MKA 1 – Miras

 

20 eylül 1924 günü. Hamidiye kruvazörü Samsun limanına girdi. Öğle üzeri saat bir buçukta. Bütün çevreyi derin bir sessizlik kaplamıştı. Merak, gurur, sevgi, onur,..ve tüm güzel duygular. Erdemli duygular. Bu sessizliğin içindeydi. Ve Gazi, 19 Mayıs 1919 tarihinden sonra ilk kez. Tophane İskelesi’nde. Samsun topraklarına ayak bastı. Sokak ve caddeler mahşer kalabalığı. Samsunlular, sel olmuş. Sahile doğru akıyorlar. Dalga dalga. Ve ama. Henüz, hiçkimse bilmiyor. Hiçkimse. Gazinin o ünlü cümlesini. Samsunda söyleyeceğini…

Okumaya devam et

Yönetiminherşeyi 3 – Tohum

 

Alalım bir avuç tohumu. Serpiştirelim yere. Ne elde ederiz? Meyva mesela. Eğer ki, yer topraksa. Ama ya yer betonsa. Ne elde ederiz? Hiçbirşey! Sadece çürümeye terkedilen tohumlar. Şirketlerdeki, “insanlar” için de durum budur. Eğer ki, hiyerarşi sütunlarını dikip… Yoğun çalışma betonlarını da döktünse katmanlara. Bir de buyurgan tavırlarla çelik ağlar örüyorsan aralara. Ne diyeyim? Sen insanı unut. Onun bilgilerini, tecrübelerini, becerilerini ve yeteneklerini. Hepsini unut. O artık, sadece söyleneni yapar. Yazılana uyar. Sen de yönetirim sanırsın. Hiç uğraşma. Bağlılık anketleri. Doğum günleri. Hatta kariyer. Hatta ücret bile. Boşuna çaba. Basitçe söylersek: İnsan yönetilmez. O kendisi yönetir. Sahipolduklarını. Yeter ki, sen yönetici, uygun ortamı, uygun iklimi yarat.

Yönetiminherşeyi 2 – Turnusol

 

 

Yönetimdeki iş sonuçları, kimyadaki turnusol gibidir. Hani şu, bir çözeltinin, asit mi yoksa baz mı olduğunu ayırdeden boya var ya. İşte o! Aynı şekilde, sonuçlar da bir topluluğun iyi mi yoksa kötü mü yönetildiğini gösterir. Tek fark, turnusol kağıdı çözeltiye batırılır batırılmaz, hemen renk verir. Yönetsel sonuçları anlamak için ise biraz daha fazla süre gerekir. Ne de olsa ekilen tohum hemen meyvasını vermez. Ama bir de şu var. Turnusol kağıdı, mavi veya kırmızı, çok açık olarak renk verirken… Yöneticiler ve etrafındakiler, sonuçları eğip bükebilir. Kötü sonucu makyajlayabilir. Süsleyebilir. Hele ki bir mazeret bulamadıysa! Sayılar, yöneticinin imparatorluğudur. İstediği gibi oynayabilir. Hem de nasıl! Basitçe söylersek: Yönetmek sonuç almaktır. Ama,sonuçlar yöneticinin elindedir.

 

Hagop geldi

 

Ne işin var bre Hagop?” demek geldi içimden. Demedim! Diyemedim. “Arnavutköyle buluşmak için geldim” dedi. Köklerinin olduğu yerle…. Tam kırkbeş yıl sonra. Dile kolay. Kırkbeş uzun yıl. Nasıl söylerim şimdi. Ki Arnavutköy artık…. Nasıl dilim varır. Varmaz! Ortada yoktu. Ses yoktu. Haber yoktu. Geliverdi. Birdenbire. ” Ne demeye geldin Bre Hagop!“. Kaybetmiştik birbirimizi. Hayat savurur denir ya! Öyleydi durumumuz. “Bırak da öyle kalsın bre Hagop“. Ama geldi. Sonunda geldi. Ansızın.

Okumaya devam et

Yönetiminherşeyi 1 – Robinson

Robinson Crusoe’ yu düşünelim. Issız bir adaya düşen ve bu adada yaşayabilmek için tek başına mücadele veren. Çalışan. İşler yapan. Dışardan bakalım. Ne görürüz bu adada? Bir insan ve bir amaç . Robinson ve hayatta kalma amacı. Peki, bu adada “yönetim” var mıdır? “Yönetici” var mıdır? Yoktur! Çünkü ikinci bir insan yoktur. Ne zaman ki adada bir”cuma” ortaya çıkacak. Ne zaman ki, bu iki insan “ortak bir çaba” ya girişecekler. İşte o zaman bir yönetim olayı başlayacaktır. Yöneticilik ihtiyacı doğacaktır. Yani, yönetim yalnızca lerle ilgili değildir. İşler amaca hizmet eder. Ve işleri insanlar yapar. Basitçe söylersek: Organizasyonda iş’ler vardır. Ama. Eğer amacınızı kaybederseniz. Ve, eğer insanları unutursanız. Yönetemezsiniz. Yönetici değilsiniz.

 

Mektep 7 – Mandalina Kokusu

 

 

Yalnızlığa girdik ve çıktık. Okyanustaki bir kalyonun, bir sis bulutuna girip çıkması gibi birşeydi bu. O günlerde bunu kavramak kolay değildi. Ama, sonradan çok düşünmüşümdür. Yalnızlığa girmek. Benzetmek gerekirse, sis içinde kalmak gibi bir şeydi. Yönüm kaybolmuştu. Etrafım bulanıklaşmıştı. Yanımdakini bile farkedemiyordum. Neredeyse çevremdeki hiçbirşeyi. Yalnızlık beni çekiyordu. Bir anafor gibi.! Ama hayat yalnız bırakmıyor insanı. Ne zaman zora düşse, simit atıyor tutunması için. Bana da attı. Bir mandalina. Yalnızlıktan çıkışın simidi.

Okumaya devam et

BüyükAkıntı 14 – Yaşayıp geçmek

 

 

Farkındayım. Takalar lastikler derken…Akıntıburnunun bu noktasında fazlaca oyalandık. Ama “feneri” de unuttum sanmayın. Hedef Fener. Rumelihisarındaki fener. Ama oyalandık. Doğru. Şimdi içinizden söyleniyorsunuzdur. “Ne bu yani! Amma da uzattı! Taka geliyor. Denıze atlıyor. Lastiklere tutunuyor. Hepsi hepsi bu! Bunda büyütecek ne var?” Doğru valla. Hepsi hepsi bu. Yani tam da böyle görünüyor. Ama böyle olmuyor! Bakın anlatayım.

Okumaya devam et

Kayıplar Teorisi 3 – Otomobil

 

Merakım şu: Bir mal, bir ürün ya da bir girişim için faydayı görmek yeterli mi? Her girişim sadece faydalarıyla mı gelir? Ve dönelim otomobile. Soralım şu hiç sorulmayan soruyu: “Otomobil, gerçek hayattan neleri alıp götürmüştür acaba?” . Faydaları anlatan çok. Biz kayıpların peşine düşelim. Yapılanı öven çok. Biz neleri yokettiğine bakalım! Malum! Yaparken yokederiz.

Okumaya devam et

Kayıplar teorisi 2 – Atlar ve arabalar

 

Diyelim ki, yeni bir fabrika kuruyoruz. Bir yol. Bir tesis yapıyoruz. Ne olduğu farketmez. Bir köprü. Bir havaalanı… Çok da hevesliyiz! Hikayemiz nasıl olurdu? Faydalarını düşünürdük önce. Anlatırdık uzun uzun. Över dururduk. Afişlerde. Panolarda. Kazandıracaklarını sıralardık. Açılış törenlerinde. Bir de fizibilite hazırlardık. Kaça malolacağına bakmak için. Evet kabaca böyle olurdu. Hepsi iyi güzel de! Ya böyle bir tesis yapmakla “kaybedeceklerimiz“? Bu hiç aklımıza gelir miydi?

Okumaya devam et

Mektep 4 : Meçhule Yolculuk

 

 

Küçük tekneler vardır. Sahil kasabasının limanında dururlar. Huzurlu bir bekleyiş içinde. Balık mevsimi gelir. Denize açılırlar. Gözden kaybolmazlar. Nokta gibi olsalar da görürsünüz onları. Karayı gözden kaybetmezler. Yani güvenli sularda seyrederler. Bu sahildeki her tekne denizi tanır. Balığı nerede bulacağını. Havanın ne zaman bozacağını . Denizin nasıl kabaracağını. Hepsini bilir. Gün batar. Akşam olur. Teknenin ağları balıklarla doludur. Balıkçılar mutludur; O küçük sahil dünyasında. Düşünce bu ya! Alalım tekneyi ; Çıkaralım sığındığı o sahilden. Ve bırakalım bir okyanusun ortasına. Ne olurdu acaba?

Okumaya devam et