Mektep 2 – İzler

 

 

Tam hatırlamasam da, yataklar çarşaflar çıkartılmış olmalı arabanın bagajından. Birileri de taşımıştır onları. Yukarılara çıkmıştık çünkü. Merdivenlerden. Ben daha, on onbir yaşlarında bir çocuktum. Etrafıma bakıp duruyordum herhalde. Nereye geldim diye! O arada gözüme ilişmişti, dikkatimi çekmişti. Kırmızı iplikle çarşafın kenarına işlenmiş olan okul numaram ve soyadım. Annemin düşüncesiydi bu sanırım. Onun el emeği. Parmaklarının izi. Hiç kıyarmıyım buna? Hala saklarım. Bu amerikan bezini..

Okumaya devam et

Büyük Akıntı 10 – Mağaralar

Akıntıburnundan biraz uzaklaşalım artık. Evet uzaklaşalım! Haydi! Hemen! Her tarafa o kadar çok anılar saçılmış ki! Her adımda bir hikaye çıkıyor karşıma. Sağa sola saklanmış anıları kurtarmaya çalışıyorum. Hiçbiri yok olmasın istiyorum. Bir katliam var! Görmüyor musun? Bir çoğunu da geride bırakıyorum anıların. Kurtaramıyorum. Yine de ilerleyelim biraz. Yol uzun. Rumelihisarındaki fenere kadar gideceğiz daha. İlerleyelim. Bakalım nelerle karşılaşacağız!

Okumaya devam et

Öğretmen 4 – Mektep

 

sinif2

 

Kuleliye gidemedim.

Birgün, ders çıkışında, “ Haluk gel, seninle bir yere gideceğiz.” dedi öğretmenim. Nasıl gittiğimizi hatırlamıyorum. Ama nereye gittiğimiz hala tüm canlılığıyla aklımda. Ortaköy yakınlarıydı. Deniz kıyısında. Küçük demir bir kapıyı iterek girdik bahçesine. Taş merdivenlerden indik. Birlikte gezindik bahçede.

Okumaya devam et

Öğretmen 3 – Kuleli

Mezuniyet günü:babaannem

ben,öğretmenim ve annem

meznyt2

 

“Haluk” dedi öğretmenim, “ sen hangi okula gideceksin?

İlkokul son sınıftaydık. Beşinci sınıfta yani. Koskoca beş yıl geçip gitmişti. Yılın sonu yaklaşıyordu. Öğretmenimiz de her birimize mezun olunca ne yapacağımızı soruyordu tek tek.

Öğretmenimi severdim. Bizi birinci sınıftan almıştı. Beş yıl boyunca da öğretmenimiz olmuştu. Bize okumayı öğretmişti. Bize okulu sevdirmişti. Öğretmen diye bir tek onu tanımıştık. Şimdi artık ondan ayrılacaktık. Bağımlılıklarımın güçlü olduğunu ilk o zaman farketmeye başlamıştım. Öğretmenimden ayrılmak bana gizliden gizliye hüzün veriyordu. Hele ki böyle ayrılık çağrıştıran konular açılınca.

Sınıfın en arka sırasında, en köşede oturuyordum o gün. Diğer arkadaşlarımı dinlerken dalıp gitmişim herhalde. Bir daha sordu : “sen ne yapacaksın Haluk, mezun olunca?

Okumaya devam et

Öğretmen 2 – Okul

okularnv

Annem bana güzel bir siyah önlük dikti. Giydirdi. Elimden tuttu. Ve Arnavutköy ilkokulunun yoluna düştük. Yani mahalle mektebinin.

O gün ilk defa bir okul görecektim. Aslında , henüz tam da okula başlama yaşında değildim. Kasım ayının sonlarında doğmuştum. Arada bir yaşlardaymışım. Sanırım annem şansını denemek istemişti. Beni bir an önce okula başlatabilmek için. Okulun müdürü ile görüşmeye gidiyordu. Beni de yanına almıştı. Herhalde okulu göreyim, alışayım diye. Annem hep düşünceli olmuştur.

Taş binanın içine girmiş olmalıyız. Oradan da üst kata çıkmış olmamız gerekir. Çünkü, müdür odası üst kattaydı. Benim hatırladığım nedir?

Okumaya devam et

Öğretmen 1 – Benim Asıl Niteliğim…

 

ataturk-ogr

Alıntı

Sadi Irmak. 1978. “Atatürk’ten Anılar:O Günlerden Bu Günlere Bir Bakış”.

….Atatürk, bir akşam (1937), sofrasında sık sık misafir ettiği Behçet Kemal’e dönerek;
”Sen çabuk şiir yazarsın, şu içerdeki odaya çekil, bende hangi nitelikleri görüyorsan hepsini anlatan bir şiir yaz” emrini verdi.

Behçet, hemen içeri odaya geçti; aradan yarım saat geçti geçmedi bir büyük manzume ile döndü. Atatürk;
 “Oku bakalım” dedi.

Okumaya devam et

Taksim

 

taksim

 

Karşıya bak!” dedi babam.” Ne görüyorsun?”. “Duvar” dedim. “Nasıl bir duvar?” diye sordu.”Eski, rengi yok” diye cevapladım sanırım. Aklıma, gri demek gelmemişti. Duvara doğru yaklaştık. Nasıl yaptımsa, elimi dokunduğumu hatırlarım. Küçük taş parçaları düşmüştü . “Gördün mü, sahiden eskimiş” dedi babam. “Böyle bırakılırsa, taş taş dökülür; Yazık!” diye de mırıldanmıştı. Aslında, o günün hikayesi sabahtan başlamıştı.

Okumaya devam et

Büyük Akıntı 8 – Dayının Sineması

untitled-xpng

 

Tabii ki, akıntıburnu yalnızca arkadaşlarla buluştuğumuz bir sahil değildi. Orada yalnızca dalgalar ve rüzgar yoktu. Yalnızca bakım bekleyen sandallar, ağlarını onaran balıkçılar yoktu orada. Burunun hemen ardında , yolun karşısında, bir açık hava sineması vardı. Küçük bir sinema. Zemini topraktı. Tek tek tahta sandalyelerini hatırlarım. Oraya “dayının sineması” derdik.

Okumaya devam et

Büyük Akıntı 7 – Bre zavallı insan!

Untitled

Aynaların en çok göründüğü yer burunun tam da yanıbaşındaki su akıntılarıdır. Aynaların kaybolup kaybolup da yeniden ve yeniden şekillenip göründüğü yer. Karadenizden boğaza giren sular, bir o yana bir bu yana, kıyıları döve döve, Kandilli burnundan Bebek koyuna boşalırlar. Burası, yorgun suların, durup dinlenebilecekleri sakinlikte bir yerdir. Ama bir kısım su hızını alamayıp ilerler ve Akıntıburnuna çarpar. Çarpar da ne mi olur?

Okumaya devam et

Spor eğlencedir

 

sirk

 

Bir spor kulübü nasıl yönetilmelidir?

Bu soruyu cevaplamak için, spor sektörünün nasıl bir iş alanı olduğunu anlamak gerekiyor. Evet, bir spor kulübünün “ esas iş “’ i nedir? Yani, klüp yöneticileri, özünde, neyi yönetmelidirler? Yanlış şeyleri yönetiyor olmasınlar?

Okumaya devam et