işıl ışıl bir gün. Mayıs günlerinden biri. Sokak beni çağırıyor. Oyun oynamak geçiyor içimden. Ama, mutfaktaki masanın üzerine kitapları koymuş çalışıyorum. Kitap dediğime bakmayın. İlkokul sınıflarından birindeyim. Ya üç ya dört. Belki de ikinci sınıf. Okuma maceram yeni yeni başlıyor anlayacağınız. Babam neden çağırıyor ki beni? Tuhaf!

Okumaya devam et

Çocuk

23N

 

İlk hatırladığım bir ateş. Hıdrellez ateşiymiş sanırım. Sağa sola kıvılcımlar saçarak, salına salına gökyüzüne doğru uzanıp giden bir ateş. Bebekliğimde ilk hatırladığım bu. Annemin kucağındayım. Yumuşak bir beze sarmalamış beni. Döne döne ateşin üzerinden atlıyor. Gülüyor. Neşeli anneciğim. Ben de kucağında. Kucak. Sıcacık. İşte ilk “sevgi” yi tam da o anda orada hatırlıyorum. Tarihi tabii ki bilmiyorum. Ama ilk 23 nisan’ım o gündür benim. Sevgiyi hissettiğim gün. Annemin yüzünde “neşe” yi ilk gördüğüm an.

Okumaya devam et

Beyaz Taçlı Serçe : Uykusuz Tüketici

uykusuz

Jonathan Crary / 2013

. . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Kuzey Amerikanın batı kıyısında yaşamış herkes, yüzlerce kuş türünün her yıl kıta sahanlığı boyunca mevsimsel olarak bir aşağı bir yukarı çeşitli mesafeler kat ederek göç ettiğini bilir. Bu türlerden biri, beyaz taçlı serçedir.

Okumaya devam et