En başta söylemiştim. Hatırlayın. Toprak üzerinde. Sarı bir. Menfaat kırıntısı farkedilince. Kazılmaya başlanan. Bir çukur var. Bir de o çukurda biriken. Vazgeçilmez müdavimler. “Okçular ile tahtacılar”. Okçular ok atar. Yani sayıları sallar. Tahtacılara gelince. Bu üfürük sayılarla. Uyduruk sözleri. Yayar. Yayarken de. Yanlışı doğruymuş gibi. Yalanı da gerçekmiş gibi gösterirler. İşlerine nasıl gelirse!
Matematik 1 – Ye eşit üç iks
Yıllar önceydi. O günkü adıyla. “İktisat” dersindeydik. Hocamız. Bilim dünyası ve iş dünyasında. Bilinen ve değer verilen biriydi. İktisat ile ilgili. Çok şeyler öğrendik ondan. Bizler. Lisede fen bölümlerini bitirmiş. Üniversitede mühendislik eğitimi görüyorduk. Hocamız. Arz ve talep ile ilgili bir konuyu anlatırken. Ağzından “Fonksiyon” kavramı çıktı… Keşke çıkmasaydı!
Ortak Akıl 1 – Kurtlar
Bir toplulukta. Ayrımcılık. Tarafgirlik artarsa. Bir an gelir. Bunun karşısında. Tepki olarak. Birliktelik duyguları yükselir. Bu doğaldır! Hep böyle olur. “Birlik olalım. Birlikte düşünelim. Birlikte yapalım”. Duyguları şekillenir. Bu duygular söze dökülür. Kavramlarla ifade edilir. Edilir de! Peki! Kavramlar. Duygulara yeter mi?
Körlerin Binbir Hali
Biz insanlar. Bugünü yaşarız. Bugünün ve şimdinin olaylarını yaşarız. Mesela bir salgını yaşarız! Ama. Belki farkında olmasak da. Bugün ve şimdi. Yaşadığımız her şey. İstisnasız her şey. Mesela bir kaza. Bir başarı. Bir hastalık…! Dünden. Dün olanlardan gelir. Ve ayrıca. Bugün olan herşey. Yarını etkiler. Yarını oluşturur. Bugün yapılan her şey. Yarın karşımıza çıkar.
Salgın 2 – Meydanlar
Evden çıktım. Sokağa adım attım. Bir sessizlik!. Yürümeye başladım. Bir tuhaflık!. Adım adım. İlerledim. Bir boşluk!… Etrafa bakındım. Kediler biraz şaşkın. Ne yapacaklarını bilmez bir şekilde. Dolanıyorlar… Kuşlar neşeli gibi. Çıplak dalların üzerinde. Ötüşüp duruyorlar. O daldan başka dala. Süzülüp duruyorlar… Köpekler ise. Onlar biraz kabadayılaşmışlar. Her zaman. kenardan kenardan. Tek tek. Yürürlerken. Baktım ki. Birkaçı biraraya gelmiş. Açıklıkta. Yolun ortasında. Uzun uzun havlıyorlar. Bilmem ki. Belki de sohbet ediyorlar. Belki de. Meydan bize kaldı diyor. Seviniyorlar… Meydan onların.. Ama yanılıyorlar!
Salgın 1 – Apokaliptik
Alışmıştık. Adım adım alıştırılmıştık. Öylesine fazla şaşırdık da denemez. Doğal bir şeymiş gibi geldi. Neredeyse de bekliyor gibiydik. Belki de bu sebeple. Önceleri umursamadık. “Bu salgın da nedir? Bu virüs de nedir?” Dedik mi? Bence demedik. Son yirmi yıldır. Gelecek ile ilgili. O kadar çok. Karamsar filmler. Anlaşılmaz. Karanlık olaylar. Gizemli bir ifade ile söylersek de. “Apokaliptik” girişimler. Sanat diye sunuldu ki. Ve bu arada da. Bir o kadar da çok. Salgın filmi sürüldü ki piyasaya. Bunu da o filimlerden. Biri mi sandık ne! Belki. Hafiften. Bir oyunmuş gibi. Biz de sanki oyuncularmış gibi düşünmenin. Eşiğine kadar geldik sanırım. Oyun mu acaba? İşte onu bilemem! Aklımı da bulandırmak istemem! Ama..
Çukur 5 – Çatlama

Siz. Evet siz! Bir çatırtı. Bir çatlama sesi duyuyor musunuz? Duymadınız galiba… Bir zamandır var. Nasıl duymazsınız? Ses çukurdan geldi… Düzlükteyseniz eğer. Düzlüktekiler. Çukurdakileri. Hem duyar. Duymalıdır! Hem de görür. Görmelidir! Duymamak ve görmemek. Ne mümkün!
Çukur 4 – Mızraklar
İlk sarı altın. Gizlice. Cebe girdiği an. Vicdanın üzerine bir örtü çekilmiş. Beyin. Sürülerle yalanı üretmeye. Hazır hale gelmiştir. Çünkü. Bak kardeşim! Burası gerçekten çok önemli! “Günah işlemenin birçok araçları vardır, fakat yalan bunların hepsine uyan bir saptır”. Bundan sonrasında ise. Artık kurnazlık çalışır. Acaba bu altından daha var mı? Bu toprağın altında!.. Hırs ve açgözlülük. Uyanıklık ve cambazlık. Hepsi elele tutuşur. Enerji olur… Soysuz sopsuz. Boşgezer. Başlar toprağı eşelemeye. Bir kaç sarı toz daha bulmaya başlayınca….da.
Çukur 3 – İlk Altın
Çukurda. Her kim varsa. Bilin ki “artist” dir. Artistlik yapar. Yani rol yapar. Çünkü çukurda olanların. Gerçekle bağları kopuktur. Onların kılavuzu. “Menfaat” dir. Hep. Çıkar peşinde koşar dururlar. Menfaat’ i örtmek için de. Tiyatro kurarlar. Artistlik yaparlar. Yapmak zorunda kalırlar. Dedim ya! Kuliste. Perde arkasında yürütülen. Bir şeyleri örtbas etmek için… Gerçi. Bu artist sözcüğünün. Batı dillerindeki kökenine bakınca. Pek de çukurdakilere uymuyor ama…
Çeşme
Toprak arsaya. Dört taş koyar. Iki kale yapar. Başlardık top oynamaya. Çim yok. Direkler yok. Ağlar yok. Yer çizgileri yok. Zaten tüm bunlara. Gerek de yok. Az biraz seyirci var. Mahalle arkadaşları. O an için oyun dışında kalanlar. Ama sonradan. Oyuna girecek olanlar… Bazan da. Seyirci diye. Civar evlerden. Pencereye çıkıp bakanlar.. Komşular.








