Bay X’ in. Sorduğu soru bu. İyiler kötü mü olsun? Acı çekmemek için. Onsekizinci yüzyıl aydınlanmacısı Voltaire’ e bakarsak. Kötülerin. Bu dünyada. Bir misyonu vardır. Fransız düşünür Voltaire der ki: “Kötü insanlar, yeryüzüne serpilmiş bir avuç iyi insanı sınamaya yararlar”. Bu ifadeye bakınca. Ne anlamalıyız? Öncelikle. “Kötüler. Başka da bir işe yaramazlar!” anlamı var gibi. Ayrıca. Voltaire de kabul etmiş ki. İyi insanlar azınlık. Ne diyor? “Bir avuç!“
Kutu 5 – İyiler ve Kötüler
En üstteydi. Kutunun en üst noktasındaydı. Doyasıya bir nefes aldı. Uzaklara baktı. Derinlemesine. Güneşe ve gölgelere. Salınan çalılara. Uçuşan yapraklara. Akan suya. Esen rüzgara. Bir kaç adım attı. Zirvedeki. Helikopter pistinin yanından geçerek. Çatının. Tam kenarına geldi. Durdu. Uzun süre öyle durdu. Sonra. Kollarını iki yana açtı. Ve. Yükseldi parmak uçlarında. Uçmak istermiş gibi. Ama birden….
Kutu 4 – Breeam!
Bay X’ e öyle demişlerdi. Binayı tanıtırken. “Akıllı bina”. Reklamcılar. Satışçılar. Mimarlar. Hepsi söz birliği etmişcesine. Neler neler anlatmışlardı. Bir bilseniz! Mesela. Önemli verilerin izlenebildiği 28 bin tane kablosuz sensörle çalışan gözlem monitörleri bulunuyordu binada. Ne işe yarar derseniz? Bir akıllı telefon uygulaması ile de herhangi bir kişinin binaya girdiği ve nerede olduğu takip edilebiliyordu. Daha ne olsun! Belki. Mahremiyet. Biraz tacize uğruyor gibi gelebilir. Ama. Olacak o kadar! Hepsi güvenliğiniz için!
Kutu 3 – Kompleks
Bu Komplekste. Bay X huzursuzdu. Ama. Bu kompleks’ te olmak. Bu kompleks’ te yaşamak. Çoğu insanın hayaliydi. Doğrusu bu ya! Az çaba da harcanmadı. Bu kompleks’ i yaratmak için. Az emek verilmedi. Emek deyince.. Aklıma geldi. Dünyanın geçerli kurallarına göre. Bu kompleksi yapan emekçilerin hiçbiri. Bu komplekste oturmazlar. Oturamazlar. Burada yaşamayı hayal bile edemezler. Kompleks yapma fikrini onlar vermezler. Onlar girişimci değiller! Kompleksin parasını da onlar vermezler! Onlar. Sermayedar da değiller. Ama. Eser onlarındır. Ter dökenlerin. Temeli kazanların. Duvarı örüp. Fayansı döşeyenlerin. Tesisatı çekenlerin… Gün olup da. Yakınlarından geçiyorsa bir şekilde. Burada çalışan bir usta. “ Bunu biz yaptık” diye gururlanır eseriyle. Hepsi budur! Onun ödülü budur.
Kutu 2 – Bay X
Evet. O’ da buradaydı. Ona “Bay X” diyoruz. Sahiden de “X” idi. Yani bilinmeyen. Diğerlerinin gözünde. Hep cilalı. Parlak ayakkabıları olmasa. Bir takım elbise içinde kundaklanmış gibiydi. Kompekste yaşıyordu. Çoğu gibi. Bu rezidansta oturur. Buradaki ofiste çalışır. Alışveriş için buradaki “Shopping Center” a gider. Buradaki “Fitting Center” da sporunu yapardı. Geçişlerinde. Giriş çıkışlarında. “Concierge” ’ e tebessüm ederdi. “İyi biri” diye bilinirdi. Yani “kötü”lüğü görülmemişti. Kompleks sakinlerinin gözünde. Bir çatışması. Bir çıkışması. Bir sataşması olmamıştı. Kendi halinde biriydi. Hafiften gizemli. Yani sadece bilinmeyen değil. Aynı zamanda. “Çözümlenemeyen” biriydi. Diğerlerinin gözünde.
Kutu 1 – Dört duvar
Karanlığa uyandı. O sesle. Paatt!!
“Pat!” diye bir ses. Ne kadar da zor! Bir sesi harflerle yazabilmek. “Paattt!” Tok bir ses. Ve sessizlik. Kimse ne olduğunu anlamadı. Kanatlanıverdiler, saçaklardaki kuşlar. Bazı camlar açıldı. Kafalar uzandı etraf binalardan. Sağa sola baktılar. Şaşkın şaşkın. Ama bir şey anlayamadılar. Göremediler. Sadece bir ses. “ Paattt!!”. Hepsi bukadar! Başlar içeri çekildi. Birer birer. Pencereler tekrar kapandı. Herkes işine döndü. Sanki. Hiç birşey olmamış gibi. Hiçbirşey! Ama. Bir tek o güvenlik görevlisi. O dönemedi işine. Donakalmıştı. Binanın önünde.
Gel de Şaşma
Anlam’ın ölümü
Mesela “Kanka”. Bir sözcük işte. Öylesine söylenen. Ya da “ben yok biz var”. Bu da birkaç sözcük. Öylesine söylenen. Ne bileyim ben! Mesela. ”değişmeyen tek şey değişimdir”. Arkası kalabalık bunların. “ Farklılıklarımız zenginliğimizdir”. “Ben bitti demeden bitmez!”. Hangi birini söyleyeyim! ” Birlikte başaracağız” , “Biz bir aileyiz” Ya da “Ortak akıl”, “ezber bozmak”, “Hiçbirşey aynı olmayacak“ ..gibisinden. Falan filan Feşmekan. Demem o ki..İnsanlar şifrelerle konuşur oldu. Etiketlerle. Beynin ürettiği düşüncelerle değil. Kulağa yapışmış sözcüklerle. Klişelerle. Oradan buradan. Derinliğini bilmedikleri sözcüklerle. Bunlardan birine bakalım isterseniz. Bakalım mı aşkım? Evet! Sözcük o: aşkım! Hadi bakalım.
İğreti 2 – Çatlak
Tiyatro. Oyun. Kurgu.… Tehlikeli bir yoldur bu. Derinlere çeker. Her adımda. Takılmayacaksın. Bilirim ki. Eğer takılırsam. Zihnimde bir anafor başlar. Hislerimde kabarma. Kapılmayacaksın. Akıl işi değildir bu. Tertip. Tuzak derken…Varırsın. Bir bataklığa. Sonunda. Dalıverirsin. Batar gidersin. Komplo teorisi denilen garabet çukurunun içine. Kurarsın da kurarsın. Sonra da. Çırpınırsın. Çıkamazsın o çukurdan. Kara bir ipekten ağ süzülür üzerine. Dolanır ayaklarına.
İğreti 1 : Turfanda olaylar
Bu yazı iğreti bir yazı. İğreti olaylarla ilgili. Herhalde. Ne söylemek istediğim. Pek de anlaşılamayacak. Ama neyse. Döküverdim işte. Hızla. Aklıma geliverenleri. En iyisi anlatayım. Konu şu: İğretilik. O da nedir diyorsunuz! Bir tür “tertip hissi“. Size de olur mu bilmem! Bana olur zaman zaman. Bir takım olayların yakınındayken. Bir şeyler hissediveririm. Farklıca. Bir hissiyat bu. Kesinlikle mantık değil! Eminim. Yani. Rasyonel bir şey sayılmaz. Akılla çözmek istesek. Olmaz. Akıl işi değil bu. Daha çok. Bir sezgi. Değişikcesinden.









