“İnsanlık dışında hiçbirşey gülünç değildir” Henry Bergson Fransız filozof (1859 – 1941)
Sonunda anladım ki. Bu duygunun, sevme duygusunun içine. Bir damla bile. Bir beklenti, bir sahiplenme hissi karışırsa.. O duygu, sevgi olmaktan çıkıyor. Sahteleşiyor… Bu belki de, İç dünyamdaki, en büyük bir keşifti…
Ama, kaşifliğim burada kalmadı…!
O kedi beni feylesof yaptı. Beni düşünmeye itti. Onunla yüzyüze geldikçe. Her seferinde. Yeniden ve yeniden düşünür oldum. Onun hareketlerini izledikçe. Onu anlamaya çalışır oldum. Ve giderek. Kendimi onun yerine koyabildikçe… Dünyaya onun gözlerinden bakabildikçe. Bu insan karmaşasından sıyrılıp. Daha sade. Daha yalın. Daha açık. Ve belki de çok basit düşünceler yeşerir oldu zihnimde…
Mesela baktım ki. Bu kedi bir başka gayretli. Ama artık biliyorum ki. Yiyecek peşinde değil. Birkaç parça salam yada bir kedi maması için çabalamıyor. Aramızdaki her bir engeli, anlamaya çalışıyor sanki. Camı tepikler. Kauçuğu koklar. Sinekliği tırmalar. Yani, engelleri aşmaya uğraşır. Her seferinde de bir başka yol dener. Her gün. Hiç bıkmadan. Çabalar durur. Yeni bir çare araştırır.. Ama en sonunda da. Tabii ki yorulup, bir köşeye büzülür. Çaresiz bakışlarla, bana bakar durur. Ben de ona… Uzun süre bakışırız…
“Neden bu kadar uğraşıp duruyor?” diye sorardım kendime.. Zaman içinde anladım ki. Aşmaya çalıştığı. Ama aşamadığı engelin ne olduğunu, bir türlü anlayamıyor… Yani, karşısındaki engele, ne yapsa akıl erdiremiyor!.. Yani. içgüdüsü yetemiyor.
O cam denilen şey. Bir insan yapımı. Ama o kedi. Camı nereden bilsin! Onun bildiği. Onun tanıdığı. Sadece tabiat. Tabiat onun evi. Tabiatın içindeki. Tabiatın yarattığı her şeyi. Bir içgüdüyle kavrayabilir. Otlarla. Ağaçlarla. Kaya ve taşlarla birlikte olup. Onların hiçbirini yadırgamaz… Ne böğürtlen dikenleri. Ne tırmanıp durduğu. Ağaç gövdesindeki kabuklar… Ne de sürtünüp geçtiği ortanca yaprakları. Hiçbiri ona yabancı değil!. Ama bir cam. Ona yabancı!
Bir cam deyip de geçmeyin! O cam, derin bir bilgi demeti. O bir kitaplık gibi. Fizik bilgileri. Kimya bilgileri. Bir dizi matematik işlemleri. Ve ardışık teknoloji uygulamaları. Hepsi. Ama hepsi o camın içinde. Bunu yapan da insan! Bir kedi bunu nasıl anlayabilir ki! Anlayamaz!…. Ama.
Evet ama. Kedinin farkı şu. Anlayamadığı şeye. Garip bir anlam da yüklemiyor.. Ne bileyim, mesela. O camı yüce bir güç gibi görüp. Onu putlaştırmıyor… Sonrasında da, yüz yıllar boyunca. Aklını bulandırıp, bir anlamdan ötekine debelenip durmuyor.
Tam da böyle düşünürken. Aklıma, fransız düşünür Albert Camus geliverdi. Dünya görüşüne güvendiğim, katıldığım Albert Camus. O der ki, “ İnsan, ne ise, o olmayı reddeden tek yaratıktır”. Buna inanırım. Ve ekler, “Kendine bir anlam arayan tek varlık insandır”… Buna da inanırım. O kedinin böyle, anlam arayan bir hali yok. Kafası karmakarışık değil! Hayatı da çok yalın… Özetle, O, ne ise o!
Kedinin bu sadeliğini görünce. İnsan hayatındaki uğraşlar ve insanlık hali bana gülünç gelmeye başladı. İşte, içimdeki yeni keşif, tam da bu noktada yeşermeye başladı!…
>> Devamı gelecek
Önceki yazı : Yabancı 2 – Agape
İzleyen yazı : Yabancı 4 –
