Kayıplar Teorisi 1 : Eşya

 

 

Şu halimizi görse, Diogenes ne derdi acaba? Çıplak ayakla dolaşan Sinop doğumlu filozof. Fıçıda yaşayan. Elinde fenerle sokakta “adam“ arayan. Yine böyle sokak sokak dolaşırken, bir gün bir çeşmeden suyu avuçlarıyla içen bir çocuğa rastlar filozof. Bir an durur. Şaşırır. “Diogenes” diye mırıldanır kendi kendine, “aldın mı boyunun ölçüsünü!…Yazıklar olsun sana!..”. Sonra da heybesinden, her gün kullandığı ahşap maşrapayı çıkarıp, muzaffer bir gülümsemeyle uzağa fırlatır. Mutludur. Çünkü, bir yükten daha kurtulmuştur. Eşya bir yüktür Diogenes için. Elleriyle su içmek varken, maşrapa ayak bağı değil de nedir?

Okumaya devam et

Tanrı Parçacığı

 

Dünya yokoluyor. Artık pek bir şüphe kalmadı. Şaşırdınız mı? Vallahi, ben Stephen Hawking‘ in yalancısıyım. Albert Einstein’ dan sonra gelmiş geçmiş en büyük dahi. İngiliz fizikçi, evrenbilimci, astronom, teorisyen ve yazar Stephen Hawking. Diyor ki: “Dünyayı 100 yıl içinde terketmeliyiz.” Bilim kurgu değil. Hesap kitap. Gerçek.

Okumaya devam et

Büyük Akıntı 11 – Takalar

 

Hisardaki fenerin oradan denize açılmayı aklımıza koymuştuk. Ve bunu da yapacaktık. Ama bu çocuksu inat, fenere gidene kadarki hayatımızı ötelemek anlamına da gelemezdi. Biz yolda da yaşardık. Zaten biz, yolda macera arayan çocuklardandık. Yolda ilerlerken, macera yakalardık. Planımız programımız olmazdı. Eğer karşımıza bize heyecan verecek yeni fırsatlar çıkarsa bunları asla gözardı etmezdik. Tabii ki fener hedefimizi de asla unutmadan. Hayat da bu değil mi? “Hedefsiz kalma; Ama hedefin de kölesi olma!

Okumaya devam et

Mektep 3 – İlk çarşamba

Ne zaman ki pijamalarımı giydim. Omuzuma bir havlu attım. Ayağıma terlikleri geçirdim. İşte o zaman anladım. Anladım ki, artık evde değildim. Mektepteydim. İlk akşam. Yatakhanede. Aklımda hiç bir iz yok o akşamdan. Hiçbir anıya ulaşamıyorum. Nasıl yattım? Nasıl uyudum? Neler düşündüm? Sadece hislerim var. Bir soğukluk. Ve bir boşluk. Hisler unutulmuyor. Yaşanıyor. Tekrar ve tekrar. Lavaboya doğru yürümüşümdür. Soğuk bir beyazlık mı desem? Yoksa bembeyaz bir soğukluk mu? Her ne olursa olsun! Renksiz bir boşluk. O güne kadar ne varsa beni saran. His olarak. Beni kucaklayan. Tutunduğum. Hiçbiri orada değildi! Bomboş’ taydım! Yersiz. Yalnız. Boşluk hissi.

Okumaya devam et

Koyunların Oyunu

Nükleer Araştırma Teşkilatı. Uluslararası Para Fonu. Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü.  Birleşmiş Milletler. Dünya Sağlık Örgütü. Avrupa Konseyi. Güney Pasifik Yer Bilimi Konseyi. Ekonomik İşbirliği Örgütü. Festival Organizasyonları Federasyonu. Avrupa Birliği Belediyeler Konseyi. …. Liste uzun. Kısaltmaları yazalım… UFRO. CGİAR. UNICEF, YSK, ICJ. CCNR. NAFTA. SPP. UEFA… böyle de uzar gider. Bu sayfa dolar taşar. Kitap olur.

Soru şu: Tüm bunlar ne işe yarıyor?

Okumaya devam et

Mektep 2 – İzler

 

 

Tam hatırlamasam da, yataklar çarşaflar çıkartılmış olmalı arabanın bagajından. Birileri de taşımıştır onları. Yukarılara çıkmıştık çünkü. Merdivenlerden. Ben daha, on onbir yaşlarında bir çocuktum. Etrafıma bakıp duruyordum herhalde. Nereye geldim diye! O arada gözüme ilişmişti, dikkatimi çekmişti. Kırmızı iplikle çarşafın kenarına işlenmiş olan okul numaram ve soyadım. Annemin düşüncesiydi bu sanırım. Onun el emeği. Parmaklarının izi. Hiç kıyarmıyım buna? Hala saklarım. Bu amerikan bezini..

Okumaya devam et

Büyük Akıntı 10 – Mağaralar

Akıntıburnundan biraz uzaklaşalım artık. Evet uzaklaşalım! Haydi! Hemen! Her tarafa o kadar çok anılar saçılmış ki! Her adımda bir hikaye çıkıyor karşıma. Sağa sola saklanmış anıları kurtarmaya çalışıyorum. Hiçbiri yok olmasın istiyorum. Bir katliam var! Görmüyor musun? Bir çoğunu da geride bırakıyorum anıların. Kurtaramıyorum. Yine de ilerleyelim biraz. Yol uzun. Rumelihisarındaki fenere kadar gideceğiz daha. İlerleyelim. Bakalım nelerle karşılaşacağız!

Okumaya devam et

Öğretmen 4 – Mektep

 

sinif2

 

Kuleliye gidemedim.

Birgün, ders çıkışında, “ Haluk gel, seninle bir yere gideceğiz.” dedi öğretmenim. Nasıl gittiğimizi hatırlamıyorum. Ama nereye gittiğimiz hala tüm canlılığıyla aklımda. Ortaköy yakınlarıydı. Deniz kıyısında. Küçük demir bir kapıyı iterek girdik bahçesine. Taş merdivenlerden indik. Birlikte gezindik bahçede.

Okumaya devam et

Öğretmen 3 – Kuleli

Mezuniyet günü:babaannem

ben,öğretmenim ve annem

meznyt2

 

“Haluk” dedi öğretmenim, “ sen hangi okula gideceksin?

İlkokul son sınıftaydık. Beşinci sınıfta yani. Koskoca beş yıl geçip gitmişti. Yılın sonu yaklaşıyordu. Öğretmenimiz de her birimize mezun olunca ne yapacağımızı soruyordu tek tek.

Öğretmenimi severdim. Bizi birinci sınıftan almıştı. Beş yıl boyunca da öğretmenimiz olmuştu. Bize okumayı öğretmişti. Bize okulu sevdirmişti. Öğretmen diye bir tek onu tanımıştık. Şimdi artık ondan ayrılacaktık. Bağımlılıklarımın güçlü olduğunu ilk o zaman farketmeye başlamıştım. Öğretmenimden ayrılmak bana gizliden gizliye hüzün veriyordu. Hele ki böyle ayrılık çağrıştıran konular açılınca.

Sınıfın en arka sırasında, en köşede oturuyordum o gün. Diğer arkadaşlarımı dinlerken dalıp gitmişim herhalde. Bir daha sordu : “sen ne yapacaksın Haluk, mezun olunca?

Okumaya devam et

Öğretmen 2 – Okul

okularnv

Annem bana güzel bir siyah önlük dikti. Giydirdi. Elimden tuttu. Ve Arnavutköy ilkokulunun yoluna düştük. Yani mahalle mektebinin.

O gün ilk defa bir okul görecektim. Aslında , henüz tam da okula başlama yaşında değildim. Kasım ayının sonlarında doğmuştum. Arada bir yaşlardaymışım. Sanırım annem şansını denemek istemişti. Beni bir an önce okula başlatabilmek için. Okulun müdürü ile görüşmeye gidiyordu. Beni de yanına almıştı. Herhalde okulu göreyim, alışayım diye. Annem hep düşünceli olmuştur.

Taş binanın içine girmiş olmalıyız. Oradan da üst kata çıkmış olmamız gerekir. Çünkü, müdür odası üst kattaydı. Benim hatırladığım nedir?

Okumaya devam et