Ayar Bozuldu

 

Dünyanın ayarı kaçtı. Bu ne zamandır böyledir bilemiyorum. Ama açıkça görünüyor. Dünyanın ayarı kaçtı. Koyu bir karanlık ortasında , anlamsız bir şekilde duran mavi bilyanın fiziksel bir özelliğinden söz etmiyorum. İklim değişikliklerinden.. Ya da dünyamızın ekseninin kaymasından filan.. Ayar derken. Bu küçücük bilyanın üzerindekilerden. Onlardan söz ediyorum. Kendini bir şey sanıp da. Aslında bir hiçlik olduğunu farkedemeyenlerden. Yani insanlardan. Ayarı kim kaçırdı sanıyorduk?

Okumaya devam et

Mektep 8 – Anılar Müzesi

 

 

Mektepte. O koku araladı mutlu olmanın kapısını. Mandalina kokusu. Evet. Mandalinayı severim. Ama şimdi. Düşünüyorum da.. Mandalina bir bahaneydi. Bir vesile. Herhangi başka bir şey de olabilirdi. Sonunda çocuktuk. Bize bir sebep lazımdı. Mutlu olmak için. Ve elbet o sebep bir şekilde gelecekti. Ya da biz bir sebep yaratacaktık. Çocukluk böyle bir şey. Çocukluğum. Mutluluğumun anavatanı.

Okumaya devam et

Yönetiminherşeyi 4 – Valiz

 

Yolculuğa çıkıyoruz diyelim. Valizi hazırlamak gerekir. Bir dizi de iş vardır. Biletler. Oteller, giysiler… Şirketlerdeki proje çalışmaları da buna benzer . Bir tür yolculuğa. Yatırım projesi gibi mesela. Ama dikkat!. Hemen işe girişemeyin!  Önce bir düşünün. Sorular var. Cevaplanması gereken. Yoksa valiz işe yaramaz. Yolculuk boşa çıkar. Yatırım ise batar. İlk soru: “Nereye gidiyoruz?” Daha önemli olan soru ise : “Neden oraya gidiyoruz?  Gidilecek bir sürü başka yer varken“. Ya da, Neden bu yatırımı yapıyoruz? Yapılabilecek birçok başka yatırım varken!“. İster valiz ister yatırım. Her durumda ihtiyaç aynıdır: “strateji“. Basitçe söylersek:  Stratejisiz eylem sahipsizdir. Boşluktadır. Eğer doğru yolda değilsek, koşmanın ne anlamı var?

 

Çıplak

 

O kadar kolay mı sandın? Hiç de değil! Önce soyunacaksın. Ya da arınacaksın diyelim. Yanlış anlaşılmasın. Terkedeceksin bir şeyleri. Başkaca bir yolu yok bunun. Sahip olduğun herşeyi bırakacaksın. Hiç bir şey kalmayacak üstünde. Bu bir arınma. Fazlalıkları atacaksın . Sadece sen ve sen kalacak. Ancak o zaman anlayabilirsin. O da belki.

Okumaya devam et

MKA 1 – Miras

 

20 eylül 1924 günü. Hamidiye kruvazörü Samsun limanına girdi. Öğle üzeri saat bir buçukta. Bütün çevreyi derin bir sessizlik kaplamıştı. Merak, gurur, sevgi, onur,..ve tüm güzel duygular. Erdemli duygular. Bu sessizliğin içindeydi. Ve Gazi, 19 Mayıs 1919 tarihinden sonra ilk kez. Tophane İskelesi’nde. Samsun topraklarına ayak bastı. Sokak ve caddeler mahşer kalabalığı. Samsunlular, sel olmuş. Sahile doğru akıyorlar. Dalga dalga. Ve ama. Henüz, hiçkimse bilmiyor. Hiçkimse. Gazinin o ünlü cümlesini. Samsunda söyleyeceğini…

Okumaya devam et

Yönetiminherşeyi 3 – Tohum

 

Alalım bir avuç tohumu. Serpiştirelim yere. Ne elde ederiz? Meyva mesela. Eğer ki, yer topraksa. Ama ya yer betonsa. Ne elde ederiz? Hiçbirşey! Sadece çürümeye terkedilen tohumlar. Şirketlerdeki, “insanlar” için de durum budur. Eğer ki, hiyerarşi sütunlarını dikip… Yoğun çalışma betonlarını da döktünse katmanlara. Bir de buyurgan tavırlarla çelik ağlar örüyorsan aralara. Ne diyeyim? Sen insanı unut. Onun bilgilerini, tecrübelerini, becerilerini ve yeteneklerini. Hepsini unut. O artık, sadece söyleneni yapar. Yazılana uyar. Sen de yönetirim sanırsın. Hiç uğraşma. Bağlılık anketleri. Doğum günleri. Hatta kariyer. Hatta ücret bile. Boşuna çaba. Basitçe söylersek: İnsan yönetilmez. O kendisi yönetir. Sahipolduklarını. Yeter ki, sen yönetici, uygun ortamı, uygun iklimi yarat.

Yönetiminherşeyi 2 – Turnusol

 

 

Yönetimdeki iş sonuçları, kimyadaki turnusol gibidir. Hani şu, bir çözeltinin, asit mi yoksa baz mı olduğunu ayırdeden boya var ya. İşte o! Aynı şekilde, sonuçlar da bir topluluğun iyi mi yoksa kötü mü yönetildiğini gösterir. Tek fark, turnusol kağıdı çözeltiye batırılır batırılmaz, hemen renk verir. Yönetsel sonuçları anlamak için ise biraz daha fazla süre gerekir. Ne de olsa ekilen tohum hemen meyvasını vermez. Ama bir de şu var. Turnusol kağıdı, mavi veya kırmızı, çok açık olarak renk verirken… Yöneticiler ve etrafındakiler, sonuçları eğip bükebilir. Kötü sonucu makyajlayabilir. Süsleyebilir. Hele ki bir mazeret bulamadıysa! Sayılar, yöneticinin imparatorluğudur. İstediği gibi oynayabilir. Hem de nasıl! Basitçe söylersek: Yönetmek sonuç almaktır. Ama,sonuçlar yöneticinin elindedir.

 

Hagop geldi

 

Ne işin var bre Hagop?” demek geldi içimden. Demedim! Diyemedim. “Arnavutköyle buluşmak için geldim” dedi. Köklerinin olduğu yerle…. Tam kırkbeş yıl sonra. Dile kolay. Kırkbeş uzun yıl. Nasıl söylerim şimdi. Ki Arnavutköy artık…. Nasıl dilim varır. Varmaz! Ortada yoktu. Ses yoktu. Haber yoktu. Geliverdi. Birdenbire. ” Ne demeye geldin Bre Hagop!“. Kaybetmiştik birbirimizi. Hayat savurur denir ya! Öyleydi durumumuz. “Bırak da öyle kalsın bre Hagop“. Ama geldi. Sonunda geldi. Ansızın.

Okumaya devam et

Yönetiminherşeyi 1 – Robinson

Robinson Crusoe’ yu düşünelim. Issız bir adaya düşen ve bu adada yaşayabilmek için tek başına mücadele veren. Çalışan. İşler yapan. Dışardan bakalım. Ne görürüz bu adada? Bir insan ve bir amaç . Robinson ve hayatta kalma amacı. Peki, bu adada “yönetim” var mıdır? “Yönetici” var mıdır? Yoktur! Çünkü ikinci bir insan yoktur. Ne zaman ki adada bir”cuma” ortaya çıkacak. Ne zaman ki, bu iki insan “ortak bir çaba” ya girişecekler. İşte o zaman bir yönetim olayı başlayacaktır. Yöneticilik ihtiyacı doğacaktır. Yani, yönetim yalnızca lerle ilgili değildir. İşler amaca hizmet eder. Ve işleri insanlar yapar. Basitçe söylersek: Organizasyonda iş’ler vardır. Ama. Eğer amacınızı kaybederseniz. Ve, eğer insanları unutursanız. Yönetemezsiniz. Yönetici değilsiniz.

 

Suyun Hikayesi 2 – Flamanın Sanatı

Santrallar durunca. Elektrik de gelmeyince. İşte o zaman, Juanelo’yu ararız. Suyu yukarı akıtan adamı.

Bu dünya garip bir yerdir. Hep de öyleymiş. 1500 lerde de. Rönesansın arifesinde. Gariplik şudur. “Rahatlık rahatsız ediyor” insanları. Hani bu, gelişme dürtüsü ile olsa.. Birşeyleri daha iyi yapmak için. Buna söylenecek birşey olamazdı. Ama dürtü bu değil. Dürtü başka. Şöyle de diyebiliriz. İyilik cezasız kalmıyor bu dünyada. Bunu dünya hali saymamak lazım. Yani doğadan gelen birşey değil. Bu “insan hali”. Tuhaf bir hal.

Okumaya devam et