Mektep 7 – Mandalina Kokusu

 

 

Yalnızlığa girdik ve çıktık. Okyanustaki bir kalyonun, bir sis bulutuna girip çıkması gibi birşeydi bu. O günlerde bunu kavramak kolay değildi. Ama, sonradan çok düşünmüşümdür. Yalnızlığa girmek. Benzetmek gerekirse, sis içinde kalmak gibi bir şeydi. Yönüm kaybolmuştu. Etrafım bulanıklaşmıştı. Yanımdakini bile farkedemiyordum. Neredeyse çevremdeki hiçbirşeyi. Yalnızlık beni çekiyordu. Bir anafor gibi.! Ama hayat yalnız bırakmıyor insanı. Ne zaman zora düşse, simit atıyor tutunması için. Bana da attı. Bir mandalina. Yalnızlıktan çıkışın simidi.

Okumaya devam et

Suyun Hikayesi 1 – Zincir

 

 

Bu adam suyu yukarı doğru akıttı. Namı da öyle kaldı: “Suyu yukarı akıtan adam”. Su yukarı akar mı? Kendi haline bırakırsan akmaz! Doğanın fizik kurallarına aykırı. Ama zorlarsan olur. Zorlamak. Yani dış güç kullanmak. Nasıl olursa olsun. Bu Flaman, suyu yukarı akıtmanın sırrını bulmuştu. Tajo nehrinin sularını yatağından doksan metre yukarıya akıtıyordu. Bence şaşırın! Çünkü o zamanlarda daha pompa yoktu. 1500 ler.

Okumaya devam et

BüyükAkıntı 14 – Yaşayıp geçmek

 

 

Farkındayım. Takalar lastikler derken…Akıntıburnunun bu noktasında fazlaca oyalandık. Ama “feneri” de unuttum sanmayın. Hedef Fener. Rumelihisarındaki fener. Ama oyalandık. Doğru. Şimdi içinizden söyleniyorsunuzdur. “Ne bu yani! Amma da uzattı! Taka geliyor. Denıze atlıyor. Lastiklere tutunuyor. Hepsi hepsi bu! Bunda büyütecek ne var?” Doğru valla. Hepsi hepsi bu. Yani tam da böyle görünüyor. Ama böyle olmuyor! Bakın anlatayım.

Okumaya devam et

Kayıplar Teorisi 3 – Otomobil

 

Merakım şu: Bir mal, bir ürün ya da bir girişim için faydayı görmek yeterli mi? Her girişim sadece faydalarıyla mı gelir? Ve dönelim otomobile. Soralım şu hiç sorulmayan soruyu: “Otomobil, gerçek hayattan neleri alıp götürmüştür acaba?” . Faydaları anlatan çok. Biz kayıpların peşine düşelim. Yapılanı öven çok. Biz neleri yokettiğine bakalım! Malum! Yaparken yokederiz.

Okumaya devam et

Kayıplar teorisi 2 – Atlar ve arabalar

 

Diyelim ki, yeni bir fabrika kuruyoruz. Bir yol. Bir tesis yapıyoruz. Ne olduğu farketmez. Bir köprü. Bir havaalanı… Çok da hevesliyiz! Hikayemiz nasıl olurdu? Faydalarını düşünürdük önce. Anlatırdık uzun uzun. Över dururduk. Afişlerde. Panolarda. Kazandıracaklarını sıralardık. Açılış törenlerinde. Bir de fizibilite hazırlardık. Kaça malolacağına bakmak için. Evet kabaca böyle olurdu. Hepsi iyi güzel de! Ya böyle bir tesis yapmakla “kaybedeceklerimiz“? Bu hiç aklımıza gelir miydi?

Okumaya devam et

Eylülün altısı yedisi (tekrar)

 

 

 

Ne zaman bir pastanenin önünden geçsem, başımı hafifçe vitrine doğru çevirir, yan gözle bakarım. Acaba kırık mı diye. Vitrin camı çatlamış mı? Cam kırıntıları pastaların, kurabiyelerin üzerine dökülmüş mü? Pasta kremaları ezilip yerlere yapışmış mı? Aklımdan bu sorular geçer. Ve bir resim belirir gözümün önünde. Kırık tahta parçaları. Yırtılmış perdeler, bezler. Ters dönmüş çikolata kutuları. Üzerine basılmış. Ezilmiş. Yerde yan yatmış bir tartı. Ters dönmüş bir kasa. Her yana saçılmış bozuk paralar.

Bu neyin resmi?

Okumaya devam et

Büyük Akıntı 13 – Lastiklere Hücum!

Biz güneşin altında uyuşmuş olurduk. Onlar, uzaktan görünürlerdi. Uflaya puflaya yaklaşırlardı. Gözleyen yoktu. Ama birimiz muhakkak farkederdik. İlk gören de haber verirdi: “taka geliyooor!” Kızgın betonun üzerine uzanmış olan çıplak vücutlarımız yavaştan hareketlenirdi. Birer birer. Ama miskin miskin. Pek de umursamadan. Biri bakardı takalara. Lastikleri var mı diye. Çoğu zaman olurdu. O zaman bir daha bağırırdı. Bu kez kuvvetlice:”..lastiklere hücuuum!”.

Okumaya devam et

Mektep 6 – Yalnızlık sınavı

 

Mektepteydim. O büyük okyanusta. Meçhule doğru yol alıyordum. Bir bilinmeze. Ve tek başımaydım. Mektepteki ilk sınav buydu sanırım! “Yalnız olma sınavı”. Böyle de sınav olur mu demeyin! Olur! İlk kez karşılaştığımız herşey. İlk yaşadığımız her şey. Bir sınavdır bu hayatta. O kadarla kalsa iyi. Dahası da var. Hayat önce sınav yapar. Soruları da sonra sorar. Üstelik, soruları da bize sordurur. O gün düşünememiştim. Ama bugün düşünebilirim. Yalnızlık sınavımdaki soru neydi acaba?

Okumaya devam et

Meddah

 

Herşey başka bir şey oluyor ya! Kendisi olmaktan çıkıyor. Kimliğini kaybediyor. “Herşey” olayım derken, sonunda da hiçbirşey oluyor ! Bu bir bozulma. Kim ne derse desin! Bu bir bozulma. İtirazınız mı var? Bu değişiklikleri bir ilerleme diye mi görüyorsunuz yoksa? Olabilir! O zaman bir düşünelim. Ve şu soruların peşine düşelim. Bu değişiklikler kendiliğinden mi oluyor? Kim yapıyor bunları? Ve neden? İnelim cevapların köklerine. Bakalım ne bulacağız.

Okumaya devam et

Herşey

 

Birdenbire olmadı. Adım adım geldi şaşkınlığım. Çarşı pazar gezerken. Reklamlara bakarken. Dergileri okurken. Önceleri sadece dikkatimi çekti. Bir gariplik hissettim. Bir iki derken, baktım ki herşey böyle. İşte o noktada şaşırdım. Sahiden şaşırdım. Neye mi şaşırdım? Herşeye! Etrafımızdaki herşeye. Yediklerimize. Kullandıklarımıza. Eşyalara. Aletlere…Bugünkü herşeye.

Farkında mısınız? “Herşey başka bir şey oluyor.”

Okumaya devam et