Tersyüz olan hayatlar

505s823


Tabii ki yaşıyoruz. Nefes alıyoruz. Yani hayattayız. Ama yaşadığımızın farkına varıyor muyuz acaba? Hissedebiliyor muyuz yaşamış olmayı. Geçen ince zaman dilimleri dolduruyor mu tüm benliğimizi. Hayatta kalmaktan değil, yaşamaktan söz ediyorum. Yaşıyor muyuz? 80 yıl kadar önce Freud şöyle yazmıştı:Hayatın iki temel atardamarı vardır : sevmek ve çalışmak.” Yaşadığımızı hissedip hissetmediğimizin ölçüsü bunlar olabilir mi acaba? Ne kadar da farklı iki ihtiyaç değil mi? Size de öyle görünmüyor mu?

 

 

Sevmek bir duygu. Bir duygu gücü. Sevgi insanlarda karşılıklı çekim yaratır; insanları birbirlerine yaklaştırır. Herhalde yıllar içinde, geçmişten bugüne büyük anlam değişikliklerine de uğramamıştır sanırım. Yoksa uğramış mıdır?

Bunu farketmek kolay değil. Ne de olsa sevgi, insanın iç dünyasının derinliklerinde saklı. Bundan iki yüz yıl önce, hatta bin yıl önce bir insan nasıl bir duygu ile seviyor idiyse, bugün de aynı duygularla seviyordur diyebilir miyiz? Tam bilemiyorum. Çalışmak ise, bir uğraş ile ilgilenmek. Bir şeylerle meşgul olmak. Bir amaç için bir iş yapmak. Bir istek için çaba harcamak, gayret göstermek. Bunun için zaman kullanmak. Çalışma sonucunda bir şeyleri elde etmeyi bekler insan. Maddi veya manevi. İnsan meşguliyetinin, çalışmanın, insan yaşamının değişik dönemlerinde, farklı şekiller aldığını söylemek biraz daha kolaydır sanırım. Bunu görebiliyoruz çünkü.

Bugünün hayatına bir bakalım.Nasıl geçiyor günler? 80 yılda neler değişti? İş nereden nereye geldi? Sevgi nerede duruyor? Daha çok çalışıyormuşuz gibi geliyor bana. Bazıları için bu, sabahın 6’sında başlıyor mesela. Ve akşamın 8’inde bile bitmemiş olabiliyor. Aslında eve dönmüş olsanız dahi bitmiyor kimi zaman. Ya evde devam ediyor çalışma, ya da buluyorlar sizi. İş arkanızdan koşuyor. O cep telefonları var ya! Sözüm ona sizleri özgürleştiren şu küçük aletler… Bir düşünün, tam da evde oturmuş ailenizle, sevdiklerinizle güzel dakikalar geçirmeye niyetlenmişken cep telefonunuz titremeye başlıyor. Belki müdürünüz, belki bir astınız, belki de bir iş arkadaşınız arıyor. Sorulacak bir şeyler var anlaşılan. Ya da yarına yetişecek son dakika işleri… Davetsiz misafirler yani.Ama gelenler arkadaşlar değil. Çalan da kapı değil. Çalan telefon. Telefonla gelen işler bu davetsiz misafirler. Şimdi soruyorum kendi kendime: ben bu telefon ile daha mı özgür oldum? Yoksa daha mı bağlı? Sevgimi, sohbetlerimi, dostluklarımı kimler çaldı yine bu akşam? Tabii ki işler, hiç bitmeyen işler.

Düşünüyorum da, bugün artık sevmeye vakit yok. Nerde olursan ol! Ne zaman olursa olsun! İş seni buluyor. Ve kaçamazsın ondan. Teknoloji seni her yerde, her zaman izliyor adım adım… Ve mecbursun ona. Sakın kendini vazgeçilmez sanma! Dünün özgür zenaatkarı değilsin artık. Emeğin yalnızca bir meta. Satın alınan ve kullanılan bir mal. Ve hemen kapının ardında, anahtar deliğinden gözlüyor seni yerini almak isteyenler. Bir an tereddüt etsen yerinden edileceksin. Zemin kaygan. Her an gereksiz ve değiştirilebilir olduğunun farkında değil misin?

Çalışmak zorundaysan eve gidemezsin. Anneni, babanı kardeşlerini göremezsin. Çalışmak zorundaysan, çocuklarını sevemezsin. İşin varsa, arkadaşlarınla buluşamazsın. Kendinle bile başbaşa kalamazsın… Freud şöyle diyordu:Uygarlık, insanın mutluluk olanağının bir bölümünü, bir parça güvenlik ile takas etmiştir. Takas ne kelime! Bu 1930’lardaydı! Bugün iş, çalışma, gelecek kaygısı yani güvenlik; mutluluğu rehin almıştır. Sevgiyi bir iş, sevmeyi de bir görev haline getirmiştir. Bugün hayat çalışmaktır. Tek bir şansınız var, o da bu çerçeve içinde küçük pencereler açmayı denemek: “On gündür annemi göremedim, bari telefon edeyim”, “Kızın mezuniyet töreni ne zamandı? Yetişebilirsem gelirim.”, “Bugün evlilik yıldönümümüz; seyahatteyim. Çiçek mi göndersem?”

Bunlar sevgi midir? Bunlar bir görev değil de nedir? Sevgi dünyadan çekildi mi acaba? Geriye sevgiyi gösterme şekilleri mi kaldı yalnızca? Ona da zaman bulabilirsen tabii ki. Hayat hızla akıyor. Hız bir erdem oldu. Çabukluk bir marifet sayılıyor. Hep ordan oraya koşuşturuyorsun. Bir işten diğerine atlıyorsun. Ne geçtiğin yerlerin tadına varıyorsun, ne de yaptığın işlerin. Her zaman bir yerlere yetişmen gerekiyor. Yolun keyfini süremiyorsun. Hayat hızla yenen bir ayaküstü yemek gibi oldu; sen pişirmiyorsun, eline hazır tutuşturuyorlar. Hızla atıştırıyor, ne yediğini farketmiyorsun. Sindiremiyorsun. Yediklerin senin bir parçan olamıyor. Tıpkı hızla geçirilen anların, senin yaşam filminin bir parçası olamayacağı gibi. Birer kara kare onlar. İleride hatırlayamayacaksın. Çünkü yaşamadın. Hızla koşarken etrafa saçtığın yaşamından dökülmüş ruhlar onlar.

Bakın şu kızılderili öyküsü ne güzel anlatıyor bu halimizi: “Bir kızılderili ve bir beyaz adam atlarına biner ve yola koyulurlar. Bir süre hızla, dörtnala sürerler atlarını. Derken kızılderili bir anda durur. Beyaz adam şaşırır ve sorar; Neden durduk? Neyi bekliyoruz? Kızılderili sakince cevap verir: Çok hızlı gittik, ruhlarımız geri kaldı.Onları bekleyelim… Hayatın koşuşturmacası içinde geride bıraktığın ruhunu beklemeye vaktin yok. Gelecek günlerin zaman dilimlerinden taşmış iş yığıntıları seni bekliyor. Sevgin ve tüm duyuların da, ruhunla birlikte geçmişe saçıldı.

Ama yine de sevgini göstermelisin. Ama işte o, gerçek sevgi değil! Yalnızca bir gösteri. Ve tüm gösteriler gibi bir meta o. Bir bedeli var. Gerçek sevgi dokunuşunu yapamamış olmanın telafi bedeli. İstediğin zaman dostlarının yanında olamamanın… İnsan sıcaklığıyla sarılamamanın bedeli. Ne olabilir ki bu bedel? Pahalı bir restoranda yemek mi? İpek bir marka fular mı? Bir elmas broş mu? Ya da daha alçakgönüllü telafiler mi? Ama, alan için her zaman pahalı gelen telafiler. Tüketim dünyası her çeşidini pazarlıyor, dolaşıma sokuyor, önüne kadar getiriyor ve payını alıyor. Eskiden böyle miydi? Bugün böyle mi olmalı? Sanki herşey tersyüz olmuş gibi geliyor şimdilerde… Az çalışıp sevgiye daha fazla zaman ayıracağımıza, çok çalışıp hiç sevmiyoruz. Üstüne üstlük sevgi gösterişçiliği yapıyoruz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s