Sonuç 3 – …. demek ki varım!

“Ya susmak ya da suskunluktan daha kıymetli bir söz söylemek gerekir.” Pisagor (MÖ.570 – MÖ.495 / Antik İyonya düşünürü)

Bir yanda düşünceler. Öte yanda eylemler. Düşünüyoruz ve yapıyoruz. Anahtar da elimizde: 3T! Yani, neyi, nasıl ve neden yapacağımızı da biliyoruz. Ama gel gör ki. Yapamıyoruz! İstesek de yapamıyoruz! Çünkü, günümüz dünyasında. Düşünce ile eylemin arası giderek açılıyor. Bu aralığa bazı yeni unsurlar sızıyor.  Düşünceler mütasyona uğruyor. Ve eylem, düşünceden uzaklaşıp. Yerini kaptırmaya başlıyor…

Yaklaşık, son yarım asırdır. Düşünceden eyleme uzanan yol  bozuluyor ve mutantlar türüyor. Bunlardan ilki. “Konuşuyorum Demek ki Varım” mutantı. Bu mutant nasıl oluştu, dersek. Kısacası şu ki, düşünce, varlığını teknolojiye teslim etti. Önceleri, yalnızca dört işlemi yapan. Ardından, kosinüs, sinus, logaritma… Her hesabı yapabilen hesap makinalarıyla başladı bu iş. Sonrasında, ilk adı “elektronik beyin” olan bilgisayarlarla sürdü bu devir teslim. Dikkatinizi çekiyorum: Beyin! El kol değil! Beyin. Yani, düşünme işimizi. Gönüllü olarak, aletlere vermeye hazırlanmışız demektir bu! Ardından, telefon sanılan aletlerle. Ve giderek en sonunda da. Yapay zeka uygulamalarıyla. Düşünme gücü, adım adım makinalara terk edildi. 

Buharlaşan insan  düşüncesi. Giderek  sözcüklere sığınır oldu. Aslında sadece, anlam taşıyıcısı birer kabuk olan sözcükler de şişti, kabardı ve dolup taştı. İçleri boşaldı. Ve düşünce, adım adım derinliğini kaybetti. Derinliğin o asil sessizliğinden. Sözcüklerin kaba gürültüsüne geçildi. Şarkılarda da öyle olmadı mı? Nat King Cole ‘ lerden. François Hardy’ lerden bugün nerelere gelindi? Zeki Müren’ lerden. Emal Sayın’ lardan bugün nerelere gelindi? Louis Armstrong’ un “What a wonderful Life” ından. Jean Ferrat’ nın “C’est beau La Vie” sinden. Nasıl bir hayata geçildi? Yeni nesil bana kızabilir! Evet, En azından kızsınlar. Tabii ki kızsınlar ve biraz eskilere bakıp. Sonrasında düşünsünler. İsterlerse de bana, “eski kafalı” desinler!

Bu gürültü içinde, zaman zaman da olsa, belirli düşünceler yer almıyor değil tabii ki. Ancak bu düşünceler. Anlamı açıklayan basit ifadeler yerine. Süslenmiş ve de üstelik uydurulmuş sözcükler kullanılarak  ifade edilir oldu. Keçiboynuzun içinde bal arıyor gibi. Yaldızlı sözcükler içinde düşünce arıyorsun. Ve sonuç olarak Anlam kayboldu. Evet, anlam kayboldu!…  Daha da kötüsü. Anlam kaybolunca. Duygular da, ruh da bizleri terketti. Her şey şekil oluverdi!

Bakın mesela medya dünyasına. Ve medyada olmaya heveslenenlere. Konuşmadan yaşayamayanlar. Konuşmazsa, yok olacağını sananlar. Konuştukça kendisine aşık olanlar. Kanal kanal dolananlar. Haberciler. Sunucular. Yorumcular. Siyasetçiler. Reklamcılar. Ünvanı iletişimci olanlar. Özellikle de, son zamanlarda, siyasi iletişimci kesilenler… Dinleyin bunları. Dinlerseniz eğer, göreceksiniz ki.  Bir yanda sözcükleri silah gibi kullananlar var. Öte yanda, sözcükleri kalkan gibi bile kullanamayan.  Aşağılarda keskin bir mücadele sürerken. Mücadele alanından uzak bir tepede. Ağacın gölgesinde. Güle oynaya. Kaymaklı kadayıf kıvamında. Aynı konuların sohbetini yapıp duranlar var.

Medya, sadece bir örnek. Ama örnek olan bir örnek. Düşünmeden izlenen. Farketmeden taklit edilen bir örnek! Sonrası. Evlerin odalarında. Çarşılarda pazarlarda. Plajlarda lokantalarda. Otobüslerde yollarda. Kahvelerde cafélerde… Her yerde. Aynı boş konular etrafında dolanıp. Konuşuluyor…..  Medya konu üretiyor. İnsanlar konuları tüketiyor. Kendilerini var etmek! Kendilerini farkettirmek için…

Bakın işte! Ben de bir sürü boş laf ettim! Burada keseyim en iyisi! Ne demek mi istiyorum? Özeti şu! Görüyoruz ki konuşarak  sonuç alınamıyor!..

Peki, o zaman, ne Yapmalı acaba? Soralım bi kendimize…..

>> Devamı gelecek

Önceki Yazı : Sonuç 2 – Şifreli Anahtar

İzleyen Yazı : Sonuç 4 –

Yorum bırakın