Sinek 3 : Sineklerin düellosu

 

Sinekler bunu yapmaz! Ama beyler yaparlar! O beyler diyorlar ki. İnsancıklar üretsin. Tüketsin. Sonra. Yine üretsin. Yine tüketsin. Başka da birşey yapmasın. Ama bu bile yetmiyor onlara. Yetmeyince de. Gözlerini. İnsan uykusuna dikiyorlar. Bazı “kulbeycik” ler de başlıyorlar. Bunu araştırmaya. “ İnsan uyumadan nasıl yaşar?” diye. Uyumasınlar da. Hem üretsinler. Hem de tüketsinler diye….

Okumaya devam et

Sinek 2 : Alkolik sinekler, Uykusuz Serçeler

Düşünce su gibi aktı. Önceleri sineklerden sözederken. Kendimden bahis eder oldum. Şimdi. Tekrar sineklere dönersek. Düşünüyorum da.. Kimbilir! Belki sinekler de. Benim olduğumu sandığım gibi. Kararlıdırlar. Bu kadar ısrar ettiklerine göre!.. Sineği kovarsınız. Döner durur. Gelir. Ve tam da aynı yere konarlar. Sanki bir radarları var! Aynı yere konarlar…

Okumaya devam et

Konser 2 : Tabiatın notası yok!

Benim takıldığım şu!… Sen bırak. Tabiatın sabah konserini! Görme. Tabiatın nasıl bir ahenk ile uyandığını. Böylesi bir ahengin içinde iken… Sen. Adam! Tuhaf görünümlü adam! Tüm bu seslere gözünü kulağını kapa. Tak kafana bir alet. Yürü yollarda. Olacak iş mi? Hayır! Olmayacak iş!

Okumaya devam et

Konser 1 : Kulaklıklı Adam

 

Uzaktan gördüm onu. Adam. Bir adam. Kıyıda yürüyüşe çıkmış. Yürüyor. Bu iyi. Hareket iyidir. Hele ki tabiatın kucağında olursa… Yaşı ortaları geçmiş ama. Adama. Yaşlı denemez.. Bu görünüyor. Fakat. Şortuna bakınca. Üstündeki tişorta. Yaşı ortaların çok altında. Çok çok! Hele ki. Bir de. Ayağındakilere. Eskitilmiş çoraplara. Sandaletimsi ayakkabılara. Başındaki. Eğreti takılmış şapkaya bakınca …. Sanırsın çocuk! Delikanlılığa yeni geçen… Olur mu olur! Adam dört mevsimi bir arada yaşamak istiyor. Yaşar mı yaşar! Kime ne!.. Zaten. Ben de bunlara takılmadım. Benim esas dikkatimi çeken…

Okumaya devam et

İmamın Hutbesi 5: Kelebek

Hint özdeyişi öyle demiş: “Ölecek karga, kırılacak dala konar”.

Kargalar dallarda. Bir avuç karga. Hepsi aynı ağacın üstünde. Dallar çürük mü ne! Ağaç da. Çürümüş mü artık?  Ya kargalar. Uçacaklar mı? Düşecekler mi?.. Boş sorular bunlar! Neden soruyorum ki? Bir “son“. Her zaman vardır. Gün gelir. Başlayan her şey biter. Eğer son göründü ise. Esas soru. Başkadır…

Okumaya devam et

İmamın Hutbesi 4 : U-topya

 

 

Önce sanıldı ki “O” bir ütopya… Ama değil! Şimdiden söyleyeyim. Değil! Uzunca süredir. “Hava kurşun gibi ağır” dı. Kara kargalar uçuşup uçuşup. Birer birer dallarda yer tutmuşlardı. Bir anlamda istila… Sonra. Hiç de beklenmiyorken. Ama hiç mi hiç! Kara çimenlerin arasından. Bir “lotus” çiçeği. Kirli dünyanın karanlığından kurtulup. Huzura dönüşü tanımlayan o sembol çiçek… Açmaz mı!

Okumaya devam et

O Kız 1 – Göz Bağı

Ne zamandır ortalarda görünmüyor. Merak ettim onu. Güzel bir kızdır. Güçlüdür. Cesurdur. Onu çok severim. Ama. Herkesin ondan pek hoşlandığını da söyleyemem. Seveninden fazla sevmeyeni vardır. Bir yandan da. Onu ayartmaktan geri kalmazlar. Güzel olması bir yana. Bir o kadar da tuhaftır. Diğerlerine benzemez. Değişiktir. Tam da bu sebeple. Severim onu. Hem de çok severim. Tanrının bildiğini neden kuldan saklayayım ki! Ne zaman yolum kesişse. Peşine takılırım hemen. O beni farkeder mi? Bilemiyorum. Ama. Ben onu izlerim. Yolunu gözlerim…

Okumaya devam et

İmam’ın Hutbesi 3 – Karga Kondu!

 

Kargalar. Uçtular, uç tu lar, u ç t u l a a r.. Gidip o dala kondular. Ve başladılar gülmeye… Hay Allah! Karga da nereden çıktı? Konumuz başkaydı.. Konumuz üçgenlerdi. Öyle değil mi? İstanbul derslerinin toparlandığı üçgenler. Yetenek üçgenleri. “Olmak” derken. “Yapmak” derken. Ve sıra. Şimdi sıra son üçgene gelmişti: “Düşünmek” üçgeni. Oradan devam edeyim… İlk iki üçgende. Çok şey var. Ama. Bir şey eksik!

Okumaya devam et