“Eğer mutluluğunuz, bir başkasının yaptıklarına bağlıysa, çok ciddi bir sorununuz var demektir.” Aldous Huxley (1894 – 1963) / İngiliz yazar ve filozof.
Gözlerim ve düşüncelerim kedi ile oyalanırken. Kediler hayatı ile insanlar hayatını karşılaştırırken. Kendi yaşamımda. Yapmış olduğum tercihler de. Zaman zaman, aklıma takıldı. Bugünden bakınca. Hayatımın, o acemi gençlik yıllarında. Nasıl da böylesi tercihleri yapabilmiş olduğuma. Şaşırmadım dersem. Yalan söylemiş olurum… Bir örnek vereyim mi?
Üniversiteyi bitirmiş. Büyük bir şirkette mühendis olarak çalışıyordum. Aynı zamanda da yüksek lisans yapıyordum. Yüksek lisansı bitirip, belgesini almaya gittiğim gün. Okulun tatil olduğu. Sıcak bir temmuz ayının öğle sonrasında. Gümüşsuyu yokuşunda. Tesadüf bu ya! Bir hocamla rastlaştık. Sözü uzatmayayım. Bana asistanlık teklif etti. Bugün, araştırma görevlisi denilen görev… Şaşırdım! Hem de nasıl! Hiç mi hiç düşünmediğim bir şeydi bu! Aklımın ucundan bile geçmemişti!..
Ben zaten kendime başka bir yol çizmiş. Adım adım emeklemeye başlamıştım. Ama, şartlar ne olursa olsun. Karar vermeden önce. Hep düşünürüm. Bu alışkanlığım sebebiyle. Hemen “hayır” demedim. Süre istedim. Hocam bir ay içinde cevap bekliyordu. Ayıp olmasın diye. Özellikle de reddetme gerekçelerimi yaratabilmek için. Düşünmeye başladım. Her zaman yaptığım gibi, birilerine de tabii ki danışmışımdır. Görüşler, fikirler, öneriler… derken. Bu süre içinde. Tüm düşünceler ve duygular. İç dünyamda çalkalanıp durdu… Plutarkhos der ya:” Zihin, doldurulması gereken bir kazan değil, tutuşturulması gereken bir ateştir.” Tam da öyle oldu! Zihnim fikirlerle dolup.. İç dünyama yansıdı. Sanki beynimin içi düşüncelerle tutuştu.
Sonra. Hiç de beklemediğim bir şey oldu. Hissettim ki, daha başlangıçta reddetmeyi düşündüğüm. Hiç de aklımda olmayan tercihe, adım adım, yaklaşıyordum. Aslında bambaşka planlarım. Hayal dolu düşüncelerim vardı… Evet tuhaftır! Sahiden tuhaf! Ama sonunda, tüm planlarımdan vazgeçip. Asistanlığı tercih ettim.. Hem de, dış dünyanın cazibesiyle. Beni çekip durduğu bir zamanda yaptım bunu. O gencecik ve acemi yaşlarımda. O büyük şirket bana “şeflik” önerisi yapmıştı. Yolum açıktı. Asistanlık ücretinin dört katı bir maaşım olacaktı… Dış dünya bana. Hızlı kariyer ve yüksek para gösteriyordu. Tüm bunlara şükrettim. Ama. Nasıl olduysa, bunlara sırtımı döndüm…
Yaşamımdaki buna benzer birkaç önemli tercihleri nasıl yaptığımı hala da tam olarak bilemiyorum. Ne tek başına mantık. Ne de tek başına duygular. Ne tek başına bir hesap kitap. Ne de hayaller. Ne tek başına bir öngörü. Ne de bir içgüdü. Tek başına hiç biri değil! Sanırım, iç dünyamda gizlenmiş olan. Ve bunların tümünü toplayıp birleştiren. Mizacımın bir sesiydi. Beni bu tercihe yönelten. Bu, çocukluğumdan beri, iç dünyama danışmış olmanın. İç dünyamda dolanmış olmanın. İç dünyamla iletişim içinde olmanın bir sonucuydu..
İç dünyam bana yön göstermeseydi. Aile, mahalle ve okullar sonrasında. Gençliğimin başlangıcında. Acemisi olduğum iş dünyasındaki. Bugün, karakterime aykırı olduğunu anladığım. Paranın ve kariyerin tuzağına düşüp. Kapana girecektim. …
Evet “kapan” dedim! Başkalarını bilemem. Ama. Bu beni mutsuz edecek bir kapandı! Bugün artık anlıyorum ki. Herkes için. Hayata böylesi bir tuzak kurulmuş. Hem de gösterişi son bulmayan. Öve öve bitirilemeyen bir kapan! “Bu kapan da nedir? Tuzak nerede?” diye düşünüyorsanız eğer. Özeti şu: Bir tarafta “para kazan”. Öte tarafta “para harca”! Buna basitçe “tüketim” de diyemiyorum. Bu tüketimi aşan. Tüketimden çok öte bir şey. Tüketen insan, tükettikçe tükeniyor. İnsanı, insan olmaktan çıkaran bir ortam bu. Sizler de görüyorsunuz. Bir yanda “iş merkezi”. Öte yanda “alışveriş merkezi”! Bir oraya bir buraya. Oradan oraya bir koşuşturma! Bir düşünün!. Hayat bunun neresinde?
Bu canhıraş koşuşturma içinde. Bu telaşlı acelecilik içinde. Bu günün insanı çoktan beri. İçinden ayrılmış. Dışına taşınmıştır. Mutluluğunu dışarda aramaktadır. İç dünyasındaki patikalarının özgürlüğünü tanıyamamış. Dış dünyanın esiri olmuştur. Dışardaki bu hızlı hayatın kölesi olan insan. Artık. İç yolculuğunu yapabilecek güce sahip değildir. O bir tutsakdır. Yorgundur. Ve bu yolculuğu yapacak zamanı da yoktur…
Ama keşke…
Hepsi bu kadarla kalsaydı!
>> Devamı gelecek
Önceki yazı: Yabancı 8 – Hazine
İzleyen yazı : Yabancı 10 –
