Tesadüf Kapıları

Onlar. İki yolcu. Yoldalar. Kapılar açılıyor. Kapılar kapanıyor önlerinde. Tesadüflerin açtığı kapılar. Ve kapattığı. Her insana olduğu gibi.

Onlar. İki arkadaş değil! İki farklı ülkeden. İki farklı insan. Onsekizinci yüzyıldan. Birbirlerini tanımazlardı. Bunlardan birinin önünde. Sanat kapısı açıldı. Girdi o kapıdan. Ressam olmak istiyordu. Ressamlığa büyük merak duyuyordu. Çocukluğundan beri. Kendisini ressamlığa adamıştı adeta. Diğeri ise, 15 yaşındayken. Kasap çırağı olarak yaptı eğitimini. Kasaplık kapısı açıldı önüne. Kasaplık diplomasını aldı. Köy yaşamının sadeliği içinde büyüdü. Babasının yanında çalışmaya başladı. Kasaplık ve hancılıkla. Onlar iki arkadaş değildi. Biri ressamlık yolundaydı. Diğeri de kasaplık. Ama daha. Açılacak kapanacak çok kapı vardı. Önlerinde.

Okumaya devam et

MKA 4 – Geometri Bilmeyen Giremez!

Ölümünden bir yıl kadar önce. 1937 sonbaharında. Mustafa Kemal hastadır. Hasta olduğunu bilmektedir. Yapabileceği birçok şey vardır. Ama o. Kalkar Sivasa gider. Vaktiyle Sivas kongresini topladığı lise binasına. Bu ziyaret sebepsiz değildir. Dokuzuncu sınıfın geometri dersine girer. Bu dersi izler. Öğrenimin eski terimlerle yapıldığını görünce. Canı sıkılır. Galiba biraz da hiddetlenir. Bu anlaşılmaz terimlerle öğrencilere bilgi verilemez diyerek kitabı atar. Sonra ne yapar? Çıkıp gider mi?

Okumaya devam et

Mektep 9 – Canlı Kopya

Sonraki yıllarda, “anılar müzesi” bizi hep çağırdı. Yani, mektep anılarımız. Bizler de o günleri yeniden ve yeniden yaşamak istedik. Geriye gitmek istedik. Gidemezdik ki? Nasıl gidecektik ? Önce hayat çıktı yolumuzun üstüne. Başka bir hayat. O güne kadar tanımadığımız. Yeni yeni amaçlar koydu önümüze. Giderek yükselen sorumluluklarla yüzleştik. Birşeyler olmaya çalıştık. Zorlandık. Ama. Hep aynı düşünce. Hep aynı soru. Dürttü durdu beynimizi. Hayatı, mektepteki gibi yaşayabilir miydik?

Okumaya devam et

MKA 3 – Fen

 

 

Mustafa Kemal, 57 yıllık yaşamında. En çok ne yapmıştır diye sorulsa. Cevap bellidir. “ Kitap okumuştur“. Binlerce kitap. Yüzlerce Feylesof. Düşünür. Fransız devrimini hazırlayan Rousseau’ yu okumuştur mesela. Sosyoloji biliminin kurucusu  Comte‘ u. Modern felsefenin kurucusu Descartes‘ ı. Rousseau. Daha çocukken, “matematik” ve çizim dersleri almıştır. Müzik notaları ile matematik arasında ilişki kurmuştur. Comte. “Matematik ve fen” bilimleri eğitimi almış. Sosyoloji de, fiziğin ve matematiğin yöntemlerini kullanmıştır. Descartes. Aklımızı işletmek için “matematiği” kullanmalıyız demiş. “Geometrik” yöntemi metafiziğe uygulamıştır…. Bunlar öylesine seçilmiş örnekler. Ama. Üçü de düşünür. Üçü de matematikle düşünüyor. Ve üçü de çağ açmış. Ne olur, tesadüftür demeyin!

Okumaya devam et

Yönetiminherşeyi 4 – Valiz

 

Yolculuğa çıkıyoruz diyelim. Valizi hazırlamak gerekir. Bir dizi de iş vardır. Biletler. Oteller, giysiler… Şirketlerdeki proje çalışmaları da buna benzer . Bir tür yolculuğa. Yatırım projesi gibi mesela. Ama dikkat!. Hemen işe girişemeyin!  Önce bir düşünün. Sorular var. Cevaplanması gereken. Yoksa valiz işe yaramaz. Yolculuk boşa çıkar. Yatırım ise batar. İlk soru: “Nereye gidiyoruz?” Daha önemli olan soru ise : “Neden oraya gidiyoruz?  Gidilecek bir sürü başka yer varken“. Ya da, Neden bu yatırımı yapıyoruz? Yapılabilecek birçok başka yatırım varken!“. İster valiz ister yatırım. Her durumda ihtiyaç aynıdır: “strateji“. Basitçe söylersek:  Stratejisiz eylem sahipsizdir. Boşluktadır. Eğer doğru yolda değilsek, koşmanın ne anlamı var?

 

MKA 1 – Miras

 

20 eylül 1924 günü. Hamidiye kruvazörü Samsun limanına girdi. Öğle üzeri saat bir buçukta. Bütün çevreyi derin bir sessizlik kaplamıştı. Merak, gurur, sevgi, onur,..ve tüm güzel duygular. Erdemli duygular. Bu sessizliğin içindeydi. Ve Gazi, 19 Mayıs 1919 tarihinden sonra ilk kez. Tophane İskelesi’nde. Samsun topraklarına ayak bastı. Sokak ve caddeler mahşer kalabalığı. Samsunlular, sel olmuş. Sahile doğru akıyorlar. Dalga dalga. Ve ama. Henüz, hiçkimse bilmiyor. Hiçkimse. Gazinin o ünlü cümlesini. Samsunda söyleyeceğini…

Okumaya devam et

Yönetiminherşeyi 3 – Tohum

 

Alalım bir avuç tohumu. Serpiştirelim yere. Ne elde ederiz? Meyva mesela. Eğer ki, yer topraksa. Ama ya yer betonsa. Ne elde ederiz? Hiçbirşey! Sadece çürümeye terkedilen tohumlar. Şirketlerdeki, “insanlar” için de durum budur. Eğer ki, hiyerarşi sütunlarını dikip… Yoğun çalışma betonlarını da döktünse katmanlara. Bir de buyurgan tavırlarla çelik ağlar örüyorsan aralara. Ne diyeyim? Sen insanı unut. Onun bilgilerini, tecrübelerini, becerilerini ve yeteneklerini. Hepsini unut. O artık, sadece söyleneni yapar. Yazılana uyar. Sen de yönetirim sanırsın. Hiç uğraşma. Bağlılık anketleri. Doğum günleri. Hatta kariyer. Hatta ücret bile. Boşuna çaba. Basitçe söylersek: İnsan yönetilmez. O kendisi yönetir. Sahipolduklarını. Yeter ki, sen yönetici, uygun ortamı, uygun iklimi yarat.

Yönetiminherşeyi 2 – Turnusol

 

 

Yönetimdeki iş sonuçları, kimyadaki turnusol gibidir. Hani şu, bir çözeltinin, asit mi yoksa baz mı olduğunu ayırdeden boya var ya. İşte o! Aynı şekilde, sonuçlar da bir topluluğun iyi mi yoksa kötü mü yönetildiğini gösterir. Tek fark, turnusol kağıdı çözeltiye batırılır batırılmaz, hemen renk verir. Yönetsel sonuçları anlamak için ise biraz daha fazla süre gerekir. Ne de olsa ekilen tohum hemen meyvasını vermez. Ama bir de şu var. Turnusol kağıdı, mavi veya kırmızı, çok açık olarak renk verirken… Yöneticiler ve etrafındakiler, sonuçları eğip bükebilir. Kötü sonucu makyajlayabilir. Süsleyebilir. Hele ki bir mazeret bulamadıysa! Sayılar, yöneticinin imparatorluğudur. İstediği gibi oynayabilir. Hem de nasıl! Basitçe söylersek: Yönetmek sonuç almaktır. Ama,sonuçlar yöneticinin elindedir.

 

Hagop geldi

 

Ne işin var bre Hagop?” demek geldi içimden. Demedim! Diyemedim. “Arnavutköyle buluşmak için geldim” dedi. Köklerinin olduğu yerle…. Tam kırkbeş yıl sonra. Dile kolay. Kırkbeş uzun yıl. Nasıl söylerim şimdi. Ki Arnavutköy artık…. Nasıl dilim varır. Varmaz! Ortada yoktu. Ses yoktu. Haber yoktu. Geliverdi. Birdenbire. ” Ne demeye geldin Bre Hagop!“. Kaybetmiştik birbirimizi. Hayat savurur denir ya! Öyleydi durumumuz. “Bırak da öyle kalsın bre Hagop“. Ama geldi. Sonunda geldi. Ansızın.

Okumaya devam et

Yönetiminherşeyi 1 – Robinson

Robinson Crusoe’ yu düşünelim. Issız bir adaya düşen ve bu adada yaşayabilmek için tek başına mücadele veren. Çalışan. İşler yapan. Dışardan bakalım. Ne görürüz bu adada? Bir insan ve bir amaç . Robinson ve hayatta kalma amacı. Peki, bu adada “yönetim” var mıdır? “Yönetici” var mıdır? Yoktur! Çünkü ikinci bir insan yoktur. Ne zaman ki adada bir”cuma” ortaya çıkacak. Ne zaman ki, bu iki insan “ortak bir çaba” ya girişecekler. İşte o zaman bir yönetim olayı başlayacaktır. Yöneticilik ihtiyacı doğacaktır. Yani, yönetim yalnızca lerle ilgili değildir. İşler amaca hizmet eder. Ve işleri insanlar yapar. Basitçe söylersek: Organizasyonda iş’ler vardır. Ama. Eğer amacınızı kaybederseniz. Ve, eğer insanları unutursanız. Yönetemezsiniz. Yönetici değilsiniz.