Kavşak 2 – O Viagem do Elefante

Hayat bir tabur vukuattır; kumandanı: tesadüf”. Cenap Şahabettin / (1870-1934), Servet-i Fünun dönemi Türk edebiyatının şiirdeki en önemli temsilcilerinden, doktor ve yazar.

Hayatıma bakıp.

Tuhaf sorular sorup. Garip cevaplar bulmuştum!

İlk gariplik “özgürlük” ile ilgiliydi. Hayat bana demişti ki. “Öyle bildiğin gibi yaşayamassın! Beni yaşamakta. Benimle yaşamakta özgür değilsin!..” Evet! Zor da olsa, bunu anladım. Bana çok garip gelmişti! Şaşırmıştım.. Ama. Daha da garibi  vardı! Devasa bir evrende. Bir köşeye atılmış bu insanlık. Hayatın karşısında, hiçbiri özgür olmayan bu insanlar.. Karanlık oyunların içinde. Yüzyıllardır, birbirleriyle özgürlük mücadeleleri yapıp duruyorlar. Bunu farkedince. Daha da çok şaşırıp. İsyan etmiştim. “Neyin kavgası bu? Nasıl bir mücadele bu? Şu kısacık hayatı. Doğru düzgün yaşamak varken. Ne ile uğraşıyorsun ey insanoğlu?” diye. Sessizce. İç dünyamda haykırmıştım…

Gariplik üstüne gariplikler de gelince… İnsan kendi kendisine sormadan edemiyor. “Ne biçim bir hayat bu?”diye. İşte tam da bu soruyu sorduğunda ise.. Yine de. Bu hayatı yaşamak Hayat ile birlikte olmak için. Bir teselli arıyor insan… Peki buluyor mu?

Ben aradım! Ve. Tutunacak bir şey buldum…

Farkettim ki. Bir insanın tek özgürlüğü. Ve aslında en büyük özgürlüğü. Tercih yaptığı noktalardadır. Her insan. Nerede olursa olsun. Her an. Küçük veya büyük. Önemli veya önemsiz. Bir şekilde. Bir tercih yapmak durumundadır. Mesela, bir lokantaya girip. Salata yerine, çorba isteyebilirsin. Bu bir tercihtir! Mesela, işten çıkınca. Yürümek yerine, bir taksi çevireyim diyebilirsin. Bu da bir seçimdir. Mesela. Geleceğini düşünüp. Ekonomist olmak yerine, Mühendis olayım tercihini de yapabilirsin… Daha birçoğu.. Hayatın içindeki tek özgürlük de. Tam bu noktalardadır. Ama hepsi bu kadardır. Bunun ne öncesi vardır. Ne de sonrası. Yani özgürlük. Sadece. O kısacık. Tercih saniyelerinin içine sıkışmıştır! Süreleri kısadır. Bir andır. Ama sayıları çoktur! Her an karşına çıkar…

Bir de şu var…

Çoğu insan sanır ki. Bu tercihler, tasarlanan konularla, yapılan planlarla ilgilidir. Hiç de öyle değildir! Bir tercihin geçmişine bir yolculuk yapmaya kalkınca. Bir çok insanın tercihlerinin. Senin tercihlerinle bağlandığını görürsün. Kendi seçiminin ötesinde. Çok daha geniş. Çok daha bulanık. Bir tercih alanı olduğunu hissedersin.… Ve bu alandaki olayların. Hayatın akışını çok daha baskın bir şekilde etkilediğini… Ve şekillendirdiğini anlarsın. Benim hayatımda böyle oluyordu! Ama Montaigne, bunu asırlar öncesinde keşfedip. Özlü bir şekilde ifade etmiş bile: “Yaptığımız işler, kendimizden çok, tesadüflerin eseridir.

Yaşıyor ve biliyoruz ki. Ne kadar sıkı bir plan yapılıyor olsa da. Ne kadar kararlı bir yaklaşım gösteriliyor olsa da. Evdeki hesap çarşıya uymaz. Ve. Hayatın her anında. Her insanın karşısına. Kendisinin dışında şekillenen. Beklenmeyen  olaylar. Bir anda çıkıverir. 

Mesela. Şu anda bu satırları okumak. Sizin tercihinizdir. Ve, bu yazı, beklenmeyen bir şekilde, ekranınıza düşmeseydi. Hiç şüphesiz. Farklı bir şey yapmayı düşünüyordunuz. Mesela, sohbet edip konuşmak için. Bir arkadaşınıza telefon etmeyi isteyebilirdiniz.  Ama. Kendi iradeniz ile. Okumayı tercih ettiniz. Ve bu tercihle. Evde kalıp. Yeni bir tercihler yoluna girmiş oldunuz… Mesela. Yazıyı okurken. Bir cümleyi tam anlayamadınız. Aklınız karıştı. Çalışma odanıza gidip. Babadan kalma büyük bir sözlüğü aradınız. Tabii ki yapay zekaya da sorabilirdiniz. Ama tercihiniz sözlük oldu. Sözlüğü alıp, sayfalarını çevirirken. Sayfaların arasından soluk bir resim yere düştü. Eğilip aldınız. Almayabilirdiniz. Ama aldınız!..Resmi görünce duygulandınız. O resimde. Siz üç dört yaşındasınız. Ve dedenizin kucağındasınız. Soluk. Biraz buruşmuş. Siyah beyaz bu resmi görünce. Bu tür eski fotoğrafları sakladığınız çekmece aklınıza geldi. Gelmeyebilirdi. Ama geldi!..Gidip çekmecedeki o resimleri halının üzerine döküp. Tek tek bakmaya başladınız… ve… İşte böyle! Bir tercihler patikasında ilerliyorsunuz. Böyle sürer gider…

Ama mesela. Arkadaşınıza telefon etmiş olsaydınız. Başka bir tercih patikasında ilerleyecekdiniz… O, belki de sizi sohbet etmek için. Bir çay içmeye davet edecekti. Ve belki de. Gittiğiniz o çayhanede biriyle tanışacaktınız. Tanışmayabilirdiniz. Ama tanıştınız!..O kişiyle, aranızda yeni bir dostluk bağı kurulacaktı. Sık sık buluşup…ve..  İşte, bu da böyle sürüp gidecekti… Farklı bir tercih patikası!

Geçmişime bakıp düşününce. Basit gibi görünen bu bağlantıların. Aslında oldukça karmaşık olduklarını farkettim.. Biraz daha derin düşünmeye kalkınca. Nobel ödüllü portekiz yazar Jose Saramago’nun. “Filin yolculuğu / O Viagem do Elefante” kitabı aklıma geldi. 16. yüzyılda Lizbon’dan Viyana’ya giden Süleyman adlı bir filin. Masalsı yolculuğunu anlatan bu kitaptaki. Bir ifadeyi hatırladım: “Hayat rastlantılarla doludur. Ne tuhaf! İnsanlar bunun farkına bile varmazlar.

Gerçekten öyleydi! Farkına bile varmamıştım! Şaşırdım! Biraz sorgulayıp. Kağıt üzerinde. Bir kara kalemle. Bir tesadüfler haritası oluşturunca… Geçmiş hayatımın tesadüflerle sarılmış olduğunu hissettim. Karşıma çıkan her olay. Geçmişteki tesadüf ağları ile oluşuyordu. Her tercih. Sonrası için de. Yeni bir tesadüfler ağı örüyordu. Hayret ettim! Dona kaldım!… Holmes, ne kadar haklıymış diye düşündüm: “Hayat, küçücük şeylerden meydana gelen kocaman bir demettir.” diyen Oliver Wendell Holmes.

Şaşkınlığım geçip. Kendime gelince. Aklım, düşünce sepetinden. Bana, yeni bir soru daha göndermişti bile: Beklenmeyen bir şekilde önüne çıkıveren. Bu olaylara “rastlantı”. Ya da “tesadüf” diyebilir misin acaba?

Artık bu soruyla. Kavşağa doğru yola çıkmış oluyordum..

Sadece iki yola açılan o kavşağa…

Devamı gelecek >>

Önceki yazı : Kavşak 1 – Tuhaf Sorular

İzleyen yazı : Kavşak 3 –

Yorum bırakın