İğreti 1 : Turfanda olaylar

 

Bu yazı iğreti bir yazı. İğreti olaylarla ilgili. Herhalde. Ne söylemek istediğim. Pek de anlaşılamayacak. Ama neyse. Döküverdim işte. Hızla. Aklıma geliverenleri. En iyisi anlatayım. Konu şu: İğretilik. O da nedir diyorsunuz! Bir tür “tertip hissi“. Size de olur mu bilmem! Bana olur zaman zaman. Bir takım olayların yakınındayken. Bir şeyler hissediveririm. Farklıca. Bir hissiyat bu. Kesinlikle mantık değil! Eminim. Yani. Rasyonel bir şey sayılmaz. Akılla çözmek istesek. Olmaz. Akıl işi değil bu. Daha çok. Bir sezgi. Değişikcesinden.

Okumaya devam et

Bir Mıh

Birlikte yaşamak zorundayız. Ama beceremiyoruz. Bin yıllardan beri. Çok şeyler düşünmüşüz. Çok şeyler yapmışız. İnsanlık olarak. İnsanlık adına. Bir yandan, “Gerçek olan tek yarış, insanlık yarışıdır”. Deyip yola çıkmak. Sonrasında. Onlarca defa “İnsan hakları” belgesi hazırlamak. Ardından da. Birbirini itip kakmak. Sormadan geçemiyorum. Binlerce kural mı yazmak gerekiyordu? İnsan olmak için.

Okumaya devam et

Başkan 3 : Gönüllü Kulluk

 

Soru şu: Bu kayırma nereden çıktı? Nasıl besleniyor? Biraz geçmişe dönelim. Aslında. Adam kayırma yeni bir şey değil. Herhalde çok çok eski zamanlardan beri de vardır. Ama tarih bunu ortaçağ papazlarının başlattığını yazar. Bilirsiniz papazların çocukları yoktu. Çünkü evlenemiyorlardı. Ama yeğenleri vardı. Kardeşleri. Teyze çocukları filan. Kayırmak için. Nasıl mı kayırıyorlardı? Papaz olmanın nüfuzunu. Söz geçirme gücünü kullanarak tabii ki. Nüfuz! Büyülü sözcük bu. Nüfuz. Görünmez. Ama bilinir. Her kapıyı da açar. Öyle bir anahtar ki!

Okumaya devam et

Başkan 2 : Kendisini Kayırma

 

Doğrusu bu ya. Neyin başı olursanız olun. Hiç farketmez. Başkan olmak için. İkisi de gerekir. Kişilik ve yetenek. Biri bile yoksa. Sadece biri. Bilin ki. Birşeyler ters gider. Sonra. Dönüp de sormayın . ” Ne oldu bize böyle?” diye. Olan olacaktır. Ergeç. Yani. Bunlardan biri bile yoksa. Önce başkan aksar. Hafiften. Sonra da yönetimi. Ağırdan. Sonunda da kurum. İşler yürümez yani. Ya itibar düşer. Ya sonuç alınamaz. Ya da her ikisi birden. Baş olmak böyle bir şeydir. Başkanlık da böyle bir yer. Nasıl dersen…

Okumaya devam et

Başkan 1 : Koltuk

 

En bilineni CEO dur. İş dünyasından. Eğer ticari bir şirkette çalışmaya başlamışsanız. Önünde sonunda. Olmak isteyeceğiniz şey budur. CEO. Yani İcra Başkanı. Yani. Şirketteki. Tüm profesyonellerin. En üstündeki kişi. Konu da bu zaten. Üstte olmak. Daha üstte. En üstte. Bu öyle bir tırmanış ki. Dur durak yok! En sonunda da başkan! Başkanı olmayan iş yok. Başkanın çeşidi de çok. Neler var neler!

Okumaya devam et

Tesadüf Kapıları

Onlar. İki yolcu. Yoldalar. Kapılar açılıyor. Kapılar kapanıyor önlerinde. Tesadüflerin açtığı kapılar. Ve kapattığı. Her insana olduğu gibi.

Onlar. İki arkadaş değil! İki farklı ülkeden. İki farklı insan. Onsekizinci yüzyıldan. Birbirlerini tanımazlardı. Bunlardan birinin önünde. Sanat kapısı açıldı. Girdi o kapıdan. Ressam olmak istiyordu. Ressamlığa büyük merak duyuyordu. Çocukluğundan beri. Kendisini ressamlığa adamıştı adeta. Diğeri ise, 15 yaşındayken. Kasap çırağı olarak yaptı eğitimini. Kasaplık kapısı açıldı önüne. Kasaplık diplomasını aldı. Köy yaşamının sadeliği içinde büyüdü. Babasının yanında çalışmaya başladı. Kasaplık ve hancılıkla. Onlar iki arkadaş değildi. Biri ressamlık yolundaydı. Diğeri de kasaplık. Ama daha. Açılacak kapanacak çok kapı vardı. Önlerinde.

Okumaya devam et

MKA 3 – Fen

 

 

Mustafa Kemal, 57 yıllık yaşamında. En çok ne yapmıştır diye sorulsa. Cevap bellidir. “ Kitap okumuştur“. Binlerce kitap. Yüzlerce Feylesof. Düşünür. Fransız devrimini hazırlayan Rousseau’ yu okumuştur mesela. Sosyoloji biliminin kurucusu  Comte‘ u. Modern felsefenin kurucusu Descartes‘ ı. Rousseau. Daha çocukken, “matematik” ve çizim dersleri almıştır. Müzik notaları ile matematik arasında ilişki kurmuştur. Comte. “Matematik ve fen” bilimleri eğitimi almış. Sosyoloji de, fiziğin ve matematiğin yöntemlerini kullanmıştır. Descartes. Aklımızı işletmek için “matematiği” kullanmalıyız demiş. “Geometrik” yöntemi metafiziğe uygulamıştır…. Bunlar öylesine seçilmiş örnekler. Ama. Üçü de düşünür. Üçü de matematikle düşünüyor. Ve üçü de çağ açmış. Ne olur, tesadüftür demeyin!

Okumaya devam et

Mavi Kuş

 

Yeni bir yıl yeni bir mutluluk getirir mi? Belçikalı yazar Paul Maeterlinck. Mutluluk istiyorsan. Onu arayıp bulacaksın demeye getirir. Mavi Kuş isimli kitabında. Bir akşam onu aramaya çıkar. Mavi kuşu. Yani mutluluğu. Bir kervanla. Köpeği. Kedisi. Işığı. Ateşi. Suyuyla. Bir de boş kafes. Mavi kuşu bulunca. Koymak için. Hiç kaçırmamak üzere. Mavi kuş nerededir? Ormanda mı? Ay aydınlığında mı? Kart ağaçların dallarında. Kocamış meşe’ nin kovuklarında mı? Bulamaz ama yılmaz.. Boş kafesi sallayarak. Gelecek ülkesine girer. Gölgelerin dolaştığı ıssızlığa. Arar durur. Büyük kapılardan girer. Taş köprülerden geçer. Sisli tepelere tırmanır. İzine bile rastlayamaz….Belki inanmayacaksınız. Ama. Ben rastlamıştım.

Okumaya devam et

MKA 2 – Müselles-i mütesaviyul adla

 

Boyut. Uzay. Yüzey. Çap. Teğet. Üçgen. Yay. İkizkenar. Artı.… Öylesine seçtim. Geometri kitabından. Daha da sayabilirim. Düşey. Çember. Açıortay. Taban. Eşit. Türev. Yatay.… Bu liste uzar gider. Mustafa Kemal türetmiş bu sözcükleri. Başlıkta. Anlamadığınız. Okuyamadığınız harf yığını var ya. Ona da “Eşkenar üçgen” demiş. Ne kadar yalın ve anlaşılır değil mi? Hepsi, kendi yazdığı Geometri kitabında. Siz hiç, geometri kitabı yazan bir önder duydunuz mu?

Okumaya devam et

Yalanın yalanı

Aslında. Yalan, dünyanın ayarını öylesine bozdu ki. Artık hiçbirimiz bunun dışında kalamıyoruz. Bir şekilde…İstesek de istemesek de. Farkında olsak da olmasak da. Yalanın içindeyiz. La fontaine, “her insan yalan söyler “ der. Bir açıdan söylemek zorundadır. Sosyal hayatın gereği. Birlikte yaşayıp da.. Birbirini kırmamanın gereği. Dostuz ya! Hep öyle söylenir. Ama, kimileri için de, çıkarları zedelememenin. Kim bilebilir?

Okumaya devam et