Ayar Bozuldu

 

Dünyanın ayarı kaçtı. Bu ne zamandır böyledir bilemiyorum. Ama açıkça görünüyor. Dünyanın ayarı kaçtı. Koyu bir karanlık ortasında , anlamsız bir şekilde duran mavi bilyanın fiziksel bir özelliğinden söz etmiyorum. İklim değişikliklerinden.. Ya da dünyamızın ekseninin kaymasından filan.. Ayar derken. Bu küçücük bilyanın üzerindekilerden. Onlardan söz ediyorum. Kendini bir şey sanıp da. Aslında bir hiçlik olduğunu farkedemeyenlerden. Yani insanlardan. Ayarı kim kaçırdı sanıyorduk?

Okumaya devam et

Çıplak

 

O kadar kolay mı sandın? Hiç de değil! Önce soyunacaksın. Ya da arınacaksın diyelim. Yanlış anlaşılmasın. Terkedeceksin bir şeyleri. Başkaca bir yolu yok bunun. Sahip olduğun herşeyi bırakacaksın. Hiç bir şey kalmayacak üstünde. Bu bir arınma. Fazlalıkları atacaksın . Sadece sen ve sen kalacak. Ancak o zaman anlayabilirsin. O da belki.

Okumaya devam et

Suyun Hikayesi 2 – Flamanın Sanatı

Santrallar durunca. Elektrik de gelmeyince. İşte o zaman, Juanelo’yu ararız. Suyu yukarı akıtan adamı.

Bu dünya garip bir yerdir. Hep de öyleymiş. 1500 lerde de. Rönesansın arifesinde. Gariplik şudur. “Rahatlık rahatsız ediyor” insanları. Hani bu, gelişme dürtüsü ile olsa.. Birşeyleri daha iyi yapmak için. Buna söylenecek birşey olamazdı. Ama dürtü bu değil. Dürtü başka. Şöyle de diyebiliriz. İyilik cezasız kalmıyor bu dünyada. Bunu dünya hali saymamak lazım. Yani doğadan gelen birşey değil. Bu “insan hali”. Tuhaf bir hal.

Okumaya devam et

Suyun Hikayesi 1 – Zincir

 

 

Bu adam suyu yukarı doğru akıttı. Namı da öyle kaldı: “Suyu yukarı akıtan adam”. Su yukarı akar mı? Kendi haline bırakırsan akmaz! Doğanın fizik kurallarına aykırı. Ama zorlarsan olur. Zorlamak. Yani dış güç kullanmak. Nasıl olursa olsun. Bu Flaman, suyu yukarı akıtmanın sırrını bulmuştu. Tajo nehrinin sularını yatağından doksan metre yukarıya akıtıyordu. Bence şaşırın! Çünkü o zamanlarda daha pompa yoktu. 1500 ler.

Okumaya devam et

Paketlenmiş hayatlar

kusx

 

Aslında cevap aranması gereken soru şu: “ Hayat nasıl yaşanır?”.  Başka bir deyişle “Yaşamayı biliyor muyuz?”. Eğer bu soruya cevap veremiyorsak, ötesi teferruat. Yaşamasak da olur. Belki de daha iyi olur! Çünkü buna yaşamak denmez. Sadece varoluruz. Ne dersiniz? ” Hayat nasıl yaşanır?”. Biliyor muyuz?

Okumaya devam et

Yeni yıl

 

umut

Arada kalmıştı. Adını bu arada kalmışlıktan aldı. Özelliklerinden değil. İyiki de böyle oldu. Yoksa ona “karanlık” diyebilirlerdi. Ya da “gri” veya “siyah”. Belki de “gece” gibi bir şey. Neden mi? Çünkü “iki aydınlık” arasında kalmıştı da ondan. Güneşin batışından, güneşin yeniden doğuşuna kadar geçen süre gibi yani. Tek farkla ki….bu karanlık on oniki saat değil…Tam tamına sekizyüz yıl sürdü.

Okumaya devam et

Parayla dalga geçin!

 

ucakpara

 

Evet, parasız yaşanmıyordu!

Simit almak için para gerektiğini daha çocukken anladı. Misket almak için. Bisküvit almak için. Şeker macunu, elma şekeri almak için de. Sinemaya, maça gitmek için. Defter kitap almak için. Para heryerdeydi. Hayatın her anını işgal etmişti. Hayat böyleydi.

Ama, ne zaman ki para kazanmaya başladı; Ne zaman ki, para kazanmak için çalışmaya başladı… İşte o an, başka birşeyi daha farketti.

Okumaya devam et

Anadolu Anadoluya Benzer

38040001

 

Bu bir satranç oyunu. Bugün başlamadı. Bugün bitmeyecek. Oyun sürüyor. Ve sürecek. Burası oyunlar coğrafyası. Şu an durum nasıl dersek…Vaziyet “ şah mat “. Gibi.. Hani, iki ucuna da dokunamadığınız değnek var ya. İşte öyle bir durum.

Ama burası Anadolu. Yani?

Okumaya devam et

Tüketimi tüketmek

tüketim

 

Gelinen yer belli artık. Oraya geldik. Hem de çok zaman önce. Gizlisi saklısı kalmadı bu dünyanın.

Bir yanda açgözlüler var. Doymak bilmeyenler. Hiç bir zaman da doymayacak olanlar. Ayrıntıya girmeden, yaşayanların %5 i kadar denebilir. Öte yanda da açlar var. Asla doyamayacak olanlar. Doymasına müsade edilmeyenler. Bunlar da yaşayanların % 25 i kadar. Hergün, yaklaşık 100.000 kişinin açlıktan öldüğünü düşününce, insan sormadan edemiyor. Bu nasıl bir dünya?

Okumaya devam et

Bir avuç toprak

 

toprak

 

Bir avuç toprak aldı çocuk. Bahçeden. Kara kuru bir toprak. İçinde küçük taş parçaları, tahta kıymıkları olan. Herhangi bir toprak. Bir avuç.

Küçük bir teneke kutunun içine koydu. Eğri büğrü, ezilmiş büzülmüş, küçük bir konserve kutusu. Yol kenarında bulduğu.

Evde, pencerenin dışına yerleştirdi. Güneş alan bir yere. Küçük bir çay bardağı dolusu suyu da döktü toprağın üzerine. Böyle yaptı. Bir yerlerden duymuş olmalıydı. Merak. Çocuk merakı işte. Bırak da meraklansın! Ne olacaktı acaba? Birşeyler değişecek miydi?

Okumaya devam et