Çukur 6 – Zoka

En başta söylemiştim. Hatırlayın. Toprak üzerinde. Sarı bir. Menfaat kırıntısı farkedilince. Kazılmaya başlanan. Bir çukur var. Bir de o çukurda biriken. Vazgeçilmez müdavimler. “Okçular ile tahtacılar”. Okçular ok atar. Yani sayıları sallar. Tahtacılara gelince. Bu üfürük sayılarla. Uyduruk sözleri. Yayar. Yayarken de. Yanlışı doğruymuş gibi. Yalanı da gerçekmiş gibi gösterirler. İşlerine nasıl gelirse!

Devamını okuyunuz>>

Konu ne olursa olsun. Konu su olsun. Konu sabun olsun. Konu para olsun. Konu pul olsun. Konu evler. Konu ağaçlar olsun. Konu Parizyen eldivenler. Hatta Nairobi maskları olsun. Hiç değişmez. Çukurdaki film hep aynıdır. Okçular sallar.Tahtacılar yayar.. Okçular. Sayılarla ilgili. “Sabunlama” yapar. Mühendislik deyimi ile. Tahtacılar. Sözcüklerle ilgili. “Algı” yaratır. İletişimci deyimi ile. Sonuç olarak. Her ikisi de aynı. Kökten gelir. Aynı kapıya çıkar. “Yalan Kapısı” na!

Onlar. Çukurun gediklisidir. “Gedikli” ne kelime! Ayrılamazlar bile oradan. Onlar çukurun “eşya” sı gibidir. Ehh tabii ki. Eşya varsa. Eşyayı yapan. Eşyayı kullanan da vardır! Kullananı kullanan da! Kural açıktır. “Çukura giren. Çukurdan çıkmaz”. Çukur. Bir tür “karantina” dır. Giren orada kalır. Hem de gönüllü karantinadır bu! Kimse zorla girmez oraya. Ama bir kez. Girdimi de. Oradan çıkamaz. “Menfaat ve kötülük” virüsünü kapmıştır bir kez.

Gönüllü dediysek. Bu her zaman kendiliğinden olmaz. Mesela olta ile olur. Çukurdakiler. Düzlüğe olta atar. Olta denilen. Ucunda yem olan bir kanca. Bir tür kıvrık iğne. Kıvrıktır. Çünkü bir kez yemi yuttun mu. Artık kurtuluş yoktur. Geri dönüş yoktur. Küçük balıklar için iğne. Büyük balıklar için de.. Zoka!. Küçük balıkları biliriz. O her birimiz olabilir. Düzlükteki sakinler. Sıradan olanlar. Olağan insanlar. Farkedilmeyenler… Büyük balıklar ise. Onlar da. Önceleri düzlüktedirler. Ama onlarda. İçten içe köpüren garip bir hırs vardır. Hep. “Birşeylere” sahip olup. “Birşey” olmak isterler. Zayıflıkları da. Tam olarak budur. Daha düzlükte iken. Bunlardan bazılarına. “Efsane” gibi. Ombudsman. Akil. Süper… falan felan gibi. Bazı sıfatlar yakıştırılır. Efsane muallim. Akil yazar. Efsane muharrir. Süper idmancı. Efsane tıpçı. Efsane işte…. İşinin ehli. Sanılan! Ve kişilik sahibi. Sanılan! Karakterli. İlkeli. Sanılan! Tabii ki biraz da şişirilmiş! Ama. Zokayı yuttuğu an. Aslında. Hiç te öyle bir şey olmadığı. Apaçık. Ortaya dökülüveren…

Çukurdaki zevatın esas hedefi. İşte bu efsane balıklardır. Çünkü düzlükte iken. Onlar bir şekilde. Bir yol bularak. Bir tür gösterişle. Kendilerini farklılaştırmıştır. Kimisi bir “iş” kurmuş. Büyütmüş. Kimisi bir “ünvan” kapmış. Yükselmiş. Kimisi de bir “köşe” ye konmuş. Yerleşmiş. Ve etraflarında. Bir çember oluşmuştur. Bir. Bu kez “çıkar” demiyelim. Ama çıkara da dayanan. Bir “Hayran” çemberi. Kurnazı ile, saf ‘ı ile. Bir hayran kitlesi türemiştir. Kurnazlar. Biraz “cin” dir. Çarpabilir. Saflık ise. O biraz “alık alık” lıktır. Her yere çekilir. Ama. Ciniyle alığıyla. Aslında tüm hayranlar “Cahil” dir. Avusturyalı yazar, Thomas Bernhard, ne güzel söylemiş:” Cahil hayranlık duyar, çünkü hayranlık duymamayı beceremeyecek kadar aptaldır

Devamı gelecek >>

Önceki yazı: Çukur 5 – Çatlama

İzleyen yazı: Çukur 7 –

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s