İTÜ 3 – Ayrı Dünyalar

Teknolojik ilerleme, bize sadece, geriye doğru gitmek için daha verimli araçlar sağlamıştır / Aldous Huxley (1894 – 1963) İngiliz yazar ve filozof.

Şimdi. Okuma serüvenimin başlangıcına. İlk okuluma dönecek olursam. Özetle söylemek istediğim şudur ki. İlk okula başladığımda. İTÜ yü tanımıyordum. Bilmiyordum. Yolumun İTÜ ile kesişmesi için. Hiç bir belirti yoktu… Ayrıca. İTÜ ile rastlaşmam için. Hiç bir ihtimal yoktu! Hiç bir fırsat da olamazdı… Olamazdı çünkü….

Çünkü, dünyalarımız çok farklıydı! İTÜ, bir kurum olarak. Ve ben, bir kişi olarak. Ayrı dünyalarda. Birbiriyle uyumlu olamayan. Farklı gerçekler içinde yaşıyorduk!… “Ne demek istiyorum?” diye sorarsanız. Bunu anlamak için, isterseniz, öncelikle okulun adına bakalım. “İstanbul Teknik Üniversitesi“. Baştaki sözcük, “İstanbul”! Bu tamam, İstanbulu çok severim. İstanbula çok bağlıyım. Son sözcük, “Üniversite”! Bu da tamam! Okuyup adam olacağım ya! Ehh! Bunun için de en iyi yer bir üniversite! Ama arada bir sözcük var ki! “Teknik” İşte bu sözcük bana hiç uymaz!… Yani biliyoruz ki. İTÜ özetle, teknoloji öğreten bir yer. İlk gününden beri böyle. Burası, tersane ve donanmanın geliştirilmesi amacıyla, mühendislik eğitimi vermek üzere kurulmuş bir teknoloji okulu..Tarih boyunca da hep aynı kalmış. İTÜ’ nün Türkiyedeki ilklerine bir bakın…. İlk kez televizyon yayınlarının yapılması. İlk üniversite radyosunun kurulması. İlk kez bir üniversitede bilgisayar kullanılması. İlk defa bir Türk üniversitesinin uzaya uydu göndermesi. İlk yerli haberleşme uydusu. İlk yerli helikopter. İlk yerli insansız otomobilin yapılması… Hepsi Teknik! Hep Teknik!

Tüm bunları farkediyor olsam. Benim ne işim olurdu İTÜ ile. Çünkü…. Çünküsü şu. Ben yapı olarak. Teknik konularla mesafesi olan bir insanım. Teknoloji benim ilgi alanım değildir. Teknolojiye soğuğum. Teknolojiyi merak etmem. Teknolojiyi kullanmak zorunda kalırsam da.. Ancak ihtiyaç duyduğum an ve ihtiyacım kadar kullanırım. Bir adım ötesini de hiç düşünmem. Çocukluğumda da böyleydi. Bir çocuk en azından. Havada dolanan uçakları merak eder değil mi? Pilot olmak ister değil mi? Hayır! Annemin söylediğine göre. Ben havadaki uçakları değil. Topraktaki karıncaları merak edermişim… Ev telefonu çaldığında. Onu açan olmamak için karyolanın altına  saklanırdım. İlkokulda, okumayı yazmayı öğrenmeye başladığım yıllarda. İlk işim, şiir yazma çabasıydı. Kedim. Okulum. Evim… diye. Küçük dörtlükler yazardım. Amcam bu şiircikleri alır. Daktiloda yazar. Sayfaları zımbalar. Önüne de bir karton takıp üstüne adımı yazardı. “Şiirler / Haluk Erkut”. Sonra da bana verir. “Haluk’un kitabı” derdi…. Gençlik yıllarımda. Tüm arkadaşlarımın. Araba motorlarını, kaportalarını tartıştığı o dönemde. Ben arabaların markalarından bile anlamazdım. Hatta. Belki şaşırtıcıdır ama. Yüksek binalarda bile. Babamdan gelen alışkanlıkla. Merdivenlerden çıkar. Asansörü kullanmak istemezdim.

İşte böyle! Benim anlayışım. Alete ihtiyaç duymadığım. Alete zorunlu kalmadığım her işi. Alet kullanmadan yapmayı denemektir. Yani özetle. Hayatımın her döneminde. Benim makinalara bir ilgim yoktu. Makinalarla aram açıktı. Ve bugün daha iyi anlıyorum ki. Ve yaşamımdaki kişisel tercihlerim de… gösterdi ki. Bu doğuştan gelen bir özellikti. Yani bu değiştirilebilir bir özellik değildi. Değiştirme çabasına da girmedim!

Şimdi söyleyin bana. Nasıl olsun da benim yolum Teknik bir okulla. İTÜ ile kesişsin?

Ama kesişti!

Devamı gelecek >>

Önceki Yazı : İTÜ 2 – İTÜ Feylesofları

İzleyen Yazı : İTÜ 4 –

İTÜ 3 – Ayrı Dünyalar” üzerine bir yorum

Yorum bırakın