“Kendi yolunda yanlış gitmek, başkasının yolunda doğru gitmekten iyidir” Fyodor Dostoyevski / (1821 – 1881) Rus roman, kısa öykü ve deneme yazarı
Polisiye bir hayat tiyatrosundaki. Karanlığı aydınlatmak için. Hayatı karartan suçluları bulabilmek için. Sonunda. Bir soruya ulaştım… Tek bir soru! Aslında bilindik. Ve basit bir soru.. Ama bu soruya. Bir yolculuğun sonunda erişebildim. Bu yolda yürürken. Gidip gelen düşüncelerim. Yoldayken. Başıma gelen ve gelmeyen olaylar. Herkesin bildiği bu soruya, bir çok anlamlar yükleyip durdu. Yani kısa bir hikaye değil bu. Merak ederseniz. Sabırla bu hikayeyi izleyebilirsiniz. Bu yolculuk bana da ilginç gelmişti. Çünkü. O yolda. Bir hayaletin peşinde koşuyordum.
Karmakarışık ve kara bir insanlık düzeninde yaşıyoruz. Ama. Yaşamı terkedecek halimiz yok ya! Hayatı sürdüreceğiz. Peki nasıl? Yaşamın içinde, bir yol açabilmek. Olup bitenlerin ardındaki hakikati anlayabilmek. O kadar kolay mı?…. Herbirimiz biliyoruz ki. Bu hiç de kolay değil! Mesela. Hakikatin arandığı bir mahkeme salonuna göz atacak olsak. Biliyoruz ki. Olay tek. Ama. Hakikat çok! Duyuyoruz ki. Tek bir olay için. Her kafadan çıkan. Bir çok hakikat sergileniyor. Avukatın bir hakikati var. Savcı ise ayrı bir hakikati söylüyor. İtirafçının bir hakikati de var. Gizli tanığın ise bambaşka bir hakikati. Şahitlere bakarsanız. Onlar da farklı hakikatlerden söz ediyorlar. Hakime gelince. Eğer ki aklında. Paketlenip gönderilmiş bir hakikat yok ise. İşi hiç de kolay değil! Ama hepsi bu kadarla kalmıyor! Ayrıca da. Bu hakikatleri yorumlayan. Ekranlarda konuşanların. Gazetelerde yazanların. Her birinin farklı hakikatlari de var…Bu hakikat denilen şey. Sanki bir tür hayalet. Evet, bir hayalet! Bu benzetmeyi aklıma getiren de. Yıllar önce okuduğum Alfred de Musset’ nin sözleriydi. 1800’ lerin Fransız edebiyatçısı der ki. “.. Hakikat denilen şey çok tuhaf; hayaletlere benzer bir tarafı var; görürsün de dokunamazsın.”
Daha lise yıllarımdayken. Musset’nin bu sözcüklerini okuyunca. Bu benzetme ilgimi çekmişti. Ama, biraz da şaşırmıştım. Bir hakikat, neden hayalet olsun ki diye düşünmüştüm. Hatta. Her zaman ve hala yaptığım gibi. Doğayı referans alıp. Hakikati, doğadaki bir ağaca benzetmeye kalkmıştım. Doğa içindeki. Herhangi bir ağaç ne kadar somut ise. İnsanlık içindeki. Her hakikatın da. Aynı somutlukla bilinebileceğini düşünmüştüm… O yaşlar. Öyle bir zamandı. Saflık dönemlerindeydim.. Ve tabii ki yanılmıştım!. Bu yanılgıyı yıllar sonra. Mahalle ve okul arkadaşlığından sıyrılıp. Hayat mücadelesinin içine çekildikçe. Yavaş yavaş farkedebilir oldum..
Farketmeye başladıkça da. İlk hissedebildiğim duygu. “Yabancılık” oldu.. Hayat mücadelesi içindeki, insanlık dünyasına. Kendimi çok yabancı hissettim. Yabancıydım. İnsanlık dünyasının normallerinin uzağındaydım. Ben hala. Mahalle arkadaşlığının. Okul arkadaşlığının içinde duruyordum. Hayat mücadelesi içindeki. İnsanlık ilişkilerinin ve alışkanlıklarının. İnsanlık yaklaşım ve davranışlarının. İnsanlık tercih ve beklentilerinin. Uzaklarına düşmüştüm. Demiyorum ki. Ben iyiyim ya da kötüyüm. Ne iyiydim. Ne de kötüydüm. Sadece. Bu yaşam çatışmalarındaki normale uyumsuzdum. Uyumlu olmak için çabalamadım değil!. Ama, bu çabayı gösterirken. Sanki, başkaları için bir rol yapıyor gibiydim. Sanki başka birinin hayatını yaşıyor gibiydim. Sonunda beceremedim. Uyumlu olamadığım gibi. Üstüne üstlük de mutsuz oldum! Özetle. Karakterimin dışına çıkamadım.
Ya rol yapıp. Mutsuz olacaktım. Ya da, kendi yolumda yürüyüp. Mutlu olmaya çalışacaktım…Kendimi tanımaya başladıkça. Anladım ki. Karakterimin çizdiği yolda yürümeliydim. Bu yolda yürürken de. Uyumsuzluğum ile. Başkalarını rahatsız etmemeliydim. Ama. Ben uyumsuzum diye. Başkaları da beni rahatsız etmemeliydi… Bu nasıl olabilirdi diye düşünmeye başladım…
O dönemlerde, orta yaşlarımın eşiğinde. Hayat tecrübesine çok da sahip olmadığım o zamanlarda. Kendime göre bazı düşünceler belirledim. Sonunda da. Esas olarak iki sonuca ulaştım. Ne olmamam gerektiği ile ilgili. İki eğilime. O günlerin dünyasına uygun olmayan düşüncelerdi bunlar. Bu fikirlerimi. O zamanlarda. Birilerine söyleyecek olsam. Bana. “Tuhaf” diye cevap verebilirlerdi. Ama bir de bugünün dünyasına bakacak olursak. Çok daha aykırı düşünceler bunlar.. Şimdilerde. Birilerine söyleyecek olsam. Sanırım, “Aptallık” diye karşılardı insanların bir çoğu.
Ama ne farkeder ki! İster tuhaflık olsun. İsterse de aptallık!
Bu düşüncelerle.
Mutlu oldum!
Anlatacağım.
Devamı gelecek >>
Önceki yazı : Polisiye Radyo Tiyatrosu 1 – Düello
İzleyen yazı : Polisiye Radyo Tiyatrosu 3 –
