Salgın 2 – Meydanlar

 

Evden çıktım. Sokağa adım attım. Bir sessizlik!. Yürümeye başladım. Bir tuhaflık!. Adım adım. İlerledim. Bir boşluk!… Etrafa bakındım. Kediler biraz şaşkın. Ne yapacaklarını bilmez bir şekilde. Dolanıyorlar… Kuşlar neşeli gibi. Çıplak dalların üzerinde. Ötüşüp duruyorlar. O daldan başka dala. Süzülüp duruyorlar… Köpekler ise. Onlar biraz kabadayılaşmışlar. Her zaman. kenardan kenardan. Tek tek. Yürürlerken. Baktım ki. Birkaçı biraraya gelmiş. Açıklıkta. Yolun ortasında. Uzun uzun havlıyorlar. Bilmem ki. Belki de sohbet ediyorlar. Belki de. Meydan bize kaldı diyor. Seviniyorlar… Meydan onların.. Ama yanılıyorlar!

Okumaya devam ediniz>>

Meydan. Alış Veriş Merkezlerinin! Meydan otoyolların! Meydan Havalimanlarının! Meydan İş merkezlerinin! Meydan VİP sitelerinin. Meydan kulelerin, tapınakların. Hadi! Girin girebilirseniz!… Tek bir kelime ile. Meydan “gösteriş” in!.. Meydan çayır çimenin değil! Meydan betonun ve plastiğin….

Böyle değildi! Bu hale geldi!..

Babası ona, hayranlık duyduğu iki şair. “Şinasi” ile  “Abdülhak Hamit Tarhan” ın adlarını verdi. Çocukluğu Rumelihisarı, Büyükada ve Çamlıca’daki konaklarda geçti. Yazılarında şiirsel bir dil kullanırdı… Lise yıllarımda. Eserleri okutulduğunda. Bana. Cümleleri gereksiz ve uzun gelirdi. Dili ve üslubu abartılı, süslü. Özentili, yapmacıklı ve eski. Hatta “bayıltıcı” gelirdi. Ama. Evet ama. Boğaziçini. Unutulmasına gönlünün rıza göstermediği. “Boğaziçi” gerçekliklerini. Çok güzel ifade ederdi… Abdülhak Şinasi Hisar. Hatırlarım. Yol olmadığı için. Boğaziçi köylerine denizden. Sandallarla misafir ziyaretleri yapıldığını yazmıştı. Okuyunca şaşırmıştım. Ve çok imrenmiştim. Bu yazıları okuduğum. O günlerde bile. Herşey çok daha güzelken bile. Boğaz köylerinden birinde yaşayan. Yaz akşamları. Sandalda kıvrılıp uyuyan. Biri olarak. Çok mu çok özenmiştim…

Bir virus, o günleri hatırlattı!

Bir dede efendi. Bir tamburi Cemil Bey. Bir Refik Fersan. Ve daha niceleri. O gönül dolduran besteleri. Böyle zamanlarda. Böyle ortamlarda yaptılar işte. Bugün yapabilirler miydi acaba? Bir Selahattin Pınar. Bugünün. Bu ortamında. Havada uçaklar. Denizde motorlar. Karada kamyonlar. Gürül gürül dolaşırken. “Nereden sevdim o zalim kadını”. “Kalbimin sahibi sensin”. “Belki bir sabah geleceksin..” bestelerini nasıl yapabilirdi?..

Yalnız Anadoluda değil!.. Mesela İtalyada. Mesela Rossini. İtalyan opera bestecisi Gioachino Rossini’nin. Atların yürüyüşünde. Çıkardıkları tınılardan. Tırıs. Rahvan. Dörtnal. Marş.. Herbirinden. İlham aldığı söylenir… Sonrasında. Atlara araba koşulduğunda. Rossini. Bir koruluk içinde ilerleyen. Atlı arabaların seslerinin. Beste yapmak için. İlham kaynağı olduğunu söylerdi. Ama. Aynı Rossini. O zamanlar yeni olan. Tren vagonlarına adımını bile atmadı. Trenden çok korkardı. Tıpkı Mozart gibi.

Yoksa! Vagonlarda virüs mü vardı?

Devamı gelecek >>

Önceki yazı: Salgın 1 – Apokaliptik

İzleyen yazı: Salgın 3 –

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s