Tesadüf Kapıları

Onlar. İki yolcu. Yoldalar. Kapılar açılıyor. Kapılar kapanıyor önlerinde. Tesadüflerin açtığı kapılar. Ve kapattığı. Her insana olduğu gibi.

Onlar. İki arkadaş değil! İki farklı ülkeden. İki farklı insan. Onsekizinci yüzyıldan. Birbirlerini tanımazlardı. Bunlardan birinin önünde. Sanat kapısı açıldı. Girdi o kapıdan. Ressam olmak istiyordu. Ressamlığa büyük merak duyuyordu. Çocukluğundan beri. Kendisini ressamlığa adamıştı adeta. Diğeri ise, 15 yaşındayken. Kasap çırağı olarak yaptı eğitimini. Kasaplık kapısı açıldı önüne. Kasaplık diplomasını aldı. Köy yaşamının sadeliği içinde büyüdü. Babasının yanında çalışmaya başladı. Kasaplık ve hancılıkla. Onlar iki arkadaş değildi. Biri ressamlık yolundaydı. Diğeri de kasaplık. Ama daha. Açılacak kapanacak çok kapı vardı. Önlerinde.

>> okumaya devam et

Birincisi. Onsekiz yaşındayken. Hayatını resim yaparak kazanıyordu. Babası memur olmasını istiyordu ama. Onun. Büyük bir hayali vardı. Avusturya güzel sanatlar akademisine kabul edilmek. Ve ressam olmak. Olamadı! Akademi tarafından, iki kez üst üste reddedildi. O kapı kapandı. Gözetmenler, çalışmalarının “çok az insan” içerdiği sonucuna varmışlardı. ”Reddedilme haberi beni yıldırım gibi çarptı” diye açıklar, sonradan yazdığı kitabında. Büyük bir öfke duyduğu söylenir. Topluma karşı. Hınçla dolduğu. Sonraları ise. Akademiden umudunu kesti. Yaptığı Viyana manzaraları kartpostallarını satmak için kapı kapı dolaştı.  Münih’te sanatçıların takıldığı kafelere sık sık uğramaya başladı. Kendisine yardım edecek bir ressam bulabilmek umuduyla. Olmadı. Ressamlık kapısı sürgülenmişti. Peki, ne oldu?

Ama şimdi diğer yolcuya bir göz atalım isterseniz. Kasap çırağına. O da. Bir yandan kasap çıraklığı yaparken. Öte yandan, kasabanın diğer çocukları gibi. Kilise korosunda şarkı söylemeyi ve nota okumayı öğrendi. Bu yeni bir kapıydı. Önüne açılan. Müzik kapısı. Sonra da. Küçük yaşına rağmen. Babası ile düğün ve toplantılarda müzik yapmaya başladı. Müziği sevdi…Günler aktı gitti. Ailesi maddi sıkıntıya düşünce. Müzik kapısı kapanır gibi oldu. Ama. Dayısı yardım elini uzattı. Onu yanına aldı. Prag’daki ünlü Org Okulu’na yolladı. Kapı daha da açılmıştı. Sonraki yıllarda. Maddi sıkıntılar çekti. Yılmadı. Hem müzik dersleri verdi. Hem de orkestralarda viyolacı olarak bulduğu işlerde çalıştı.

Aslında her ikisi de yoksuldu. Her ikisi de hayata tutunma peşindeydi. Ve her ikisi de bir arayış içindeydi. Geleceğe açılan. Bir kapı arayışı! Buldular mı?

Birincisinin bilinçaltında biriken öfke onu hiç bir zaman rahat bırakmadı. Hep peşinden geldi. Kalbine saplanan hınç onu her yerde izledi. Açık kapılardan girdi çıktı. Kapalı kapıları zorladı. Zamanla başka ortamlara girdi. Yeni ilişkiler buldu. Ama. Topluma öfkesi hiç dinmedi. Hep bir düşman aradı. Öfkesini boşaltacağı bir düşman. Sonunda buldu da. Yarattı mı deseydim! Sözleriyle saldırdı. İnsanların içinde gizli duran. Pusuya yatmış. Düşmanlık duygularını uyandırdı. Ve böyle böyle yükseldi. Hıncını bütün bir topluma yaydı. Toplumu ayrıştırdı. Böldü. Ama. Öfkesiyle hıncını birleştirdi. Bir “dava” yarattı. Kendi intikamını, toplumun davası diye pazarladı. Uydurdu mu deseydim!

Ama. Şaşılacak şey şu ki! Milyonları da peşinden sürükleyebildi. Hem de. Akılcılığın felsefesini yapan Kant’ ı çıkaran toplumun insanlarını. Daha bir yüzyıl öncesinde. Bach’ ı, Bethoven’i, Brahms’ı yaratmış olan bir toplumun insanlarını. Ne adına? Milliyetçilik adına.

Ya diğeri? Kasap çırağı olan. Girdiği müzik yolundan yürümeyi sürdürdü. Yoksulluk günlerinde besteler yaptı. Daha ilk ürünlerinden olan Slav dansları ile büyük bir ün kazandı. Sonrasında, daha da ünlendi. Ulusun yerel, geleneksel müziğine yöneldi…Avusturya imparatorluğunun egemenliği altındaki ülkesinin acılarını dile getirdi.

Şimdi tekrar sorabiliriz artık. Ne olmak istiyorlardı? Ne oldular?

Birincisi ressam olmak istiyordu. Bir sanatçı. Ama. Kişisel hıncını tüm bir topluma yaydı. Ve zalim bir diktatör olmayı seçti. Milli olmaya özendi. Irkçı oldu. Öldüğünde bir sığınaktaydı. İntihar etmişti. O Hitler ‘di.

Ya öteki! Kasap çırağı. O ne oldu? Kemanını koltuğuna alıp yurdunun köylerini gezerek dans havaları çaldı. O köylerde sanatkarlığının köklerini sağlamlaştırdı. Öldüğünde. Çekoslovakyanın ulusal kahramanı olarak büyük bir törenle toprağa verildi. O Dvorak ‘dı. Hem yerli ve hem de milli.

Yoldalardı. Hayat yolculuğunda. Yürüyüşte. Kapılar açıldı. Kapılar kapandı önlerinde. Belki kapıları onlar açmadı. Onlar da kapamadı. Ama. Hangi kapıdan gireceklerini. İşte bunu onlar seçti. Kendi karakterleriyle.

Kaderlerini karakterleri çizdi. Karakterleri kaderleri oldu.

Hep böyle olur.

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s