Polisiye Radyo Tiyatrosu 3 – Yaban

“Sessizliği seçen zaten her şeyi söylemiştir” / Fyodor Dostoyevski / (1821 – 1881) Rus roman, kısa öykü ve deneme yazarı

Demiştim ya!

Orta yaşlarımda. Yaşam mücadelesi içinde kalıp. İş hayatındaki  çatışmalarla başedemeyip mutsuz olmuştum. Kendime yeni bir yol çizip, bazı düşüncelere odaklanmıştım… O günlerin dünya halinde. Kimileri bu düşüncelere “tuhaf” demişti. Bazı diğerleri ise. Bu düşünceleri “aptallık” olarak görmüştü!  Ama ne olursa olsun. Sonuç olarak. O günlerin insanlık hallerinde.  “tuhaf ve aptal” bulunan bu eğilimler. Beni mutlu etmişti…

Hala da öyleyim! Tuhaf, aptal ve mutluyum!..Şaşırmayın!

Belki şaşırmış olabilirsiniz. Ama, bu kadar da şaşırmayın! Psikanaliz biliminin kurucusu olan Sigmund Freud da. Yaklaşık yüzelli yıl kadar önce. O günün dünya halini değerlendirip. Benzer bir yola işaret etmiş : “Hayatta mutlu olmanın iki yolu vardır: Biri aptalmış gibi davranmak, diğeri de gerçekten aptal olmak”

Çizdiğim yeni yolda, düşüncelerimin özü. Ana fikir olarak. “Kendine tabi olmak” dır. Kapalı görünen bu ifadeyi. Gözler önüne serebilmek için. Tarihe bakıp da. Hal ve tavır olarak. Birilerine yakıştırmaya kalkarsak eğer. Abartı olsa bile. Az biraz, milat öncesinde yaşamış olan, Sinoplu Diogenes akla gelebilir. Daha ilerdeki zamanlarda, 1700 lü yıllarda yaşayan. Lise yıllarımda, her eserini okuduğum. Ve kendi duygularımı. Onun eserlerinde bulduğum Rousseau’ da. Yaklaşımlarıyla. ‘Kendine tabi olma’ nın bir örneği olabilir belki. Tercihlerim ve beklentilerim çok yakın olsa da. Ondokuzuncu yüzyıl insanı, Henry David Thoreau’ ya kadar ilerleyemiyorum. Çünkü. Onun. Walden gölü kıyısında. Elleriyle yaptığı ahşap kulübesindeki sade hayatına. Çok özensem de. Onun gibi. Bir ”sivil itaatsizlik” girişimlerinde bulunma cesaretine sahip olamadım…

Yani özetle. Benim kişiliğim. Bir tür “yabanlık”! Ben kendimi. Bir yaban olarak görürüm. Ama yabanlık deyince de yanlış anlamayın. Kötü bir anlam yüklemeyin. Yabanlık, doğal halde duran bir şeydir. Ben, öyle olmaya çalışırım! Başkaları tarafından işlenmemiş. Başkaları tarafından sürülmemiş. Kısaca. Başkaları tarafından şekillendirilmemiş bir topraktır yaban. Ben öyleyim! Yaban, bir kırdır. Yaban, dokunulmamış, kendi haline bırakılmış ıssız bir alandır. Evet ıssız! Ben ıssız bir insan olma yolunda ilerlemeye çalışırım. Sessizce..

Kendine tabi olmak, kendi yolunda yürümektir. Kendi kendine yürümektir.  Benim anlayışıma göre. Benim kişiliğim çerçevesinde. Kendine tabi olmak. Kimseyi ve hiçbir şeyi taklit etmemek. Kendisini kimse ile. Hiçbir kişi ile karşılaştırmamaktır. Kimse ile yarışmamak. Hiç kimse ile rekabet yapmamaktır. Benim yolum ıssız bir yoldur. Ne bir yarış. Ne rekabet. Ne taklit… Benim yolculuğumda. Bunların hiçbiri yoktur.

Bunların olmaması. Ve yolun ıssızlaşması için. O kalabalık. O gürültülü. O hareketli. Ve giderek. Daha da gösterişli hale gelen o ortamın ortasında. İç dünyamın derinliklerine süzülür. Doğadan taze çıkmış, katıksız, ilkel insanı, kendi içimde aramaya başlarım. Ve giderek, etraftaki o kalabalık. O kalabalığın içindeki insanlar. Önce bulanıklaşır. Ve ben, adım adım. Sanki onlar yoklarmış halime girerim. İnsanlığa ve her bir insana değer veriyor olsam da.. Her etrafım böyle hareketli ve gösterişli olmasa da. Bir kalabalığı. Yani etrafımı. Etrafımdaki hareketleri. Gürültüleri. Bir şekilde yok varsaymaya başlarım! … Tüm bunlar zaten, düşünerek olmuyor! İç dünyama giden bu yolculukta.. Kendimi, kendi halime bırakınca.. Kendiliğinden oluverir.

Oluyor ama… Dünya daha da hareketlendikçe. İnsanlık daha da gösterişe düşüp kalkınca. Yaban olmak, yaban kalmak. Kendini soyutlamak. Hiç de kolay olmuyor. Yeni şartlar içinde. Yeni usuller bulup. Adım adım.. Yaban yolunda. İlerlemek gerekiyor…

İlerliyorum!…

Devamı gelecek >>

Önceki yazı : Polisiye Radyo Tiyatrosu 2 – Hayalet

İzleyen yazı : Polisiye Radyo Tiyatrosu 4 – Servet

Bir Cevap Yazın