Kutu 10 : Kon – Tiki

Yerdeydi Bay X. Kutudan. 128. kattan atlamıştı. Etrafındakileri. Selfi’cileri gözlüyordu. “Bu selfi’ cileri bilirim!” diye geçti aklından. “Daha yoldayken. Alelacele. Bu “Selfi” yi. Facebook sayfasına koyacaklar. İnstagram’ a yerleştirecekler. Ardından… “Aaaa! Yerde kan var!” “ Ne oldu? Nasıl oldu?” “ Bu bir ceset mi? İyi ki başına düşmemiş”… gibi dahiyane yorumlar alacaklar. Sevinecekler… Daha da sonra. Bunlara. Cevabi açıklamalar gelecek. “İşte. Adam yukardan düştü”. “Adam” dediği de benim. Bir insan. “Tam da önüme düştü”…. “Bennnn gördüm”. Tabii bunlar da üstün yorumlar olacak… Ardından da. “Like” sayacaklar. Yarıştıracaklar. Böyle böyle. O gün. O günün anları. Dolacak. Hay huyla! Hay huy’ lardan biri de. “Ben” olacağım. Günün menüsü. Ben. Bay X!”

Okumaya devam et

Misafir 2 – Çöl Çalıları

Sonuç olarak. Dünyanın misafirleriyiz. Gelip gidiyoruz. Kendimizi fazla büyütmeyelim. Herkes öyle. Balıklar da. Kediler de. Kuşlar da. Doğadaki tüm canlılar. Hatta cansızlar bile. Masalda söylendiği gibi. Bir varmış. Bir yokmuş. Ömür nedir ki? Hepsi hepsi. Göz açıp kapama süresi… İnsanın tüm hayatı içindeki. Bir akşam misafirliği kadar… Sakın şaşırmayın. Hesaplayın. Görürsünüz. İlk insan türleri. “Homo türü”. 2 milyon yıldır, yerküre üzerinde. Bir insanın ömrü ise. Fazla fazla 30.000 gün. Sayılı…

Okumaya devam et

Kargacık burgacık Yıl

 

Bu yıl müsvedde bir yıl oldu… Hiçbirşey yerli yerinde değil gibi! Herşey yerini arıyor gibi. Tüm dünya böyle… Müsveddeyi önemserim. Okuma yazmayı öğrendiğimden beri. Hep müsvedde yaparım. Başlangıçta kağıtlar üzerine karalardım. Sonraları. İlk okulun sonlarına doğru. Baktım ki. Kağıtlar çoğalıyor. Dağılıyor. Kayboluyor. Bir defter aldım. Sarı saman kağıtlı. Ve çizgisiz. Ve kalınca. O benim müsvedde defterim oldu.

Okumaya devam et

Yarım Elma 3: Binbir Mal Masalları

Diyelim ki güzel bir tepsi gördüm. Desenler farklı. Renkler pastel. Tam da sevdiğim gibi.. İki soru soruyorum. Birincisi:” Bu bende var mı?” Tabii ki tıpatıp aynısı değil. Ama benzeri var mı? Eğer ki evde var ise.. Estetik iştahımı içime gömüyorum. Konforumdan vazgeçiyorum. Yok eğer bende yoksa. O zaman. İkinci bir soru: “Bu bir ihtiyaç mı?”. Cevap hayırsa. O hoşlandığım şeyin önünden uzaklaşıyorum. Hem de hızla…

Okumaya devam et

Yarım Elma 2 – Görünmez el

 

Konu bu! Çarklar dönmeli. Öyle söyleniyor. Böyle sunuluyor. Ticaret çarkı dönmeli. Adeta beynimize kazınıyor. Bunu yapmak zorundalar. Çünkü biliyorlar ki. Çarklar dönmez ise. Oyunları sona erer. Çarkların dönüp dönmemesi ise. Farkında değiliz ama. Bizim elimizde. Tüketicilerin! Kullanıcıların! Biz alırsak çark döner. Almazsak dönmez. Hepsi bu kadar basit.

Okumaya devam et

Yarım Elma 1 – Alışveriş Kapanı!

Birdenbire gözüme çarptı. Otobüsün camından bakarken. Görmemle geçip kaybolması da bir oldu. Ama hatırlıyorum. Büyük bir reklam panosu. Üzerinde bir afiş. Onunda üzerinde iki sözcük : “Alışveriş yaşatır”. Sonra düşündüm. Sordum içimden. “Kimi yaşatır?” diye… Biliyorum ki. Alanı yaşatmaz. Parayı vereni yani. Mesela beni. Yaşatmaz. Belli ki bunu yazdıran. Bir şeyler satmak istiyor… Ne dünya ama! Her kes birşeyler satmak istiyor! İyi. Satsın da. Onun bir malı satması. Neden benim hayatımın konusu oluyor ki? Benim hayatımdan. Ona ne? Alış veriş yaşatırmış! Yani. Yaşamak için alışveriş yapmalıymışım! Ona ne? Her kimse O!

Okumaya devam et

Kutu 9 – Alcatraz

 

Paatt! Tok bir ses.

Güvenlik görevlisi dona kaldı. Tam da önüne düşmüştü. Gökten mi? Yukarılara baktı gayrı ihtiyari. Bir şey yok! Pencerelerden kafasını uzatanlar yok. Binanın her yeri camdan bir deri. Açılmıyor ya! Ses de geçirmiyor. Hiç birşey geçirmiyor. “İzole!” İnsan hayatları gibi. Burası “Alcatraz”. Bir tür esaret! İş mahkumluğu. Ee! Peki. Nereden düştü bu? Uzaydan mı?

Okumaya devam et