Çırpınış

 

 

Ekerbiçer babama sordu. Beni göstererek. “Bu oğlan senin mi?” “Evet , benim büyük numara “ dedi babam. Büyük numara dediği de. Daha altı yaşındaki ben… Arnavutköyde. Sahildeyiz. O zamanlar. Daha çay bahçesi. Daha bir iki çay masası bile yok sahilde! Sahilde sadece sahil var…. Ekerbiçer. Ki o. Türkiye liglerinin. Gelmiş geçmiş en uzun boylu futbolcusu idi. Babamın arkadaşı. Benim de  Mehmet amcam. Kolumdan tuttuğu gibi. Beni denize fırlattı. Havada uçtuğumu hatırlarım…

Okumaya devam et

Konser 2 : Tabiatın notası yok!

Benim takıldığım şu!… Sen bırak. Tabiatın sabah konserini! Görme. Tabiatın nasıl bir ahenk ile uyandığını. Böylesi bir ahengin içinde iken… Sen. Adam! Tuhaf görünümlü adam! Tüm bu seslere gözünü kulağını kapa. Tak kafana bir alet. Yürü yollarda. Olacak iş mi? Hayır! Olmayacak iş!

Okumaya devam et

Konser 1 : Kulaklıklı Adam

 

Uzaktan gördüm onu. Adam. Bir adam. Kıyıda yürüyüşe çıkmış. Yürüyor. Bu iyi. Hareket iyidir. Hele ki tabiatın kucağında olursa… Yaşı ortaları geçmiş ama. Adama. Yaşlı denemez.. Bu görünüyor. Fakat. Şortuna bakınca. Üstündeki tişorta. Yaşı ortaların çok altında. Çok çok! Hele ki. Bir de. Ayağındakilere. Eskitilmiş çoraplara. Sandaletimsi ayakkabılara. Başındaki. Eğreti takılmış şapkaya bakınca …. Sanırsın çocuk! Delikanlılığa yeni geçen… Olur mu olur! Adam dört mevsimi bir arada yaşamak istiyor. Yaşar mı yaşar! Kime ne!.. Zaten. Ben de bunlara takılmadım. Benim esas dikkatimi çeken…

Okumaya devam et