Tabii ki, akıntıburnu yalnızca arkadaşlarla buluştuğumuz bir sahil değildi. Orada yalnızca dalgalar ve rüzgar yoktu. Yalnızca bakım bekleyen sandallar, ağlarını onaran balıkçılar yoktu orada. Burunun hemen ardında , yolun karşısında, bir açık hava sineması vardı. Küçük bir sinema. Zemini topraktı. Tek tek tahta sandalyelerini hatırlarım. Oraya “dayının sineması” derdik.









