Öğretmen 1 – Benim Asıl Niteliğim…

 

ataturk-ogr

Alıntı

Sadi Irmak. 1978. “Atatürk’ten Anılar:O Günlerden Bu Günlere Bir Bakış”.

….Atatürk, bir akşam (1937), sofrasında sık sık misafir ettiği Behçet Kemal’e dönerek;
”Sen çabuk şiir yazarsın, şu içerdeki odaya çekil, bende hangi nitelikleri görüyorsan hepsini anlatan bir şiir yaz” emrini verdi.

Behçet, hemen içeri odaya geçti; aradan yarım saat geçti geçmedi bir büyük manzume ile döndü. Atatürk;
 “Oku bakalım” dedi.

Okumaya devam et

Büyük Akıntı 9 – Gazozcular

 

sine2

 

Gördüğünüz gibi, akıntıburnundan uzaklaşamadık bir türlü! Dayının sinemasından da ayrılamıyoruz. Oynanacak binbir çeşit oyun varken!.. Ama sonuç olarak o bir sinema. Pek küçük bir alan da değil. Tam akıntıburnuna kurulmuştu. Bugün bakıldığında, orada bir zamanlar bir sinema bahçesi olabileceğini düşünmek hiç de kolay değil. Sahiden var mıydı? Yoksa onu ben mi yarattım, hayalimde?

Okumaya devam et

Taksim

 

taksim

 

Karşıya bak!” dedi babam.” Ne görüyorsun?”. “Duvar” dedim. “Nasıl bir duvar?” diye sordu.”Eski, rengi yok” diye cevapladım sanırım. Aklıma, gri demek gelmemişti. Duvara doğru yaklaştık. Nasıl yaptımsa, elimi dokunduğumu hatırlarım. Küçük taş parçaları düşmüştü . “Gördün mü, sahiden eskimiş” dedi babam. “Böyle bırakılırsa, taş taş dökülür; Yazık!” diye de mırıldanmıştı. Aslında, o günün hikayesi sabahtan başlamıştı.

Okumaya devam et

Büyük Akıntı 8 – Dayının Sineması

untitled-xpng

 

Tabii ki, akıntıburnu yalnızca arkadaşlarla buluştuğumuz bir sahil değildi. Orada yalnızca dalgalar ve rüzgar yoktu. Yalnızca bakım bekleyen sandallar, ağlarını onaran balıkçılar yoktu orada. Burunun hemen ardında , yolun karşısında, bir açık hava sineması vardı. Küçük bir sinema. Zemini topraktı. Tek tek tahta sandalyelerini hatırlarım. Oraya “dayının sineması” derdik.

Okumaya devam et

Parayla dalga geçin!

 

ucakpara

 

Evet, parasız yaşanmıyordu!

Simit almak için para gerektiğini daha çocukken anladı. Misket almak için. Bisküvit almak için. Şeker macunu, elma şekeri almak için de. Sinemaya, maça gitmek için. Defter kitap almak için. Para heryerdeydi. Hayatın her anını işgal etmişti. Hayat böyleydi.

Ama, ne zaman ki para kazanmaya başladı; Ne zaman ki, para kazanmak için çalışmaya başladı… İşte o an, başka birşeyi daha farketti.

Okumaya devam et

Büyük Akıntı 7 – Bre zavallı insan!

Untitled

Aynaların en çok göründüğü yer burunun tam da yanıbaşındaki su akıntılarıdır. Aynaların kaybolup kaybolup da yeniden ve yeniden şekillenip göründüğü yer. Karadenizden boğaza giren sular, bir o yana bir bu yana, kıyıları döve döve, Kandilli burnundan Bebek koyuna boşalırlar. Burası, yorgun suların, durup dinlenebilecekleri sakinlikte bir yerdir. Ama bir kısım su hızını alamayıp ilerler ve Akıntıburnuna çarpar. Çarpar da ne mi olur?

Okumaya devam et

Anadolu Anadoluya Benzer

38040001

 

Bu bir satranç oyunu. Bugün başlamadı. Bugün bitmeyecek. Oyun sürüyor. Ve sürecek. Burası oyunlar coğrafyası. Şu an durum nasıl dersek…Vaziyet “ şah mat “. Gibi.. Hani, iki ucuna da dokunamadığınız değnek var ya. İşte öyle bir durum.

Ama burası Anadolu. Yani?

Okumaya devam et

Tüketimi tüketmek

tüketim

 

Gelinen yer belli artık. Oraya geldik. Hem de çok zaman önce. Gizlisi saklısı kalmadı bu dünyanın.

Bir yanda açgözlüler var. Doymak bilmeyenler. Hiç bir zaman da doymayacak olanlar. Ayrıntıya girmeden, yaşayanların %5 i kadar denebilir. Öte yanda da açlar var. Asla doyamayacak olanlar. Doymasına müsade edilmeyenler. Bunlar da yaşayanların % 25 i kadar. Hergün, yaklaşık 100.000 kişinin açlıktan öldüğünü düşününce, insan sormadan edemiyor. Bu nasıl bir dünya?

Okumaya devam et

Bir avuç toprak

 

toprak

 

Bir avuç toprak aldı çocuk. Bahçeden. Kara kuru bir toprak. İçinde küçük taş parçaları, tahta kıymıkları olan. Herhangi bir toprak. Bir avuç.

Küçük bir teneke kutunun içine koydu. Eğri büğrü, ezilmiş büzülmüş, küçük bir konserve kutusu. Yol kenarında bulduğu.

Evde, pencerenin dışına yerleştirdi. Güneş alan bir yere. Küçük bir çay bardağı dolusu suyu da döktü toprağın üzerine. Böyle yaptı. Bir yerlerden duymuş olmalıydı. Merak. Çocuk merakı işte. Bırak da meraklansın! Ne olacaktı acaba? Birşeyler değişecek miydi?

Okumaya devam et

TeleSosyal

telefon

Çarpıştık. En sonunda olacağı buydu.

Bu gibi durumlarda “Mentalist” dizisindeki  “Cho” ya benzetirim kendimi. En az sözcükle idare ederim. Ya da hiç konuşmam. Hiç bir şey olmamış gibi yaparım. Geçer giderim. Neyi tartışacağım ki? Ve kiminle?

Yürüdüm gittim. Ama..

Okumaya devam et