Tarih 1 – Kül

Tarih bilmiyorsan dün doğmuşsun demektir.

Howard Zinn (1922 – 2010)

Bir tiyatro oyununa gidiyorsunuz. Beş perdelik bir oyun diyelim. Ama aksilik bu ya! Geç kalıyorsunuz. Binbir rica sonunda. Tiyatroya girebilip. Üçüncü perde başlarken. Yerinizi alıyorsunuz…. Kendinize sorun şimdi. İlk iki perdedeki. Olayları izlememişken. Geriye kalan üç perdedeki olayları ne kadar anlarsınız! Anlar mısınız?… Olup bitenleri. Ne kadar kavrarsınız! Kavrar mısınız?…. İşte hayat da böyle bir şey….

Okumaya devam et

Kağıt

“… olamaz! İnsanlar kendi kendilerinin aleti oldular! ” / Henry David Thoreau (1817 – 1862)

Teknoloji ile pek aram yoktur. Sadece kullanırım. O da  ihtiyaç olduğunda. Ve ihtiyacım kadar. Onun beni kullanmasını da. Elimden geldiğince engellerim. Bu hayatta bir çok şeyi merak ederim. Ama konu bir teknoloji ise. Hiç de ilgimi çekmez. Bir uçağı havada tutan. Fizik kurallarını merak ederim. Ama uçağın kendisini önemsemem. İster bir araba. İster bir bilgisayar. Bir tablet. Bir telefon olsun. Hiç farketmez! Gerekirse kullanırım. Ama kurcalamam. Yaradılışım böyle! Bugünden bakınca. Evet doğrudur. Çoğu insan için. Biraz eski kafalıyım!

Okumaya devam et

Kaçamak

“Hayatın ortaya koyduğu en büyük gerçek; her canlının kendi yaptıklarını kendisinin belirlediğidir. Eğer birşey bir diğeri tarafından yönlendiriliyorsa, o ölü birşeydir

Thomas Aquinas (1225 – 1274)

Bu sözleri. Bu yorumu. Bu tepkiyi. Hiç mi hiç beklemiyordum… Yıllar önce. Bir toplantıdayız. Bir sendikacı. İşçi sendikasından. Dedi ki: “Yahu hocam! Bu da olur mu? Şimdiye kadar. El emeğimizi kullandılar! Şimdi de. Anlattıklarınıza bakınca…. Fikirlerimizi, düşüncelerimizi kullanmak istiyorlar! Elimizde zaten. Bir o kalmıştı. Onu da alıyorlar! Olur mu bu?”  Önce şaşırdım. Anlayamadım…. Hiç böyle bakmamış. Hiç böyle düşünmemiştim. O ana kadar…. İşi şakaya vurup devam ettim.. Ama sonrasında düşündüm. O sendikacı. Ne demek istiyordu acaba?

Okumaya devam et

Yıl 2070 ler!

” Aç doyar, açgözlü doymaz ” / Türk atasözü

Manşetten yazmış gazete. “İklim değişiklikleri büyümeyi tehdit ediyor!” diye. Yok canım! Senin aklın karışmış gazete! Birileri gibi. Herhalde işine geldiğinden. Sebep ile sonucu karıştırmışsın sanırım. Sor bi kendine! Acaba iklim değişikliklerinin sebebi  nedir diye! Soramazsın. Ve haklısın da. Çünkü. Para, servet, kar. Beyinleri uyuşturmuş bir kere… Ama ben söyleyeyim. Senin. Onun bunun şirketleri. Onun bunun karı büyüdüğü için. İklim değişiklikleri oluyor!

Okumaya devam et

Bedri

O günü hiç unutamam! Bana şöyle demişti: “.. Sen şimdi okulda, fransızca öğrenmeye başlıyorsun. Sana ne öğretirlerse. Her hafta sonu geldiğinde. Sen de bana öğretirsin…” Kelimeler tamı tamına böyle olmasa da. Anlamı buydu. Yani o küçücük yaşımda. Öğretmenlik yapmak gibi bir şeydi bu… Sebebini merak etmiştim. Ama hiç sorup öğrenemedim.

Okumaya devam et

Yönetemeyenler 5 –  Çıkmaz Sokak

Nereye gittiğinizi bilmiyorsanız, ne yaptığınızın da önemi yoktur

Lewis Caroll (1832 – 1898)

Yönetici. Her şeyden önce. Bir düşünürdür. Yönetici, bir “konuşan” değil! Bir “yapan” değil. Öncelikle. Bir “düşünen” dir! Düşünmesini bilmeyen. Düşünmesini beceremeyen. Yönetici olamaz! Evet. Yönetici düşünür ama. Öte yandan. Yöneticiyi yönetici yapan. Düşünüyor olması değildir! Yöneticiyi yönetici yapan. Neyi düşündüğü. Düşüncelerini hangi amaç doğrultusunda kullandığı. Düşüncelerinin odağına. Neyi yerleştirdiğidir!.. Nedir bu derseniz eğer…

Okumaya devam et

Halı

/ Alıntı: Atatürk’ ten hiç yayınlanmamış anılar – Prof.Dr. Yurdakul Yurdakul /

Atatürk’ün Yaveri Muzaffer Kılıç anlatıyor;

Bir gün Atatürk’le beraber Abidinpaşa’dan gelip Samanpazarı yoluyla Ulus’a geçiyorduk.

O zamanlar Samanpazarı’nda bulunan üç beş dükkandan birisi Ali Efendi isimli kitapçıya aitti. Kitapçı dükkanının kepenklerinde, nefis bir halı asılmış duruyordu. Harp yıllarının sonu olduğundan hiçbir yerde, hele Ankarada, böyle güzel bir şey görmek pek şaşırtıcı olduğu için, bu halı Atatürk’ün de dikkatini çekti. Hemen arabayı durdurup indik.

Okumaya devam et

Yönetemeyenler 4 – Şifre

Evet! Her şey düşünce ile başlar. Bir yönetici için de. En temel yetenek. “Düşünme yeteneği“ dir. Çünkü. Eğer bir yönetme gücü aranıyorsa. Bunu besleyen kaynak. Düşünce gücüdür.. Düşünce gücüne sahip olamayanlar. Yönetme gücünü bulamazlar! Peki. Bir yönetici düşünme gücünü. Esas olarak. Hangi amaçla kullanır? Düşünme gücünü. Esas olarak. Neye odaklar? Tabii ki. “Sonuç” almaya! Beklediği sonuçlara ulaşmaya! Odaklar. Onun asli görevi bu!.. Tamam. Peki düşünceleri hayata geçirip. Bu Sonuçlara ulaşmak için ne gerekir? Harekete geçmek. Çalışmak. Yani eylem… Bu da tamam. Ama sorun şu ki….

Okumaya devam et

Saklambaç

Terliklerimi bulamıyorum. Annemin deyimi ile: “Sırra kadem bastılar”. Terliğin. Bir tanesi ortalıkta dolanıyor. O da ters yüz. Diğeri yok!.. Düzenli olma konusunda. Aşırılığım yoktur. Hani vardır ya. Her ayrıntıya titizlenenler. Halının püskülünü düzeltenler. Her eşyanın üzerinde. Parmaklarını dolaştırıp. Toz arayanlar. Duvarda asılı tablolarda. Mikron ölçeğindeki. Eğimden rahatsız olanlar… Onlardan değilim! Hatta. Bu ayrıntıların çok ötesindeki. Kaba dağınıklara karşı bile. Sanırım ki. Hoşgörülüyümdür… Ama. Bir kural vardır ki. Onu önemserim…

Okumaya devam et

Yönetemeyenler 3 – Düşünemeyenler

Bir yönetici düşünelim. Bu yöneticinin. İyi yönetebilmek için. Yönetemeyen olmamak için. Neye ihtiyacı var? İşin kişilik yanını. Şimdilik bir tarafa bırakırsak. Yani yöneticinin. Yönetici olma kişiliğine. Yönetici olma mizaç ve ahlakına. Sahip olduğunu varsayarsak. Bu durumda geriye. Yönetici olma yetenekleri. Beceri ve kaabiliyetleri kalıyor. Nedir bunlar?

Bunlar. Evet bunlar o kadar çok ki! Sormayın gitsin!

Okumaya devam et