“Hayat ağır bir yük değildir, zaten yol uzun sürmeyecektir.” Rabindranath Tagore (1861 – 1941 / Hintli şair, tiyatro yazarı, ressam)
Dedim ya! Basit bir kutu için. Bu kadar söz edildi! Çünkü. Bu kutu ile bir oyun oynayacağız. Bu, bir yeni yıl oyunu! Hadi şimdi ilk adım olarak. Ölçülerin birimlerini değiştirelim….Öncelikle, Sayılara uygun olan birimler seçelim. Mesela zaman ile ilgili olsun birimler. 365 in birimi gün olsun. Bu birim bu sayıya tam uyuyor. Bir yıldaki gün sayısını belirttiği için. O zaman, 24 rakamınınki de saat olabilir. Bu da, bir gündeki saat sayısı olduğundan. Eğer bu birimleri seçersek ne oluyor bakalım. Çarparak bulduğumuz 8760 rakamı. Bir yılın kaç saat olduğunu gösteriyor. Güzel! Oyun başlıyor…
Şimdi, gelelim 80 rakamına. Bu pek de bir şeye uymuyor. Herhangi bir şey olabilir. Mesela. Saat başı kazanılan para olsun diyelim! Birimi de milli ve yerli Türk Lirası. O zaman demek ki. Bir yılda kazandığımız para. Yaklaşık 700 bin tl. Hiç de fena değil. İdare eder. Böylece kutuyu TL banknotları ile doldurmuş oluyoruz. Aman dikkat! Bunu bir şekilde, hemen kullanın. Yarın ne olacağı belli değil! Bir bakarsınız yarıyıya inivermiş!..
Şimdi de kutunun içine başka bir şey koyalım. Çukulata. Kızılcık. Hünnap…. Bunları çok severim. Tabii isterseniz. Saman. Çalı çırpı da koyabiliriz. Bunları koyup hesaplayabiliriz. İster adet olarak. İster ağırlık olarak. Dedim ya! Kutu sizin! Ne isterseniz onları koyun… Sahiden, siz olsanız ne koyardınız?
Ama ben diyorum ki. Gelin şimdi. Bambaşka bir şey koyalım. Değişik bir şey! Neyi mi?.. Hayatı koyalım. Diyorum ki. Yaşamımızı kutunun içine koyalım… Ne dersiniz? Olur mu? Neden olmasın ki! Hem de çok basit. 80 rakamının birimini değiştirelim yeter. 80 in birimi bir insanın yaşı olsun mesela. Yani yaşadığı yıl sayısı. Bu durumda. Yani doğumdan vefata tüm hayat. Ne oluyor? Bir yıl için bulduğumuz 8760 saati. 80 yıl ile çarparsak. 700 bin saat oluyor. Yanlış duymadınız. 700 bin saat! Allah Allah! Koskoca bir hayat. Hepsi bu kadar mıymış?
Galiba biraz üzüldünüz! Hadi üzülme sözcüğünü kullanmayalım da… Muhtemelen şaşırdınız diyelim! Bu değeri bulunca ben de şaşırdım. Bir insan hayatı. Çoğumuzun , sanki sonsuzmuş gibi yaşadığı bu hayat. Bu kadar kısa mı diye. O kadar ki, bu sevimli sayıyı. Gündüz ve gece durmadan. Saymaya kalksaniz. Sadece 5 gün sürüyor. Hepsi bu kadar!
Belki daha da fazla şaşırtan şey. Hep bildiğimiz ama farketmediğimiz bir şey. O da, şu ki. Saymanız bir yerde duruyor. Yediyüzbin dediğiniz anda. Bitiyor! Yani saymanın bir sonu var! Ve bu noktada durup. Sayılacak bir rakamın kalmadığını anladığınızda. Şunu kavramaya başlıyorsunuz. Şu bir saatlik süre. Hayatımızı yaşarken. Şöyle böyle harcadığımız. Hovarda gibi kullandığımız şu bir saat. Onun içindeki dakikalar. Saniyeler. Ne kadar da değerliymiş!.. Bunu anlıyorsunuz!
Çünkü unutmayalım ki. Bu bir “havuz problemi” değil! Evet aşağıdan, saat be saat bu kutu boşalıyor. İsteseniz de. Istemeseniz de. Her an boşalıyor. Ve bu sizin kontrolunuzda değil. Ama öte yandan. Havuz problemlerindeki gibi. Bu kutuyu yukarıdan dolduran başka bir musluk da yok. Hayat dediğimiz şey bu! Hayat, altı delik bir kova. Sadece boşalıyor.. Sadece!.. Bunu farkeden Montaigne, “Ömrümüzün her günkü işi, ölüm evini kurmaktır” diye yorumlar hayatı…
Ama yine de yapabileceğiniz bir şey var. Siz, kutuyu dolduramazsınız. Ama saatleri doldurabilirsiniz. İşte sizin elinizde olan bu. Yalnız bu! İster öfke ile, ister sevinç ile. İster konuşarak, ister düşünerek. İster sevgi ile. İster nefret ile. İster üreterek, ister tüketerek. İster dostlarla sohbet. İster kötülerle kavga… Bunlar sizin elinizde. İşte buna memnun olabilirsiniz. Olmalısınız da! Çünkü elinizde sadece bu var..
Ama ayrıca. Belki. Teselli olarak. Sevineceğiniz başka bir şey daha söyleyebilirim. O da şu ki. Saat diye bir şey yok! Ne saat. Ne dakika. Ne nono saniye. Ne gün. Ne hafta. Ne asır. .. Ne evrende. Ne dünyada. Ne tabiatta. Bunların hiçbirisi yok. Bunların tümü. Bu sözcüğü kullanmak durumundayım. Bunların tümü “insan uydurması”. Özetle “zaman” diye bir şey yok! Einstein’ ın daha zarif bir deyişiyle. “Zaman, bu büyük bir yanılsama”.…. Zaman. Hayatın sürekliliğini. Doğal akışını. Böle parçalıya dilimleyen bir testere bu!
Gerekli miydi? Kurulan hayat biçimiyle. Adım adım gerekli hale getirildiği doğru… Ama sonra. Öyle bir noktaya gelindi ki. Zaman kafesleri bir hapishane oldu. İçinden firar edemeyeceğiniz bir hapishane. Bakın haftalık programınıza! Neler yok ki! Dikkatle bakınca göreceksiniz ki. Hayatınız dilim dilim!… Ve bugün insan. Bir zaman hapishanesinde. Hayat ise dışarıda. Ve hayata kaçamıyorsunuz… Uyduruk zamanın baskısıyla. Oradan oraya koşuşturup duruyor; Hayatla buluşamıyorsunuz!
O zaman ne yapmalı? Evet bir şey yapmalı. Hapihaneden kaçmalı. Ben şöyle bir yol buldum. Saymıyorum!.. Bu kadar basit! Zamanı saymıyorum! Zamanı yok varsayıyorum…. Zamanı gösteren aletleri. Kendimden uzak tutuyorum. Eğer saymıyorsan yok oluyor. Tabii ki bu dünya halinde. Adım adım kurgulanan. Bu düzen içinde, bu kolay olmuyor. Ama böyle düşündüğünüzde. Tercihlerinizi böyle şekillendirdiğinizde. Zaman denilen o hayalet. Sizden adım adım uzaklaşıyor….
Sayıları severim. Tabiatın dili olan. Matematiğe büyük saygı duyar. Ve her anlamda kullanırım. Ama zaman için bir rakam kullanmıyorum. Zamanı saymıyorum…
Zamana karşı saygısızım!
Devamı gelecek >>
Önceki Yazı : Yılbaşı Oyunu 1 – Yediyüz
İzleyen Yazı : Yılbaşı Oyunu 3 – Sahici Hayat
