Büyük Buhran 1 : Felaket Ahmet

Annesi ve babası adını “Burhan” olarak koymuş. Ama biz ona “Buhran” deriz. Burhan. Dede adıymış. İlahi aydınlık demekmiş. Ve bu sözcük. Kitaplarda geçermiş. Galiba ilahi kitapların birinde. Her neyse! Bunları bize anlatır anlatır övünürdü. Bir çocuk. İsmiyle neden övünür durur ki. Bunu pek anlayamazdık…

 

Okumaya devam ediniz

Sonraları. Uzaklarda oturan bir ağababası olduğun öğrendik. Onun sözünden pek çıkmazmış. Sık sık ziyaretine gider. Akıl alırmış. Burhanı. Bizim mahalleye getiren de o ağababaymış zaten. Bunu da sonradan öğrendik. Günlerden birinde. Oradan gelen bir mektubu bize göstermişti. Mektup. İsminin nümerolojik analizini açıklıyordu. Her ne demekse! Buna göre de.

Doğuştan lider özelliklerine sahipmiş. Çok hırslıymış ve bu hırsı kullanmaktan çekinmezmiş. Lider olmanın verdiği hükmedici tavırlara sahipmiş. Kimseyi umursamaz. Herkesi de kullanırmış… Bizim çocuksu zihnimizde tüm bunlar. Bir şey ifade etmiyordu tabii ki…

Mahalleye sonradan taşınmışlardı. Nereden geldiğini ise hiçbir zaman öğrenemedik. Mahallede Kimi zaman oradan. Kimi zaman da şuradan olduğunu söylerdi. Şartlara göre… Sonuç olarak. Soyu sopu belirsizdi. Ama bu. Biz çocukların önemseyeceği bir şey değildi. Sonuç olarak o da. Bir arkadaştı bizim için… Bir mahalle arkadaşı. Onunla da. Birdirbir. Saklambaç. Oynayacaktık. Ağaçlara tırmanacak. Daldan dala şakalaşacaktık. Bazan gülecek. Bazan kızacak. Sonra da barışacaktık. Mahalle böyle bir yerdi… Ama. Günler geçtikçe anladık ki. Onun varlığıyla. Mahallenin iklimi. Arkadaşlığın huzuru. Bozulmaya başlamıştı. Sanki onun bulunduğu yerlerde. Onun tepesinde bir kara bulutla birlikteydi. “Hoş Memo” çizgili hikayedeki “Felaket Ahmet” gibiydi. Bilirsiniz. Hoş memo adlı bir kişinin maceralari vardı. Bir gazetenin pazar ekinde okurduk. Amerika’nin guneyinde. Bir hayli geri kalmis. Cahil az biraz salak ve çocuksu gençleri anlatirdı. Efsane Al Capp, yazar cizerdi. Bütün adamlar çirkindi. Ama Hoş Memo adı gibiydi. Yakışıklıydı. Tüm kadınlar ise. Onlar birer afetti… Felaket Ahmet tiplemesiyle hafızalara kazınmıştı. Felaket Ahmet. gittiği her yere kendi berbat mizacını taşır. Başının üstünde hep o uğursuz kara bulut ile dolanır dururdu.

Ama. Hatırladığım kadarıyla. Hoş memo bandında ve hatta Felaket Ahmet’in bile. Bir mizah duygusu vardı. Bizim Buhran da ise. Mizahın damlası yoktu. Ne şaka yapar. Ne şaka kaldırır. Ne de eğlence bilirdi. Gülmezdi bile. Gülmek yüzüne yakışmazdı. Sadece bazan sırıtırdı. Dedim ya. Tuhaftı. Kötüce bir tuhaflık. Ya da tuhaf bir kötülük.…Sonunda ona. Burhan yerine. “Buhran” demeye başladık. Yakıştı da. Adının hakkını verdi. Giderek daha fazla. Daha da fazla..

Buhran dedik çünkü.. Hastalıklı bir durumu vardı. Alışkın olmadığımız. Sıkıntılı bir hal. Giderek de tehlikeli. Rahatsızlık. Gerginlik. Bunalım. Ne derseniz deyin. Sonuç olarak. İyilik olmayan bir durum…. Güzel güzel. Oynayıp eğlenmek varken. Kavga çıkarırdı. Sürekli sağa sola sataşır dururdu. Önceleri gırgır geçiyor sanırdık. Şakaya vururduk! Ama giderek farkettik ki. Şaka değildi.. Huyu böyle idi. Ne yapar eder. Hep kavga edecek birini bulur. Bulamazsa da yaratırdı. Sonrasında da. Üstüne üstlük. Bir de. Sanki mağdur oymuş gibi yapardı…

İlk günden anlamalıydık. Ama. Tüm bunları sonradan sonradan farkettik…

Devamı gelecek >>

İzleyen yazı : Büyük Buhran 2 –

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s