Önce yol kenarındaki böğürtlene sordum, “Senin ünvanın var mı?”… Tuhaf bir şekilde bakakaldı. Sanırım anlamadı soruyu. Biraz daha ilerleyip, koruluğun ortasındaki çınar ağacının yanına gittim bu kez. Ne de olsa o heybetli bir ağaçtı, beni anlardı. “Senin ünvanın ne?” diye sordum ona da. “Benim ünvanım yok” dedi. Biraz şaşırmadım dersem yalan olur. Koskoca çınar… Heybetli mi heybetli… Hele marifetleri saymakla bitmez. Herşeyden önce bir gölge ağacı. Kirli havaya dayanıklı. Mürekkep yapımında bile kullanılıyor. Diş ağrısına dahi iyi geliyor. Yanıkları iyileştiriyor. Kökleri, kabukları ve yemişleri ayrı ayrı faydalı… Ama ünvanı yok işte! Olmalı mıydı?
Yazar arşivleri: erkutha
İK ne işe yarıyor?
Organizasyonların insanlarla ilgili sorumluluk taşıyan bölümlerine uzunca bir süredir “insan kaynakları” deniliyor. İlginç bir bölümdür. Farklıdır. Diğerlerine benzemez… Her şeyden önce bilinen standart bir yapısı yoktur. Parayla, üretimle ya da satışla ilgilenen birimler, sorumluluklar açısından, şirketten şirkete temel bir farklılık göstermezken, bir şirketin İK düzeni ve uygulamaları diğer şirketlerinkinden temelde farklı olabilir. Ayrıca, her bölüm kendi sorumluluklarını kendileri yerine getirirken, İK nın işleri diğer bölümlerde yapılır. Belki de bundan dolayı, herkes İK yı bilir; bildiğini düşünür…Güzel de, gerçekten bilir mi? Okumaya devam et
Simitçi simit satar, Yönetici ne yapar?
Daha ilkokula gittiğiniz ilk gün bir müdürle karşılaşırsınız. Açılış töreninde konuşma yapar. Bir daha da görmezsiniz. Dersleri öğretmen anlatır. Soruları ona sorarsınız. “Peki bu okul müdürü ne yapar?” diye meraklanırsınız.İlerleyen yaşlarda, bir restorana girersiniz. Yemekleri garson getirir. Hesabı da. Yemekleri hazırlayan da mutfaktaki aşçıdır. Bir köşede durup etrafı seyreden şef garsonun ne yaptığı aklınızı kurcalar. Kurcalamaz olur mu?
Tersyüz olan hayatlar
Tabii ki yaşıyoruz. Nefes alıyoruz. Yani hayattayız. Ama yaşadığımızın farkına varıyor muyuz acaba? Hissedebiliyor muyuz yaşamış olmayı. Geçen ince zaman dilimleri dolduruyor mu tüm benliğimizi. Hayatta kalmaktan değil, yaşamaktan söz ediyorum. Yaşıyor muyuz? 80 yıl kadar önce Freud şöyle yazmıştı: “Hayatın iki temel atardamarı vardır : sevmek ve çalışmak.” Yaşadığımızı hissedip hissetmediğimizin ölçüsü bunlar olabilir mi acaba? Ne kadar da farklı iki ihtiyaç değil mi? Size de öyle görünmüyor mu?



