Herşey

 

Birdenbire olmadı. Adım adım geldi şaşkınlığım. Çarşı pazar gezerken. Reklamlara bakarken. Dergileri okurken. Önceleri sadece dikkatimi çekti. Bir gariplik hissettim. Bir iki derken, baktım ki herşey böyle. İşte o noktada şaşırdım. Sahiden şaşırdım. Neye mi şaşırdım? Herşeye! Etrafımızdaki herşeye. Yediklerimize. Kullandıklarımıza. Eşyalara. Aletlere…Bugünkü herşeye.

Farkında mısınız? “Herşey başka bir şey oluyor.”

Okumaya devam et

Matah

 

Gazetelerin spor haberlerine göz atıyordum. Birden aklıma düştü. Bir isim, bir resim çağrıştırdı sanırım. Tek bir sözcük. “Matah”. Önceden, bir şekilde söylenmiş ve yazılmış olmalıydı. Aklıma gelecek başka sözcük mü yok! Demek zamanında takılmış zihnime. Matah. Biliyorum, “matah” iyi olan bir şeyi anlatır. Ama bu yazıda değil! Burada, ben matah deyince, iyi olmadığı halde, kendini iyi sananı anlıyorum. İyi olmayıp da iyiymiş gibi görüneni. Kendini iyiymiş gibi göstereni. Kendini iyi olarak sunanı. Yani “güya-matahmış” anlamında. Bunlar geldi aklıma. Matahlık oynayanlar.

Okumaya devam et

TeleSosyal

telefon

Çarpıştık. En sonunda olacağı buydu.

Bu gibi durumlarda “Mentalist” dizisindeki  “Cho” ya benzetirim kendimi. En az sözcükle idare ederim. Ya da hiç konuşmam. Hiç bir şey olmamış gibi yaparım. Geçer giderim. Neyi tartışacağım ki? Ve kiminle?

Yürüdüm gittim. Ama..

Okumaya devam et

Ondokuz

kibrit

 

Babam, “ gelsene Haluk” diye çağırdı beni yan odadan.

Bu gün okul yok. Tatil. Işıl ışıl bir gün. Mayıs günlerinden biri. Sokak beni çağırıyor. Oyun oynamak geçiyor içimden. Ama, mutfaktaki masanın üzerine kitapları koymuş çalışıyorum. Kitap dediğime bakmayın. İlkokul sınıflarından birindeyim. Ya üç ya dört. Belki de ikinci sınıf. Okuma maceram yeni yeni başlıyor anlayacağınız. Babam neden çağırıyor ki beni? Tuhaf!

Okumaya devam et

Çocuk

23N

 

İlk hatırladığım bir ateş. Hıdrellez ateşiymiş sanırım. Sağa sola kıvılcımlar saçarak, salına salına gökyüzüne doğru uzanıp giden bir ateş. Bebekliğimde ilk hatırladığım bu. Annemin kucağındayım. Yumuşak bir beze sarmalamış beni. Döne döne ateşin üzerinden atlıyor. Gülüyor. Neşeli anneciğim. Ben de kucağında. Kucak. Sıcacık. İşte ilk “sevgi” yi tam da o anda orada hatırlıyorum. Tarihi tabii ki bilmiyorum. Ama ilk 23 nisan’ım o gündür benim. Sevgiyi hissettiğim gün. Annemin yüzünde “neşe” yi ilk gördüğüm an.

Okumaya devam et

Alelade Şeyler 2 – Pasta

 

duvar

 

Ne zaman bir pastanenin önünden geçsem, başımı hafifçe vitrine doğru çevirir, yan gözle bakarım. Acaba kırık mı diye. Vitrin camı çatlamış mı? Cam kırıntıları pastaların, kurabiyelerin üzerine dökülmüş mü? Pasta kremaları ezilip yerlere yapışmış mı? Aklımdan bu sorular geçer. Ve bir resim belirir gözümün önünde. Kırık tahta parçaları. Yırtılmış perdeler, bezler. Ters dönmüş çikolata kutuları. Üzerine basılmış. Ezilmiş. Yerde yan yatmış bir tartı. Ters dönmüş bir kasa. Her yana saçılmış bozuk paralar.

Bu neyin resmi?

Okumaya devam et