Marka’j

 

Zaten. Şu “marka” kavramı ile. Derdim vardı. Bir de. O söyleşiyi okuyunca. Aldım kalemi elime. Hırsımı kağıtlardan çıkardım… Sonra da buruşturup. Attım bir kenara… Sevimsiz duygularımın çoğunu paylaşmam. Ama hiçbirini de içime atmam. İçimde tutmam. Çoğu zaman yazarak. Kendime yazarak. Duygularımı dışa dökerim. Kurtulurum onlardan. Sonra da. Çöpe atarım… “Marka olmak” anlayışına. Marka kavramına karşı da değişik duygularım vardır. Oldum olası kızmışımdır bu sözcüğe. Bu beş harfin içinde. Gerçeklikten uzak. Bir “sahtecilik” duygusu taşıdığı. İzlenimi alırım. “Aldatma” ile doldurulmuş bir boşluk…

Okumaya devam et

Yarım Elma 2 – Görünmez el

 

Konu bu! Çarklar dönmeli. Öyle söyleniyor. Böyle sunuluyor. Ticaret çarkı dönmeli. Adeta beynimize kazınıyor. Bunu yapmak zorundalar. Çünkü biliyorlar ki. Çarklar dönmez ise. Oyunları sona erer. Çarkların dönüp dönmemesi ise. Farkında değiliz ama. Bizim elimizde. Tüketicilerin! Kullanıcıların! Biz alırsak çark döner. Almazsak dönmez. Hepsi bu kadar basit.

Okumaya devam et

Yarım Elma 1 – Alışveriş Kapanı!

Birdenbire gözüme çarptı. Otobüsün camından bakarken. Görmemle geçip kaybolması da bir oldu. Ama hatırlıyorum. Büyük bir reklam panosu. Üzerinde bir afiş. Onunda üzerinde iki sözcük : “Alışveriş yaşatır”. Sonra düşündüm. Sordum içimden. “Kimi yaşatır?” diye… Biliyorum ki. Alanı yaşatmaz. Parayı vereni yani. Mesela beni. Yaşatmaz. Belli ki bunu yazdıran. Bir şeyler satmak istiyor… Ne dünya ama! Her kes birşeyler satmak istiyor! İyi. Satsın da. Onun bir malı satması. Neden benim hayatımın konusu oluyor ki? Benim hayatımdan. Ona ne? Alış veriş yaşatırmış! Yani. Yaşamak için alışveriş yapmalıymışım! Ona ne? Her kimse O!

Okumaya devam et