Yabancı 11 – Köle

“Eldeki para özgürlüğün aracıdır. Fakat, peşinden koşulan para, tam tersine, kölelik aracıdır”.   Jean Jacques Rousseau (1712 – 1778) / Cenevreli filozof, yazar ve besteci.

Herkes Bay Trubs olamıyor!

Bay Trubs deyip de geçmeyin. Onun hikayesi. Bir insanlık hikayesidir. Artık. Böylesi bir dünyada. Kaç kişi Bay Trubs olup. Bay Trubs gibi davranabilir ki?

İş dünyasında başarılı olan Bay Trubs. Kendi iç dünyası ile yüzleşirken. Hiç de kötü niyet taşımadığı olayların etkisini hissedince. Kendi mutluluğunun. Başkalarının yıkımına sebep olabileceğini farkedince… Sanırım kendisinden utanmıştır. O noktada kalmayıp. Sanırım. Başkaları karşısında mahçup olurum diye düşünmüştür. Ve ardından. Sanırım ki, adım adım büyüyen bir pişmanlık da duymuştur!

Bunlar birer tahmin. Ama zaten olması gereken de bu değil mi? Mark Twain’ in deyişiyle: “insan yüzü kızaran, ya da kızarması gereken tek hayvandır”.  Utanma, mahçubiyet, pişmanlık…. Doğa canlıları içinde. Sadece insanlarda olabilecek duygulardır bunlar. Ama gel gör ki. Hiçbir yerde bulamıyorsun bunları.  Soralım şimdi! Gören var mı? Hangi hırsızlar, çaldı bu utanma duygusunu? Hangi yalancılar. Kirletti bu mahçubiyet duygusunu? Hangi zalimler. Sahte gösterişlerle. Eziyet etti bu pişmanlık duygusuna?

Bunların herbirini. Her kimler yapıyorsa. Bunu yapanların hepsi. Başkalarının ayağına basıp da. “Ayağıma bastılar!” diye haykırıp. Temizi de kirli gösterme yolunda. Bir kulp takmak için çabalayıp dururlar… Bunları yapmak için. Araç çok. Usul çok. Yol çok. Tarz çok. Biçim çok… Ama, sebebe gelince. Sebep hep aynı! Yüzyılların hikayesi bu.

İsterseniz şimdi. Bu garip aklın hikayesinin. Tohumlarının nasıl ekildiğine. Öncelerde nasıl başladığına bir göz atalım…

“ Tarihte ilk kez bir toprak parçasının etrafını çitle çevirip ‘Burası benimdir’ diyen ve buna inanacak kadar saf olan insanları bulabilen ilk insan, uygar toplumun ilk kurucusu oldu.“ diye yazar Cenevreli düşünür  Rousseau. Sonra da şöyle devam eder: “O zaman birileri çıkıp…

…. Çitleri söküp atacak ya da hendeği dolduracak. Sonra da insanlara ‘Sakın dinlemeyin bu sahtekârı! Meyveler herkesindir. Toprak hiç kimsenin değildir. Ve bunu unutursanız mahvolursunuz’ diye haykırsaydı. İşte o adam, insan türünü, nice suçlardan, nice savaşlardan, nice cinayetlerden kurtaracaktı.”

Rousseau bunları yazdığında. Yıl 1754 dür. Ve çoktan iş işten geçmiştir! Muhtemelen. MÖ.10.000 lerde yaşamış olan o insan. O ilk kurnaz insanın, o basit girişimi. İnsanlar dünyasını alt üst etmiştir. Buna karşı durmayan. Bu girişimi kabullenen. Giderek bunu benimseyip. Kendi girişimi için mücadelesini yapmaya başlayan. Hayatını bu girişim anlayışı üzerine kuran insanlık. Doğal yaşamın uygarlık anlayışından ve özünden uzaklaşacak. Kendisine yabancılaşacaktır. 

O birilerinin çıkıp da, çitleri söküp atmamasının sonuçlarını. Yani Rousseau’nun kehanetini. Yaklaşık yüz yıl sonra. Nietzsche açık bir şekilde ifade etmiştir. “Anlaşıldığı kadarıyla, insan ırkının eğitimini bugüne kadar gardiyanlar ve cellatlar yönetmiş!  der  Nietzsche.

İnsanın, kendisine, kendi elleriyle, kurduğu kapanın hikayesidir bu. İşte. Bugün, uygar denilen toplumun. İnsanlara kurduğu kapanın temeli. Başlangıcı ve ilk aşaması budur. Bunun adı, basit bir ifadeyle. “Sahip olma” duygusudur. “Bu benim olmalı!” hırsıdır.. Ne gariptir ki. Bu hırs. Kötü aklın desteğiyle. Büyüye büyüye. Çeşitlene çeşitlene. Hızını hiç kesmeden. Yüzyıllardır  sürmekte. İnsan zihnini oyalamakta.  Ve sonunda, günümüzde. Bir çılgınlığa dönüşmüştür.

İnsanların. İç dünyaları ile iletişim kurmalarını engelleyen. İnsanların kendilerini tanımalarını önleyip. Kendilerine yabancı olmalarına sebep olan. Temel düşünce ve duygu budur.

Sadece maldan, mülkten, paradan söz etmiyorum. Görmüyor musunuz dünya halini? Birileri, göz diktiği kaynakları ele geçirmek için. Ne savaşlar çıkarabiliyor. Dünyanın efendiliğine soyunan. Bazı diğerleri, acımasız oyunlarla, bazı “aparat”ları kullanarak. İnsanları nasıl topraklarından edebiliyor. 

Günlük hayatta da böyle değil mi?  Hırsla ve tutkuyla. Kimileri bir ünvanın, bir koltuğun. Kimileri paranın, servetin. Kimileri de bir eşyanın, bir malın. Kimileri ise bazı nüfuzlu denilen insanların peşinde koşup duruyorlar. Süslü sözcüklerle. Ne kadar yaldızlanıp parlatılsa da. Bunların tamamı. Dış dünyadaki bir şeylerin peşine düşüp, bunlara sahip olma hırsıdır. Bu koşuşturma, kökleşmiş bir alışkanlık olurken. İnsanlar da. Sahiplenme hırslarının kölesi olmuştur artık!

İnsanlık, bu tuzağa düşeli çok olmuştur! Ama bu, İnsan aklına pusu kurup. Tuzağa düşüren kapanların sadece başlangıcıdır!

Devamı var!…

Devamı gelecek >>

Önceki yazı : Yabancı 10 – Bay Trubs

İzleyen yazı : Yabancı 12 –

Yorum bırakın