Bir avuç toprak

 

toprak

 

Bir avuç toprak aldı çocuk. Bahçeden. Kara kuru bir toprak. İçinde küçük taş parçaları, tahta kıymıkları olan. Herhangi bir toprak. Bir avuç.

Küçük bir teneke kutunun içine koydu. Eğri büğrü, ezilmiş büzülmüş, küçük bir konserve kutusu. Yol kenarında bulduğu.

Evde, pencerenin dışına yerleştirdi. Güneş alan bir yere. Küçük bir çay bardağı dolusu suyu da döktü toprağın üzerine. Böyle yaptı. Bir yerlerden duymuş olmalıydı. Merak. Çocuk merakı işte. Bırak da meraklansın! Ne olacaktı acaba? Birşeyler değişecek miydi?

Okumaya devam et ->

Ertesi günü, uyanınca, ilk iş, cam kenarındaki toprak parçasına bakmaya gitti. Birşey yoktu. Yalnızca sabah nemiyle biraz ıslanmıştı toprak. Hayal kırıklığı. Ne olacaktı ki? “Ama, bir şeyler olmalıydı!” diye içinden geçirdi çocuk!

Bir sonraki gün sabah yine baktı kara kuru toprak parçasına. Bir şey yoktu. Devam etti az az su vermeye. Daha daha sonraki gün ve günler. Hepsi gelip geçtiler. Yine birşey görünmüyordu.

Bir sabah, küçük bir serçenin tenekedeki toprağı eşelediğini farketti. Pencereye yaklaştı. Serçe uçarak kaçtı. Toprak parçasının yüzeyinde, belli belirsiz yeşillikler belirmişti. O küçücük serçe nasıl da farketmişti bunu? Meraklandı çocuk. İzledi neler oluyor diye.

Bir kaç gün sonra, sabahların birinde, küçük mü küçük bir renk beliriverdi. Toprakların arasından. Doğa turuncusu bir renk. Nazlı nazlı açtı taç yapraklarını. Bir çiçek. Sonra yine yeşeren toprak. Ardından küçük bir mor çiçek daha. Sonrasında sarı çiçek, pembe çiçek…

Düşündü çocuk. “Ama o eğri büğrü kutunun içindeki kara kuru bir toprak değil miydi?” Evet öyleydi! Ama rengarenk oldu.

Ne öğrendi çocuk? Neler öğrenmedi ki! Görünüşe aldanmayacaktı. Her şeyin içinde başka şeyler gizliydi. Başka ne öğrendi? Keşfetmek istiyorsa eğer, uğraşacaktı. Emek verecek, yılmayacak ve sabredecekti. Daha başka? Herşey değişirdi. Herşeyin bir zamanı vardı… Ve daha niceleri.

Hepsi hepsi bir avuç topraktı. Ama neler öğretmişti çocuğa. Bir avuç toprak. Bu kadar basitti! Görebilen için.

Newton demişti ki: “Bir kum tanesinin sırrını çözersen, evrenin de sırrını çözersin”. Bu kadar da yüceydi. Düşünebilen için.

Çocuk bir kum tanesinde gördü evreni. Bir kum tanesinin penceresinden baktı evrene. Başka ne yapabilirdi? Yoksa zar mı atmalıydı hayata? Şansını denemek için. Belki de bir nazar boncuğu taşımalıydı? Bilinmeyen tesadüflerden korunmak için. Ya da bir tesbih tanesinden mi bakmalıydı evrene? Bilinmeyenlerle, görünmeyenlerle övünmek için.

Hepsi de olabilirdi. Ama ne farkedecekti ki! Hepsi de aynı değil miydi aslında.

Tam da Yunus’ un dediği gibi: “ Bir avuç toprak, biraz da suyum ben, neyimle övüneyim, işte buyum ben.”

Evet! Bu kadar. Hepsi hepsi bu’sun!

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s