Yabancı 21 – Kurtların Öyküsü

Ne tuhaf bir dünyada yaşıyoruz; Kötülük yapmak kolay, İyilik yapmak zor”  Fyodor Mihayloviç Dostoyevski (1821 – 1881) / Rus roman, kısa öykü ve deneme yazarı.

Böyle mi olmalıydı?…  Yani. İnsan, insanın kurdu mu olmalıydı?

Zor bir soru!… Belki de bu soruyu. İnsanlara değil de, kurtlara sormalıyız! Onlar daha iyi bilebilir!.. Nesillerdir, Amerikan yerli halkının. Yani kızılderililerin. Geleneğinde yer alan eski bir öykü vardır. Tam kökeni bilinmemekle birlikte. Cherokee veya Lenape halkına atfedilen bu öyküde yer alan kurtlar.. Belki de bu soruya bir cevap verebilirler…. Ama bence. Bu cevabı aramadan önce. Bi düşünelim. Hem de ters yönde. İnsanın, insanın kurdu olmadığını düşünüp… Nasıl bir dünya . Nasıl bir hayat olurdu acaba?… diye soralım kendimize…

Şöyle mesela.Mahkemeler olmazdı. Savcılar. Avukatlar. Hakimler. Ve mübaşirler. Ve tabii ki iftiracılar. Yalanlarla gösteriş yapanlar. Ve de. Adalet saraycıkları. Hapishaneler! Bunlara hiç gerek olmazdı. Daha da önemlisi. Mesela. Savaşlar da olmazdı. Ordular da olamazdı. Karargahlar. Askerlik şubeleri. Askerlik görevleri. Ve. Komutanlar. Askerler. Silahlar. Polisler. Bekçiler… Hatta savunma bakanlıkları! Bunların hiç birine ihtiyaç duyulmazdı… Ama tabii ki birileri olurdu. Mesela. Öğretmenler olurdu. Okullar. Kitaplar. Dersler.  Ve sınavlar da. Ayrıca. Ressamlar. Şairler. Sporcular. Edebiyatçılar… Bunların hepsi olurdu… Ne temiz bir dünya! Değil mi?..

Tüm bunları farkedince. Bir daha düşünüp sormalıyız… İnsan, insanın kurdu olmak zorunda mıydı?…  Durumu kavrayabilmek için. “İnsan insanın kurdudur” diyen Thomas Hobbes’ un. Pek de söylenmeyen bir başka sözünü hatırlamak gerekir. O: “Homo homini deus”. Yani. “insan insanın tanrısıdırdemiştir! İnsana en büyük kötülüğün. Kurtlaşan vahşi insandan geldiğini söyleyen İngiliz filozof. En büyük iyiliğin de insandan geldiğine hükmetmiştir. Doğru mu doğru! Çünkü biliyoruz ki. Ve bugün çok daha fazla farkediyoruz ki. Rakibini, düşmanını, yoluna çıkanı yok eden insandır ama.. Öte yandan. Geçmişten biliyoruz ki. İnsanı, bilimle, sanatla…  Bugünkü seviyesine getiren insan da. Aynı insan değil mi?…

O zaman soralım. İnsanın insanın tanrısı olduğu, bir iyilik dünyası olabilir mi acaba? … Onbeş bin yıl öncesinde. Evet, tam onbeşbin yıl önce. Doğanın içinde. Kediler gibi. Kurtlar gibi. Tüm canlılar gibi.. Sürekli hareket içinde olan. Bir yerlere yerleşmeyen. Bir şeyleri sahiplenmeyen insanların.  “Avcı toplayıcı” insanlık dünyası. Mutlu bir dünyaydı… Tarihçiler böyle söyler.

Antropolog Marshall Sahlins, avcı toplayıcılara. Tarihteki ilk “refah toplumu”  yakıştırmasını yapmıştır. Antropolog Christopher Ryan ise. Bu yaşamı, stresten uzak, sosyal, barışsever ve hayat doluydu diye niteler… Ama sonrasında. Adım adım. İnsan, kendisinden uzaklaşmış. İnsana ve doğaya yabancı bir insanlar dünyası kurulmuştur. Nihayetinde de, mutlu hayat, sadece “ütopya”ların konusu olmuştur.

Özetle, şu anda. Onbeşbin yıl öncesi gibi. Yine hareket halinde. Ama. Birşeylere sahip olma hırsı içinde koşuşturan. Garip bir insanlık dünyası kurulmuş durumda. Bir yanda. Sıkça gördüğümüz.Kötüler, kötülükler ve gece gündüz  kötülük planları yapanlar var. Öte yanda ise. Daha az görsek de. İyiler, iyilikler ve iyilik planları yapmaya çabalayanlar var.

İnsanlık dünyası. Ve insanlar. Yüzyıllar boyunca. İyi ve kötü arasında gidip gelip. Kendilerini oyalayıp durmuşlar. Bugün de. İnsanlar dünyasındaki hayatlar. Bu iyi  kötü çatışmalarıyla geçip gidiyor. Tüm insanlık bunlarla oyalanıyor. Romanlara hikayelere bakın. Sinema filmlerine, tiyatrolara bakın… En basit şekliyle. Sokakta konuşulanlara kulak verin. İnsanlığın. Hatta tek bir insanın mutlu olması bile. İyi kötü mücadelesine dayanıyor.

Bu mücadeleyi kim kazanacak dersiniz? İşte tam da bu noktada. Kurtların öyküsüne kulak verebiliriz. Hikaye şöyle…

Yaşlı Kızıldereli reisi, kabilenin gençlerini ve küçüklerini toplayıp, onlara yaşamla ilgili basit bir öykü anlatır. Der ki: “ Her insanın içinde iki tane kurt yaşar ve bu kurtlar arasında, bitmek bilmeyen, korkunç bir savaş vardır… Bu kurtlardan bir tanesi, korkuyu, öfkeyi, kıskançlığı, üzüntüyü, aç gözlülüğü, kibirli, acımasızlığı, suçluluğu, yalanları ve üstünlük taslamayı temsil eder…. Diğeri ise; huzuru, sevgiyi, umudu, paylaşmayı, cömertliği, alçak gönüllülüğü, nezaketi, yardım severliği, dostluğu, anlayışı, merhameti ve inancı temsil eder…”

Reis soluk alır. Bir sessizlik olur. Bunu fırsat bilen. Çocuklardan biri merakla bir soru sorar: “Peki, bu iki kurttan hangisi kazanacak?”

Yaşlı kızılderili Reis düşünür. Ve hafifçe yanıtlar : hangisini beslerseniz o… O kazanacak!

………..

Siz hangisini besliyorsunuz acaba?

Devamı gelecek >>

Önceki yazı : Yabancı 20 – Mobil

İzleyen yazı : Yabancı 22 – Kedilerin zaferi

Yorum bırakın