Tesadüfen doğduk mecburen yaşıyoruz… Doğarken neden ağladığımızı maalesef yaşarken anlıyoruz. / Anonim
Sonuç olarak. İnsanlığın, yüzlerce yıllar düşünüp de. Cevabını bulamadığı. Bir çok soruyla karşı karşıyayız! Doğru dürüst yaşamak. Ve hayatın tadını çıkarmak varken. “Cevapsız soruların peşinden koşup durmaya gerek var mı?” diye sorup dururum! Ama yine de. Merakım tetiklenince. Aklım bir şeylere takılır. Ardından da. Düşüncelerim koşmaya başlar… Aklımı kurcalayan soruların bir tanesi de. Her an, karşı karşıya kaldığımız. Ve adına “tesadüf” ya da “rastlantı” deyip geçtiğimiz olaylarla ilgilidir!… Bi düşünün mesela….
Hayatımızın bir çok noktasında. Basit ve önemsiz görünen. Tercihler, seçimler yapıp dururuz. Bu tercihlerin..Sonrasında da. Öncesinde de. Sonsuz bir olaylar zinciri vardır. Nedenlerini bilmediğimiz. Belki de nedenleri olmadan sıralanıp. Birbirlerine bağlanmış olan. Sonsuz tesadüfler vardır. Bunlar büyük bir ağ oluşturur. Bu ağın bağları, bizler için kopukluklarla doludur. Ama bizler. Bu olaylara. Tesadüf deyip geçeriz. Bu bağları göremeyiz. Bunları farketmeyiz. Bunlarla ilgilenmeyiz. Bunları sorgulamayız. Sadece yaşayıp gideriz…
Örnek. Benim başıma gelen bir örnek…Bazı işler için. Çok uzaklardaki. Orta Asyadaki bir ülkeye gidiyorum. Bir toplantı sonrasında. Düşüncelerimi dağıtmak için. Dalgın bir şekilde. Rastgele. Ara sokaklarda yürüyorum… Bir ara kulağıma bir ses gelir. Biri bana seslenmektedir. Hafifçe başımı kaldırır ve… Bi bakıyorum ki. Uzaktaki bir ülkenin. Neresi olduğunu bilmediğim. Boş ve bozuk bir kenar mahallesinde. Çok eski. Yıllardan beri görmediğim. Konuşamadığım. Bir mahalle arkadaşım tam karşımdadır!… Olur mu olur! Zaten öyle oldu! Önce şaşırır oldum. Sonra hafızamı taradım. Ve kollarımı açıp koşarak. Ona sarılıp, “Ne güzel bir tesadüf!” diye haykırdım!” … Geri planda. “Bu nasıl oldu?” diye. Aklımdan geçiyor olsa da.… Bu olayın “tesadüfen” gerçekleştiğini söylemiş olsam da. O olayın nasıl ve neden meydana geldiğiyle ilgili. Hiç bir bilgim yok. Bana gelince. Ben de, heyecan içinde. O olayı, hiç sorgulamadan. Sadece yaşamakla yetiniyorum… Kim olursanız olun… Yaşamakla yetinirsiniz de! Ama. Bu rastlantı hiç mi merakınızı tetiklemez? Sormaz mısınız kendinize.”Bu bir tesadüf mü?” diye.
Doğrusu, Ben kendime sorarım! Bu tür olaylar. Beni tetikler! Merakımı kurcalar! Sorunca da düşünmeye başlarım… Bir oyun gibi gelir bu bana! Öncesine arkasına bakarım. İterim kakarım…. Oyuncakla oynar gibi didişirim bu tesadüfle…
En nihayetinde de. Her seferinde aynı soru karşıma çıkıp durur: “Bir tesadüfün. Bir şeyin nedenini bilmememiz, o şeyin bir nedeni olmadığı anlamına mı gelir?” Soru bu! Yaşadıklarıma bakıp. Çok düşündüm. Ama böyle bir sorunun beni aştığının farkettim.. Bu sebeple de, tarihteki bazı filozofların düşüncelerine yöneldim… Sokrates der ki “Evrende tesadüfe tesadüf edilmez“. Ünlü düşünürlerin bir çoğu da bunu destekler …. Mesela. Voltaire, “Tesadüf anlamsız bir kelimedir. Hiçbir şey sebepsiz var olamaz” der. Alexandre Dumas, “Tesadüfler, Tanrı’nın her yere uzanan elidir..” diye söyler. Arthur Schopenhauer, “En tesadüfü bile uzak bir yoldan gelen gerekli olandır..” diye düşünür.. Ve daha bir çoğu…
Yani. Her düşünür böyle düşünmese de. Çoğunluğun bu görüşlerine göre. “Tesadüf” dediğimiz şey, genel olarak, sadece bizim o olayın nedenlerini bilmememizden kaynaklanan bir cehalet maskesi olarak tanımlanır.
Hergün karşılaşabileceğimiz bir örneği ele alalım. Mesela, tavla oynadığınızı düşünelim. Zar atma sırası sizde. İhtiyacinız ve beklentiniz zarların pençüse (5 – 3) gelmesi. Atıyorsunuz. Ve ciharyek (4 – 1) geliyor. Zarlar, istediğiniz gibi gelmiyor! Zarların istediğiniz gibi gelmemesi. Ve zarların kaç geleceğini bilmemenizin sebebi. Olayın rastgele olması değil. Zarı atış hızımızı ve havanın direncini hesaplayamayışımızdır. Tüm bu hesaplamaları yapmış olsaydınız. Istediğiniz zarı atardınız.. Nitekim. Bir okulu vurup yıkma niyetinde olan. Adamın biri. Zalim adamın biri. Daha da karmaşık olan. Tüm bu hesaplamaları yaptırıp. Bir düğmeye bastığında. Dünyanın diğer ucundaki. Kilometrelerce ötedeki. Tek bir binaya. Hem de, hedeflediği. Bir okula. Füzeyi isabet ettirebiliyor. …. Ne zarlarla ve ne de füzelerle pek işim yoktur. Ama. Düşününce. Onlar da, füze yerine. Karşı karşıya oturup. Keşke zar atmış olsalardı!.. demek içimden gelmiyor değil!.
Füzeleri bir tarafa bırakırsak. Konu zar’dan açılmışken. Einstein’ın, “Tanrı zar atmaz” deyişini de hatırlayabiliriz. Ateist olan. Bu büyük fizik bilim adamının. Heisenberg’ in “belirsizlik ilkesi” ne tepki olarak söylediği bu ifade ne anlama gelir? Einstein, bu yalın ifadesiyle. Doğanın rasyonelliğine. Doğanın düzenine ve yasalarına işaret etmektedir. Yani eğer, bir şeyi tahmin edemiyorsak bu doğanın rastlantısal olmasından değil, bizim teorilerimizin henüz eksik olmasından kaynaklanır… demeye gelir.
Sonuç ne?
Sonuç olarak. İnsanlığın cevabını bulamadığı. Bir soruyla daha karşı karşıyayız!
O zaman. İsterseniz. Bilim ve felsefedeki bu tartışmaları bir yana bırakalım. Tesadüf ya da rastlantı sözcüğünü. Günlük konuşmalarda. Günlük dilde konuşulduğu gibi anlayalım. Yani tesadüfü. Önceden kestirilemeyen. Bir sebebe dayanmayan. Bir olay olarak düşünelim.
Biz de böyle kullanıp. Tam yol ileri…
Kavşağa doğru yürüyelim… Bulalım onu!
İki yola açılan o kavşağı…
Devamı gelecek >>
Önceki Yazı : Kavşak 2 –
İzleyen Yazı : Kavşak 4 –
